Deneme

DURU -17-

Cengiz değişik biriydi, değişik derken şöyle mesela, bir şeyi çılgınca istese de basitçe istiyorum diyemeyecek biri. Kimseyi kendisi tarafından tercih edilmeyen durumuna düşüremeyecek biri mesela. Bunu çoğu insan onaylamaz herhalde. Ama tüm yanlışları düşüldükten sonra bile elde var bir adamdı o, Cengiz iyi biriydi. Başkaları hayatlarını yönetirken ki yönetmeleri elbette doğal, fakat onun üzerinden, ona hiç sormadan hem de o ses etmedi, her şeyi kendi haline bıraktı. Galiba bu büyük bir hataydı. Aslında bu haliyle Cengiz diye biri var mıydı yok muydu o da meçhul.  Hayatta galiba en çok kurtarıcı meleğini sevmişti, bilhassa çocukluğunda ve gençliğinde de onun etkisinde çok kalmıştı. Ona çok inandı ve güvendi, emin değildi ama belki farkında olmadan hep onu taklit etti ve ona daima itaat etti, sevgisinden tabi. Böyle devler herkesin hayatında olabilir, vardır mutlaka ancak bu etkiden kurtulamamak insanın kendisi olmasını geciktirir. Onu iyi anlamış olmalıydı ama herhalde onu bile yanlış anlamıştı. Olmadı, onun gibi de hiç olamadı çünkü. Çünkü herkes sadece kendisi gibi olabiliyordu en fazla. Fakat gerçek sevgi budur bir yandan da. O çileler çekmiş, ne savaşlar görmüş, yenmiş, yenilmiş kaç kere ve asla eyvallahı olmaz kimseye. Akşamdan sabaha kalay, sopa çeker seviyesize, haddini bilmeze fakat neticede bir melek işte. Bu bir şanstır.

Cengiz hoş ve çok iyi niyetli bir adam olduğunun farkındaydı. Hayatı boyunca kendinden başka kimseyi satmadığını, kimseye en ufak haksızlık yapmadığını, kendisine ise daima hak etmediği şekilde menfi davrandığını düşünüyordu. Ve bu adam sevdiği insan ve yaşadığı aşk ile ilgili hemen her şeyi hem de kaç kere düşünmüştü muhakkak ama çok kesin olarak hiç aklına gelmeyen bir şey vardı ki o da şimdi kafasına takılan şu düşünce kırıntısıydı. Bir zamanlar ki gençliği ve korkusuzluğu, yiğitliği, maddi ve manevi ataklığını, parlaklığını bir noktadan sonra hızla yitirmeye başlaması acaba onu vaz geçilebilir kılmış olabilir miydi?  

Çok yoğun duygularla yaşanmış hemen hemen ondört yıla yayılmış bir beraberliğin ardından ne olduğunu çözemeden, anlayamadan yapayalnız kalmıştı Cengiz. Şaşırdı, bocaladı günlerce, aylarca olan bitene anlam veremedi.  Trafikte, mağazalarda, hemen her yerde gözleri onu arıyor, acılar içinde kıvranıyor, ismini sayıklayarak ruh gibi geziniyordu. O günlerde sıkça telefonlaşıp konuştular.  Birbirlerini nasıl çok sevdiklerini, birbirleri olmadan nasıl bittiklerini, yapamayacaklarını, gözlerinin sürekli her an birbirlerini aradığını, nefes dahi alamadıklarını, her yerde, şehrin her noktasındaki hatıraların onları çıldırtacağını konuşup durdular. Fakat buluşmak için ikisinden de bir hamle gelmedi. Ya takat yoktu ya da başka bişey. Ayça kaç kez ayrılmaya karar vermiş ama her sefer seninle buluşunca yapamayacağımı anlıyorum demişti Cengiz’e acaba bu yüzden mi durmuştu bu kez? Ama Cengiz’ini hiçbir koşulda bırakmazdı, bırakamazdı ki biricik aşkı Ayça’sı. Yoksa başka biri mi? Tabi canım etrafında gezinen bir sürü atmaca vardı zaten, ahhh ah işte yanında duramadım ki kadının şöyle aslanlar gibi, sahipsiz kalakaldı hep her yerde, olacağı buydu, evet kesin başka biri var dedi, bu irin düşünceyle hepten kalakaldı.  Ne fesat ne hasta bir adamdı belkide, bazen Ayça’nın dediği gibi, sanrılarıyla çoğu yanlış bir yol tutup yanılgılar içinde boşuna yürüyordu o yolu. Öyle sanmak. Ne komik. Ne aciz.  Sorarsın öyle mi diye alırsın cevabı. Hele ki Ayça gibi bir kadın yalan söyleyemez ki öyleyse öyle der. Kaldı ki seviyorum diyor, unutamıyor, yapamıyorum diyor. Bu Cengiz hakkaten kaz kafalı adamın tekiydi. Sonra gitgide hiç görüşmemeye başladılar. Çok uzun bir zaman sonra Cengiz bir gece hayli kafası da iyiyken Ayça’ya bir mesaj yazdı ve bal gibi eski günleri özlüyor, o günlere dönmek istiyordu. Ayça ona olamayacağını başka bir ilişkisinin olduğunu söyledi. Bir daha hiçbir şey yazmadı, yazamadı ve onu asla aramadı o günden sonra. Belki de gerçekten Ayça’nın ona bir keresinde dediği gibi çok lükstü Ayça onun için ve nasıl olduysa oldu bir kere beni tavladın ve ohhh hayatını yaşadın işte, normalde ben sana bakmazdım bile demişti. Ona sinir olduğunda buna benzer şeyler söylerdi hep. Haklıydı belki de. Cengiz gibi kılı kırk yaran biri hiçbir gün, bir an dahi pişmanlık duymadan, korkup kaçmadan, yorulup usanmadan bütün bunları yaşadıysa eğer hepsi yaşamaya değerdi mutlaka. Fakat galiba şu da bir gerçek ki, bunları yaşamak, kafasını, ruhunun tamamını Ayça ile meşgul etmek yerine geleceğini planlasa bugün bu zorluklar içinde yüzüyor olmayacaktı. Gerçi bunun da sonu yok öyle olsa bir sürü şey olmayacak, böyle olsa belki bir sürü başka şey olacaktı. Neticede, geçenlere yapacak bir şey yok, yaşanan her şey en doğru ve hayırlı olandır yine de demekten başka.

Hayatındaki önemli bir yaşanmışlığın hikâyesini tamamlamaktan kendine çıkardığı huzurla derin bir nefes alarak koltuğa sırtını dayadı Cengiz. Sanki her şey yıllar önce değil de şu an bitmişti. Ya da bunları yazmış olmakla bir sırra ihanet edip o sırrı sonsuza dek açık etmişti. Sonuçta neyse ne dedi ve bu konuda daha başka bir şey düşünmek istemiyor, zaten sayfaları kapanmış bir defteri hepten ortadan kaldırıp yüklüğe atmak istiyordu.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir