Deneme

DURU -11-

Günler öyle hızlı akıp gidiyordu ki yetişmek imkânsızdı. Dün hesaplarını yaptı ve kararını verdi bu iş bitmişti artık, evet bitmişti. Sıkışıp kalmıştı, içinden çıkılmaz bir tabloyla karşı karşıyaydı. Ve fakat bugün yine bir yolunu bulmuştu, aslında o bir yolunu bulmamış kurtarıcı meleği her zamanki gibi imdadına yetişmiş ve onu bir kez daha kurtarmış ve biraz daha zaman kazandırmıştı. Dün ayakta duracak hali kalmamışken bugün yine dikilmişti. Bu böyle ne kadar sürebilirdi, sürebilir miydi? Fakat gün doğmadan neler doğar. Şimdi bu devrilmeyip ayaklanışının tadını çıkarmalıydı gerisi zamanı gelince düşünülürdü. Bu arada yapması gereken seyahatlerden birini, vazifesini yani, tamamlamıştı. İki gün boyunca koşturmacalar esnasında epeyce düşünmeye vakti oldu. Yıllar nasıl da hızlı geçmişti, aynı peşi sıra yetişemediği şu günler gibi. Oradaki insanların düşkün haline üzülmemek mümkün değildi. Şaşalı zamanlarda mühim dostlar, bol nükteli piknikler, gezmeler, içmeler, keyifli kahkahalar, şen şakrak muhabbetler edilirken nelerin kaçırıldığı hesap bile edilmemişti. Sefil bir ihtiyarlık ve maddi, manevi sermayenin tükendiği bir noktada hala insanlar gülmeye ve birbirlerini üzmemeye, teselliye çalışıyorlar haliyle, kader böyleymiş, ne yapalım falan filan. Herkes neyin ne olduğunu biliyor ama geçmiş için yapacak bir şey yoktur artık şu noktada. Uzun zamandır çok öfkelendiği batış nedenlerinden biri olan bu insana kızamadığını görüyor, anlıyor, galiba ona acıyordu. Bu hatayı hep yapardı, kendi acınacak halini asla göremedi, öyle bir durumu kendisine asla yakıştıramadı. Bu belki de iyi bir şeydi, acınacak halinin fakında olmamak yani. Doğrusu elinden gelse tüm hatalarına karşın bu ihtiyarı, diğerlerini de krallar gibi yaşatmak isterdi, buna muktedir olamamak iyice koyuyor ama bu sırada galiba bir şeyi öğreniyor. O şey tam da tarif edemediği ama paraya dayanmayan bir şey, ağzına çalınan bir parmak bal misali parasız bir mutluluğun aklına teğet geçen rüzgârının tadı gibi. Anlamakla anlamamak arasında gidip geliyor. Çok parası varken kendisi için çok para harcamanın hiç aklına gelmediğini hatırlıyor gibi oluyor. O halde o kadar para nasıl bitti? Sonra onu da hatırlıyor, kendine harcamaya kıyamaz başkalarının mutluluğuna tüketirdi varını yoğunu, canını, zamanını, evet, gayet iyi hatırlıyor. Diğeri hastane odasındaki yatağında aniden karşısında onu görünce birden diriliyor adeta, nasıl seviniyor, nasıl sarılıp onu bırakmıyor. Şaşırıyor epeyce, bu kadar mı çok seviyormuş beni diyor. Öteki kadar olmasa bile buna da öfkeli, kibrine, gayretsizliğine, dağınıklığına, sürekli hastalıklı hallerine oldum olası kızar, sinir olurdu. Ama öfkeden eser kalmıyor içinde, keşke onu mutlu edecek bir şeyler yapabilse, ona da acıyor galiba elinde değil. Düşünceleriyle dolanıyor yıllar yılı yabancı olmaktan öteye gidemediği şu sokaklarda, salaş dükkânların hepsi yerli yerinde duruyor, lakin bir sürü yeni mekânlar açılmış, insanlar çoğalmış, güzel kızlar, kadınlar çoğalmış, birkaç dostu da olmuştu buralarda ama hiçbirine rastlamıyor, hiçbirini arayıp sormadı ki, o da unutmuş herkesi, herkes de onu. İnsanları yaşlanmış, belki yarın bir gün onlar da kalmayacak, sahi ya bu ihtiyarlar da giderse geriye ne kalacak burada? Hiç galiba, koca bir hiç. Bütün bunlara sebep o diyor içinden, onun yüzünden bastığım yeri göremedim uçuyordum, onun yüzünden dostlukları sürdüremedim vaktim yoktu. Her şeye sebep o diyor, onun yüzünden nerede, kiminle olursam olayım onunla bir hayal âleminde yaşıyordum. Hani nerede şimdi? Bana nefes aldırmayan, bir dakikasını bensiz geçiremeyen hain, hani nerede şimdi? Günlerdir onu ağzına almak istemeyişi de bu yüzden, ona kızgınlığı hat safhada. Evet, bu duruma düşmesi bile onun yüzünden. Ne geleceğini planlayabildi ne oturup makulce bir şey düşünebildi, varsa yoksa o, o hayal senin, bu hayal benim bambaşka bir dünyada uçuşup durdular ve ömür, koca bir ömür geçiverdi. Bensiz duramıyormuş, yalancı, şimdi nasıl duruyorsun acaba? Benim güzel günlerimi çalmaktı niyetin ve çaldın aferin. O.. ne olacak, o.. deyince çıldırırdın, o.. sun işte diye söylendi. Sonra limana doğru yürüdü, dolgun göğüslerini cömertçe sergileyen, sütun bacaklı bir güzele epeyce bakakaldı, bir yandan keyiflenirken, bir yandan da saçma bir bağlantı kurarak yine öfkelendi. Bunun gibi kaç tane afeti es geçmişti, tabi yine o o.. yüzünden. Söylenerek evin yolunu tuttu, epeyce hüzünlense de dolanmak biraz iyi gelmişti.

Ofisinde çayını yudumlarken bütün bunları tekrar düşündü ve kalın bir çizgi çekip kapattı sayfayı. Yeni seyahatlerini planlamalıydı.

Yeni seyahatler çeşitli nedenlerle gecikmekteydi. Günlerdir inat etti yazmadı. Oturmuş hala onu konu ediyorum diye düşündüğü için olsa gerek yazmamaya gayret etti. Sonra sadece onu değil kendimi yazıyorum diyerek tekrar yazma bahanesini buluverdi. 

Fakat bu bahane de yeterli olmadı üstüne günlerce yazmadı veya yazamadı. Kahvesini içerken epeydir yazmadığını düşününce hemen kolları sıvadı. Mali sorunları da yazmasına bir engeldi aslında. Sürekli bu çıkmazın içinden nasıl kurtulabileceğine kafa yorarken pek de yazacak halde değildi haliyle. Güvendiği birkaç kişi vardı, kendisiyle uzun mücadelelerden sonra çok zorlanarak ve son çare olarak onları aradı. Fakat ikisinin de telefonu kapalıydı. Nasıl olur diye düşündü, onun aradığını görüp de nasıl dönmezler diye epeyce şaşırdı. Sonra hayatı, insanları hala anlayamadığını hayretler içinde anladı. Tepesinden bir ses ona ne kadar aptal olduğunu fısıldıyordu, güvendiğin arkadaşların demek diye ona gülüyordu. Aptallığına kendi de gülecek oldu ama gülemiyordu içi yandı birden. Herkes ışığına geliyordu, parlıyorsan sana yaklaşıyordu demek. İşleri sarpa sarmış birini kimse görmek, duymak bile istemiyordu. Bunları anlamak ne kadar acı verse de bir açıdan sevindi bu şekilde can dediği insanları da anlamış olduğuna. Ne kadar değer verirdi, nasıl çırpınırdı insanlara, ne kadar boş bir şeymiş. Allahtan herkesle daima mesafeli olmuş, çok da iç içe girmemişti. Fakat herkese gerçekten çok kıymet verir, kafa yorardı. Evet, işte bu can arkadaşlar ümidi de tükenmişti. Ama hala her şey bitmemişti. Satacak tek bir evi, yani büro olarak kullandığı, vardı fakat satılmıyordu, elbet bir gün satılacaktı. Son günlerde tekrar otobüse, metroya talim ettiğinden her gün görmeye başladığı çalışkan, becerikli ablalar vardı sonra. Kim bilir onların da ne çok sorunları var diye düşünüyordu kendi dertlerini unutmak için. Hala yarım şişe parfümü vardı mesela. Şiirleri, öyküleri vardı. Yayın evinden olsun, insanlardan, başka temasta olduğu yerlerden olsun övgüler, tebrikler alıyordu. İyi bir şeyler olacağını düşünüyordu, evet, iyi bir şeyler olacaktı ama şu süreci nasıl atlatacaktı? Yazmak ona daima iyi geliyordu. Tabi ya neden ara vermişti yazmaya, tedavi gibiydi yazmak, işte böyle yazarken her şey epeyce unutuluyordu neticede. Hatta sıkıntıları yazmak bile sıkıntıları unutturuyordu. Kısıtlı yaşamayı öğretiyordu hayat ona, bir yandan ufacık mutlulukları yakalamayı. Hayatı, insanları, her şeyi, es geçtiği, üstünde durmadığı şeyleri belki. Belki de bunları fark edebileceği sıkıntıları yaşamak ömrünün sonuna kadar bunlardan bihaber olmaktan daha iyiydi, mutlaka iyiydi. Fakat kendisinin de hayata, insanlara asla kendi çıkarları doğrultusunda bakmadığını da iyiden iyiye görüyordu. Hiçbir insanla bir çıkarı nedeniyle bir bağlantı kurmadığını iyice anlayabiliyordu. Birinin mevkii var, diğerinin parası, şanı, şöhreti var gibi yaklaşımları, hesapları asla olmamıştı. Bu tip hesaplarla yaşamamak ne güzel aslında ama hayat onu şu son sapakta birilerinden borç para isteme noktasına da getirmişti. Evet, bunu da yaşamalıydı, gayet de iyi oldu. Oysa hayatı boyunca hep vermiş kimseden hiçbir şey isteyememişti.  Zaten görünüşe bakılacak olursa insanların böyle bir şeye izin vereceği bile yoktu. Durumu anlayan can arkadaşları gerekli önlemi çoktan almışlardı. Fakat önemli olan başkalarının ne yaptığı değil onun geldiği nokta ve anladıklarıydı. Hayat herkese eksikliklerini tamamlatır, anlatır, öğretir. Bu bir ceza değil ödüldür belki.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir