Deneme

DURU -16-

Son Paris seyahatlerinde durumlar biraz düzelir gibi oldu. Cengiz’in ona sürpriziyle rüyadan üç gün geçirmek ikisine de iyi gelmişti. Şehrin güneş ışını meydanlarından farklı sokaklara dalıp birbirlerini kaybettiler, sonra buluşup dolunayda uzun uzun sarıldılar, gelişigüzel gezdiler, hesapsızca bir kalabalığın içine girdiklerinde kendilerini bir kilise ayininde buldular. Montmartre’de Sacre Coeur’den yürüyüp sokak ressamlarına öpüşürken poz verdiler. Ayça  Champs Elysees’de revü kızlarının içine düşerken Cengiz’in göğsünü yumruklamaya ve gözlerini oymaya kalktı. Cengiz önceki seferlerde olduğu gibi sımsıkı sarılarak onu etkisiz hale getirip, zorla öptü, onu yumuşattı. Kafası bozulunca çekip giderdi Ayça, kaç kere yapmıştı bunu. Cengiz peşinden koşar, onu hiçbir zaman bırakmaz, bırakamazdı, sonunda anlaşırlardı. Cengiz daha önce anlattığı her yeri ona göstermek istiyor, koşturarak müzelere girilip çıkılıyor, meydanlar, kafeler, mağazalar, hiçbir yer es geçilmiyordu. Paris’te gece yarılarına kadar gezmekten, sonra otel odasında sızana kadar içip, sevişmekten bitap düşseler de dünyanın bu gerçeklerden çok uzak köşesinde her şeyi unutmuş ve mutlu görünüyorlardı. Ama o da bitti.

Bir gece Ankara’da kar yolları kapayınca arabalarını bir yere bırakıp sıkça gittikleri bara sığındılar, yenilip içildi, kafalar bir dünya, üstüne kanyak ve çikolatayla karda yüründü, gidilebildiği kadar taksiyle devamı yayan Ayça’nın evine ulaşıldı. Delice seviştiler, nasıl bir sevişmeyse sabah kalktıklarında yatak yerinden metrelerce ayrılmış, kapıdan dışarı çıkmak üzereydi, inanamadılar, güldüler, güldüler. Sonra Cengiz yine gitti, evine gitti.

Yaz gelmişti, akşamları gözlerden uzak sakin bir kır lokantasını mesken tuttular, orada konuştular, dalaştılar kimi, çoğu güzeldi akşamlar, serindi bazen sarıldılar, çok sarıldılar ayrılamadılar kimi. Aşk yuvalarına da malum nedenle epeydir gitmez olmuşlardı. Ve aslında suskunluk çoğalıyordu gitgide. Çoğu susuyorlardı, yorgundu artık, çok yorgun ikisi de.

En son tekrar sıkı bir kış, stüdyo dairede buluştuklarında son kez buluştuklarını, son kez seviştiklerini bilmiyorlardı. Sarmaş dolaş, nefes nefeseyken Ayça bir ara kâbus görür gibi sayıklamaya başladı, ne olur beni bırakma, beni bırakma lütfen, sensiz yapamam, beni bırakma. Cengiz anlam veremedi, neden bıraksın ki? Asla dedi, seni asla bırakmam. Her seferinde evden önce Ayça çıkar, bir müddet sonra arkasından Cengiz çıkardı hani konu komşuya görünmemek hesabı. Ayça sonradan telde anlattığına göre arabasına ulaşmaya çalışırken buzda kayıp düşüyor poposunun üstüne ve çok canı yanıyor, canından çok içi yanıyor, tek taşı düştüğündeki gibi, düşüş o düşüş, sanki her şey tuzla buz. Sanki düşen aşkları ve paramparça oluyor, bitiyor.

Aynı günlerde Cengiz’in şirketi uzunca bir süredir çok zor günler yaşıyor, işler bozuluyor, bugüne varan sıkıntılı sürecin başlangıcı. Ayça hala buzda kayıp düşüşün beline saplanan sancısıyla kendine geliyor ve sanki bu işin bittiğine karar veriyor. O günlerde Cengiz Ayça’ya yakın bir yere geliyor onu görmek için tabi, üstelik Cengiz’in doğum günü bir yerde oturuyor Ayça’nın geleceğini umarak fakat Ayça gelmiyor ve sonradan telefonda söylediğine göre kardan dolayı gelememiş, tabi bu Cengiz’e çok koyuyor. Aslında belki de her şey bahane oluyor, olay bitmiş, herkesin kapasitesi dolmuş. Cengiz normalde Ayça’nın gelmesini falan bekler mi koşar gider onun yanına. Ayça o gün gerçekten kar nedeniyle korkup gidemese Cengiz’in yanına, yarın bırakır mı onu hiç koşar gider illaki yanına, gidemese onu getirir mutlaka yanına, vs.vs. Kapasiteyi doldurmak, bitmek, tükenmek hepsi işte. Özetle yorulmak ve artık değiştirememek gidişatı hepsi bu. Ve bu şekilde vedalaşamadan, doğru dürüst konuşamadan, adını koyamadan, ne olduğunu anlayamadan biterler, bitiş o bitiş.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir