Deneme

DURU -15-

Fakat sonraları bazı şeyler değişmeye başladı. Her an birlikte olmalarına rağmen genellikle her sabah birlikte uyanamamaları acı veriyordu Ayça’ya çünkü Cengiz’in er ya da geç gitmesi gereken bir eşi, evi vardı. Ayça oğluyla beraber yaşıyordu fakat oğlu genelde anneanneyle kaldığından Cengiz’e göre çok daha serbestti. Aslında Cengiz’in işi de hiç kolay değildi, bu süreçte eşiyle ilişkileri son derece bozulmuş, Aslı tamamen kendini çocuklarına vermişti. Cengiz ise aklında, fikrinde Ayça ve her fırsatta kendisini sevgilisine adamış bir vaziyette fakat bir yandan da mümkün mertebe çocuklarının yanında, evinde olmaya çalışarak, aynı zamanda yoğun işlerinin peşinde oradan oraya koşturur durumdaydı. Ayça gururlu bir kadındı, Cengiz’in evliliğini istese bozabilir onu tamamen kendisine çevirebilirdi fakat böyle bir şey olsun istemedi. Belki de belki de değil elbette Cengiz’in bir gün evliliğini bitirmiş bir halde tamamen ona gelmesini bekledi fakat bu nafileydi çünkü Cengiz hayatta evliliği dahil herhangi bir şeyi bitirebilecek, noktayı koyabilecek bir adam değildi. Bütün bu doruklarda yaşanan aşka rağmen, başlarda hiç istemese de Cengiz’in evliliğini bitiremeyecek olduğunu, bu evliliği sırf çocukları hatırına bile bitiremeyecek olduğunu net bir şekilde anlamaya başladıkça Ayça iyice değişmeye başladı. Bir adamı başka biriyle paylaşamayacağını, ömür boyu o adamın vazgeçemeyeceği ama asla da yiğitçe yanında taşıyamayacağı ikinci bir kadın olmayı, böyle bir hayatı kabullenemeyeceğini net olarak artık anlamıştı. Pırlanta yüzüğünün düşen taşı içini yaktı Ayça’nın. Görünen oydu ki sevgiyi, aşkı, tutkuyu, birbirlerine dair her şeyi ne kadar tutmaya, ucu ucuna tutturmaya çalışsalar da hiçbir şey tutmayacak, tutunamayacaktı artık. Yani rüya bitiyordu bir manada, her şey ne kadar da farklı başlayıp bambaşka noktalara gelmişti. Cengiz ise seni seviyorum, başımın tacısın, sensiz bir hayat düşünemem desin dursun ne fark ederdi ki hele ki Ayça gibi son derece akıllı, gerektiğinde son derece mantıklı bir kadın için. Artık Ayça her bahanede kendisini çekmeye, geniş çevresine açılmaya başlamıştı. Cengiz’den ayrı bir yaşamı da olabileceğinin ispatı peşindeydi, kim bilir belki de hayatı paylaşabileceği yeni bir izdivaç istiyordu. Evlenme teklifi bile almıştı adamın birinden. Zaten o kadar canlı, cıvıltılı, ışıklı, hayat dolu biriydi ki girdiği her ortamda herkesi kendine hayran bırakan biriydi. Kısa süre içerisinde kavgalar başladı. Cengiz’in onu suçlamaları, hatta ona o. diye asla alışılagelmedik hitapları, küfürleri başladı. Cengiz gibi bir adam gün gelip de ona o. diye haykıracak, sayıp, sövecekti buna cidden kimse inanamazdı en çok da Ayça. Açtı mı ağzını kadının ne ruhsuzluğunu, duygusuzluğunu bırakıyor, ne nerde akşam orada sabah laylaylom gezdiği kalıyordu. Bir zamanlar aşkına destanlar, sevdiğine manzumeler düzen adam öfkesinden eli ayağı titrer vaziyette, görmez hale gelen gözleriyle iki kelimeyi bir araya getirip bir mesaj bile yazamaz durumdaydı. Çünkü Cengiz adeta çabucak yaşlanmış ve zıvanadan çıkmıştı, onu herkesten kıskanıyordu ve elinde de değildi. Bir zamanlar her kelimesi kapılarını bir bir açan, her cümlesi eşsiz bir şiir olan, üzerine titreyen pırıl pırıl kalpli o adam bu muydu? Hakaret ve küfürlerden çılgına dönen Ayça her fırsatta onunla kavga ediyor, kendisine zaten hiç güvenmediğini söylüyor, güvensen hiç sevmediğin ve seni sevmeyen karının değil aslanlar gibi benim yanımda olurdun diyordu. Ve galiba artık bu kaz kafalı adamdan bir an önce kurtulmanın yollarını arıyordu. İlk tanıştıkları yıllarda üç bayanı birden idare eden Cengiz Efendinin Ayça’ya olan öfkesinden nükseden bu eski alışkanlığı veya rahatsızlığı da zaten onu çıldırtma noktasına getirmişti bir yandan. İlk zamanlar her şey şaka gibi olduğundan, aralarında ciddi bir bağ da bulunmadığından Ayça için Cengiz ile her fırsatta dalga geçme vesilesi olmuştu diğer kadınlar, neticede evvelkilerdi. Fakat şimdi Ayça ile neredeyse son iki yıldır iki dargın bir barışık giden ilişkileri sırasında iyice muvazenesi bozulan Cengiz gece hayatına, sabahlara kadar süren âlemlere düşmüştü. Böyle bir gecenin ardından Ayça’nın evde bulduğu bir iki bayan eşyası ve izler bardağı taşıran son damla olmuş, sen nasıl evimize, yatağımıza getirebilirsin başka kadınları diyerek kavgalar iyice şiddetlenmişti. Ayça açısından kesinlikle kabul edilebilecek bir şey değildi bu, büyüsü bozulan bu eve bir daha asla gelmeyeceğini haykırıp duruyordu ve aralarındaki bağın iyice gerilen ipi adamakıllı kopma noktasına geliyordu.   Ayça asil bir kadındı. Kalitesini, ağzını çoğu zaman bozmadı. Ve gerçekten sevgisinin yanısıra Cengiz’e çok saygı duymuş ve Cengiz’de bunu hissetmekten daima çok memnun olmuştu. Fakat Cengiz’e koş, karına koş,  ömrünce sevmediğin ve seni sevmeyen bir kadına köle olarak korkakça yaşayacak, asla mutlu olamayacaksın diyebiliyordu artık her fırsatta.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir