Yazılarım

Başarmak (Y E N İ)

Başarmak

 

Efsane bir adamdı Didi. Ve talebeleri, kalede panterler Datcu,  Adil ve Yavuz, müdafadan ileri doğru, unuttuğum olursa peşinen özür dilerim, Yılmaz, Ercan, Serkan, Şükrü, Timuçin, Niyazi, Alpaslan, Ziya, Önder, Ersoy, Cevher, Nedim, Fuat, Ender, Cemil, Osman… bunlar bir dönemin önemli isimleriydi,  çocukluğumdan aklımda kalanlar, şampiyon olmuşlardı. Öncesi  ve sonrası daha kimler kimler büyük Fenerbahçe’den gelip geçtiler…

 

Ver Lefter’e yazsın deftere diye anlatırdı büyüklerim, ben şahit oldum Cemil, Osman, Ender filelere gönder der dururduk. Maç  biter, Zeki Müren’den şarkılar başlar radyoda ya inleyen nağmeler ruhumuzu sarar ya da şekerli misin vay vay kaymaklı mısın vay vay… Ailecek, konu komşu mahallecek nasıl da mutluyduk.  O yıllardan hafızama yer etmiş büyük bir terbiyesizlik,   nahoş bir olay ben hatırlamıyorum, cidden yok.

 

Futbolun hakim olduğu bir ortamdaysan çoğu çocukken bir takımlı olur insan. Genelde ya babadan ya bir ağabeyden etkilienilir veya başka biri de olabilir bu ama illaki sevdiğin, değerli biridir bu kişi hani rol model diyorlar galiba onun gibi bir şey. Belki de başka vesilelerle veya kendiliğinden bir takımı tutmaya karar verirsin. İçinde bir sevgi kıpırtısı başlar o takıma karşı fakat aslında buna benzer şeyler yetmez. Tüylerini diken diken edecek bir heyecan, mutluluk karışımı o deneyimi yaşaması, o takımın bir maçına gitmesi gerekir çocuğun. Gider, görür, yaşar, o sevgi seline kapılır. Hele ki  tuttuğu takım kazanırsa iyice olur, o takımlı oluverir. Sonra yıllar yılı o takımla unutulmaz anıları, mutlulukları, gururları olur. Ve insan takımıyla, taraftarıyla gitgide bütünleşir, çok ciddi bir sevgi bağı oluşur. İnsanız hani fanatik de olunabilir. Hüzünler, kimi hezimetler de yaşanır, bazen kızılır, çok kızılır, hatta ıslıklanır ama gönül vermişsindir o renklere, unutulur, her ne olursa olsun takımındır, sendendir değişmez. Bunların hepsi olabilir hatta mızıkçılığı, hazımsızlığı bile anlayabilirim  bir yere kadar fakat bu denli terbiyesizlik, anlamsızlık ne? Kafa yarmalar falan? Provokasyon denilip duruluyor hani, kışkırtma yani, kimdir kışkıran, kışkırtan ve ne için, bilemiyorum, anlayamıyorum? Tabi yine bunu bilen, anlayan ulemalar(!) bir sürü şeyler anlatıp duruyorlar fakat ben anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum zaten. Bir takımı tutmak böyle mi oluyor? Futboldan bahsedilse de bu örnek ve ruh halleri her şeye indirgenebilir, yükseltilebilir. Her neyse niyetin, iyi bir şey olmadığı kesin, senin dünya görüşün de, siyasi görüşün, evin de, işin de, günlük yaşantın da buna yani sana benzer işte. Yani adaletsiz, hoşgörüsüz hatta vicdansızca… Ayıptır, birkaç çapsız futbolseveri futboldan, insanseveri insandan, her şeye güzel gözlerle bakan çoğu art niyetsiz kimseleri her şeyden soğutup uzaklaştırıyorlar.  Sonra da deniyorki eskiyle bozmuşsun kafayı, nasıl bozmayalım ki? Eskinin o efendi, kimi baba lakaplı futbolcu ağabeylerimiz, o delikanlı taraftarlarımız, o doyum olmaz rekabetler, mücadeleler nerede? Konu futbolsa, futbol, müsabaka, mücadele  görmek isteriz, takımımız yenerse sevinir, yenilirse üzülürüz ayrı konu. Oynamadan kazansa zaten pek de içimize sinmez, oynasın da kaybetsin gerekirse daha makbul hatta, yeterki utanılacak hadiseler yaşanmasın. Tek tükler yapıyor her zaman herşeyi ama topyekün kaybediyor, üzülüyoruz.  Müsabakadır, bugün kazanır yarın kaybedersin bütün takımlar için geçerli bu. Futbol görelim, futbolumuzun yükseldiğini görelim diyoruz  ama nerede? Dünya kupası oynanıyor hani biz neredeyiz? Hakkı’lar, Gündüz’ler, Şeref’ler, Metin’ler, Lefter’ler, Can’lar, Turgay’lar ki ben bunların hiç birine yetişemedim ama öyle çok anlatıldı ve o kadar çok sevdik ki seyretmiş kadar olduk hani. Bunlar gibilerini, o ruhu görelim yine diyoruz ama nerede? Ben dokuz tane ecnebi de  istemiyorum şahsen. Dünyadan örnek, takviye alınabilir elbette ama bu kadarı fazla değil mi?

 

İlk yapmamız gereken sanırım günü kurtarma kafasını çöpe atmak. Metro yapmadan yol, şehir yapmışız ya hani dereyi görmeden paçayı sıvıyoruz ya durmadan, bir durup düşünelim, böyle olmadı, olmuyor işte, ilerlemiyor, geriliyor. Eğitim mesela yoluna koyabildik mi? Hayır ben beni bildim bileli sistem değişmekte. Kalıcı düzgün bir şeyler olması için ne yapabiliriz? Her şeyden önce dürüst olalım, bu ne demek anlayalım. Patırtıyı, kuru gürültüyü, gevezeliği bırakıp oturalım oturduğumuz yere sonra durup bir düşünelim hata nerede? Düşünmeden, planlamadan olmuyor, olamaz ki. Bir sistemi sabahtan akşama kuramazsınız ki. İnsanlar hatta nesiller çok uzun yıllar, emekler harcıyorlar bir noktaya gelebilmek, başarılı süreçleri kurabilmek için. Bizler sanırım şöyle bir yanılgı içerisindeyiz; önemli bir başarının başı, ortası, sonu yani hikâyenin tamamı yaşantımıza sığıverecek. Nadiren olabilir ama yok böyle bir şey, hele ki büyük işlerde imkânsız. Örneğin bir buluşun babası olarak son noktayı koyan anılır ancak oraya gelene kadar evveliyatında kimler kimler, ne emekler, uğraşlar ve yıllar vardır öyle değil mi? İnsan veya insanlar bir başarı zincirinin tamamı değil tek bir halkası olabilir sadece. Bununla beraber öylesine istisnai şahsiyetler  var ki, Atatürk gibi, zekası, bilgi, dirayet ve kararlığı ile tükenmeye yüz tutmuş bir milleti ayağa kaldırarak diriltmiş, vatanseverlerle, vefakar halkıyla birlikte çok kısa bir sürede bu büyük zaferin, başarı zincirinin halkalarını bizzatihi tesis edebilmiş, büyük bir devlet olma yolunda öncelikli öge ve gerekliliklerin temellerini atabilmiştir. Her bir söylemi akıl, fikir, sevgi, saygı dolu aynı zamanda evrensel ve herbir icraatı zamanın çok ötesini görerek atılmış yerinde birer adım. O hayati devrimlerin süratle bir çırpıda yapılabilmesi kolay işler mi? Savaşlar yorgunu, asker bir millet,  sınai ve ticari yaşama nasıl start vereceksiniz? Bugün bazıları hala işleyen fabrikaları kuruyor, ziraati geliştiriyor bu maksatla. Aynı zamanda özel sektörü devreye sokabilmenin yollarını arıyor, seneler sonra uyanabildiğimiz müteşebbisliğin önemini o seneler öncesinden zaten çoktan biliyor. Sanata, sanatçıya, kültüre, spora, kadınların ekonomiye katılmasına önem veriyor. Ve hemen her alana el atmaya bir rota göstererek geliştirmeye çalışıyor. O söylenebilecek ve yapılabilecek her şeyi fazlasıyla mucizevi bir şekilde kısacık yaşamına sığdırdı, başardı. O, milletine inandı, çok sevdi. O, özellikle gençleri, hele hele çocukları çok sevdi, güvendi. O yüzden bu cennet vatanı onlara emanet etti ve “Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri (Türkiye Cumhuriyeti Devleti) ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak” dedi

Bekir Mutlu Gökcesu 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir