Deneme

DURU -19-

Artık onu tamamen unutmuştu. Ne var ki kırk yılın başında bir de olsa internetten onunla ilgili sayfaya bakmadan da edemiyordu. Ayrıldıklarından beri geçen şu upuzun süreçte o kadar az paylaşımı olmuştu ki Ayça’nın, birkaç kez oğluyla resimlerinin dışında, biri iki sefer de çiçek, böcek, acayip objeler. Ondan haberdar olabilecek bir bilgiye hemen hemen hiç rastlamamıştı. Hoş kendisi de bir paylaşımda bulunmuyordu. İkisi de adeta birbirlerine kendilerini kapatmak için dünyaya da kapılarını kapatmış gibiydiler. Fakat bir gün Özgül geldi Cengiz’in aklına tabi ya bunu neden düşünememişti. Özgül Ayça’nın canından çok sevdiği kız kardeşiydi ve ilişkilerine asla sıcak bakmamış değil kendisine Cengiz’in isminin dahi geçmesine tahammül edememişti.  Bir yolunu bulup Özgül’ün sayfasına ve paylaşımlarına ulaştı ve işte ortalarda görünmeyen Ayça Hanım boy boy fotoğraflarıyla orada duruyordu. Doğum günleri, yaz tatilleri, bol gülücüklü, neşeli aile fotoğrafları, babacığı, annesi… Ne yalan hazine bulmuş gibi sevindi önce, sonra biraz hasetle aman dedi aman neşeniz bol olsun, benden uzak dursun. Tekrar başa dönüp sil baştan yeniden baktı, baktı, nasıl da özlemişim dedi kendini daha fazla kandıramayarak. Sonra birkaç karede gözüne bir kız çocuğu takıldı, beş altı yaşlarında olsa gerek şirinlik muskası bir şeydi. Fotoğrafın altındaki yazıları okumaya başladı ve kaldı, çat diye bilgisayarı kapadı, bunu bilinçli olarak yapmamıştı çünkü hemen tekrar açtı. Oradaki bir yazışmada biri maşallah ne kadar tatlı beş oldu mu Duru diye soruyordu. Özgül’de beş bitti Durucuk abla oldu teyzesi diyordu. Bu Ayça’yla hayalini kurdukları kız çocuklarının, durmadan sevdikleri oyuncak bebeğin adıydı. Hayır, hayır olamaz böyle bir şey, bunu bana yapamaz dedi. Bütün yazıları okuduğunda görünüşe bakılacak olursa Duru Ayça’nın kızıydı. Cengiz nefes almakta güçlük çekiyor, o günleri, son bir iki buluşmalarında korunmuyorum ulan hadi bakalım deyişleri aklına geliyor ve çıldıracak gibi oluyordu. Korkunç bir pişmanlık ve üzüntü yaşıyor, olayları tekrar düşündüğünde yıllarca üstüne titrediği Ayça’yı pat diye bir anda ortada bıraktığına kanaat getiriyor ve kafasını dövüyordu. Oysa hep Ayça’nın onu terk ettiğine, istemediğine inanmıştı. Şimdi ise daha farklı bakıyor, bir kadın son gecemizde bana yalvarıyor beni bırakma, beni bırakma diye sayıklıyor behey kaz kafalı adam, behey ruh hastası her şeyin zorunu seçtin bir olayı anlamanın da hep zoruna, olmadık farklı boyutlarına gittin. Bu kadın sana daha ne diyebilirdi ki. Ağlıyordu Cengiz, hüngür hüngür ağlıyordu ve çok acınacak bir haldeydi. O gece ve sonraki gecelerde asla uyuyamadı. Günler ve gecelerce perişan bir vaziyette pişmanlık ve kâbuslar içinde kıvrandı durdu. Büyük bir haksızlık ettiğine saplanmış bir vaziyette, sevgisine, sevdiğine sahip çıkamayan bir alçak olarak görüyordu kendisini. Defalarca Duru’nun o su gibi yüzüne baktı durdu, gözlerinde kendi gözlerini gördü, bakışında anıları, her şeyi, her seferinde içi biraz daha akıp gitti ona, aktı, aktı ve bitti sanki. Stüdyo daireyi satma aşamasında eşyaları toplarken yerde bulduğu Ayça’ya ait bir tel toka ile dağılan adamın şimdi tarumar olmasından daha doğal ne olabilirdi.  Bir sırrın içinden bambaşka bir sır çıkmıştı, hem de öyle böyle değil, bir can, bir bebek, evlat, bu ne demek, akıllara zarar bir durum. Bir müddet sonra toparlanmaya gayret etti, telefona sarıldı Ayça’nın hattı kapanmıştı. Internetten Ayça’ya gönderdiği mesajlara da cevap gelmedi. Mutlaka Özgül’ü bulup konuşmalıydı. Yine internetten onunla temas kurmayı denedi birkaç gün fakat bu mümkün olmadı, muhtemelen Özgül onunla görüşmek istemiyordu. Bu arada Ayça’nın samimi birkaç arkadaşına ulaşmaya çalıştı ama ya ulaşamadı ya da nerden çıktın der gibi soğuk bir karşılanmaya maruz kaldı ve Ayça’yla hiçbir iletişimlerinin kalmadığını söylediler ona. Sonunda yapılabilecek tek hareket olarak Özgül’ün evine gitmeye karar verdi, kapısında onu bekleyecek ve konuşacaktı. Acaba Özgül’ü tanıyabilecek miydi? Özgül onu tanır mıydı, tanısa da konuşur muydu?  Hepsi muamma ama yapacak da başka bir şey yoktu ki. Birkaç başarısız denemeden sonra, tekrar gitti evet bu Özgül olmalıydı, fazla da değişmemişti aslında fakat yanındaki kocaman çocuklar, nasıl da büyümüşler bebektiler daha dedi. Tabi ki yine Özgül’e ulaşamadı onlar arabaya doluşup gittiler, Cengiz’de dönüp gitti. Sonunda bir seferinde sabah saatlerinden beri beklediği Özgül öğlene doğru apartmandan tek başına çıktı. Cengiz önce gayriihtiyari arkasını döndü kendisini gizlemeye çalışarak. O biraz uzaklaşınca hızlı adımlarla arkasından yetişip Özgül diye seslendi. Özgül önce anlamsızca adama sonra ayıp bir şey olmuş gibi etrafına bakındıktan sonra tekrar ona dönüp ne var dedi, hemen tanımıştı. Özgül seninle konuşmam gerek biraz vaktin var mı dedi. Özgül sert duruşuyla konuşacak bir şey olduğunu sanmıyorum dedi. Özgül seninle konuşmak zorundayım, lütfen, rica ediyorum dedi Cengiz. Özgül öfkeyle şu an mümkün değil işim var çünkü dedi. Ben beklerim dedi Cengiz ne zaman biterse işin o zaman tamam mı, lütfen çok önemli. Epeyce direnmeden sonra Cengiz’in asla vazgeçmeyeceğini anlayan Özgül lütfederek tamam sanırım dört gibi madem, Cengiz aceleyle arka sokaktaki pastane dedi olur mu ya da sen nerede istersen.  Dörtte oraya gelirim fazla kalmam ve asla da bir daha görüşmek istemem bunu bilesin dedi, dönüp gitti. Tamam dedi Cengiz gerek yok zaten.

Akşam dörde kadar oralarda dolandı durdu Cengiz, oralarda her yerde hatıralar asılıydı, hepsi tekrar canlandı, hepsi tekrar yaşandı. Zamanından önce oturdu pastaneye limonlu bir çay söyledi kendine epey zaman sonra gecikerek geldi Özgül. Nasılsın bile demesine izin vermeden karşısındaki adamın evet sizi dinliyorum dedi. Konuşmakta zorlandı, kekeledi Cengiz, Ayça dedi. Ablam yurtdışında evli, kızıyla ve eşiyle çok mutlu bir hayatı var dedi. Yurtdışında mı Ayça dedi hayretle Cengiz. Evet diyerek kestirdi Özgül. Şey dedi Cengiz bilmiyordum, şey dedi tekrar kızı Duru dedi internette gördüm de. Özgül hızlıca ve fazladan bir söz etmekten imtina ederek evet dedi evlendi, kızı oldu, eşinin görevi nedeniyle üç yıldır da Paris’te yaşıyorlar. Paris’mi dedi sesi titreyerek Cengiz, evet Paris dedi. Bir suskunluk olunca fazla vaktim yok benim söylemek istediğiniz başkaca bir şey yoksa derken Cengiz aceleyle bir şey içer misin çay, kahve, hayır dedi Özgül. Bu kez Cengiz biraz daha kurcalamaya kararlı bir şekilde ama nasıl olur Ayça ne zaman evlendi, hemen ne zaman çocuğu oldu yani beni şoke eden şeyler var. Aslında Özgül ‘de Cengiz’in maksadını, merakını gayet iyi biliyordu. Bakın dedi Özgül, bakın siz ablamla ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra ablam evlendi o yılın sonunda da Duru doğdu, eniştemin görevi nedeniyle Paris’e gittiler, şu an çok mutlular, yeğenim yani ablamın oğlu da her fırsatta yanlarına gidip geliyor. Durum da bundan ibaret, benimle bir şekilde görüştünüz ama bundan sonra ne beni ne bizlerden birini hele ki ablamı sakın ola aramayın, sormayın, gereksiz bir şey yapmayın, zarar verir, sordunuz, söyledim bu konu burada kapansın. Ama dedi Cengiz bu sefer korkusuzca Duru’nun.. Müsaade etmek istemedi devamına Özgül, ablam inanın çok mutlu, herhalde siz de onun mutlu olmasından yanasınızdır. Cengiz kaldığı yerden devam etmeye kararlı bakın Özgül Hanım dedi çok özür dileyerek söylüyorum buradaki sorunum kimsenin mutluluğunu falan kaçırmak değil sadece sırtıma saplanan bir hançer var, bunu söylemek zorundayım Duru’nun benim kızım olduğuna dair bir hissiyat ve inanç oluştu bende. Hayretle ve büyük bir öfkeyle neee diye çığlığa benzer bir ses çıkarttı ve siz neler saçmalıyorsunuz böyle dedi. Hiç böyle bir şey olabilir mi, ablam böyle bir konuyu sizden gizleyebilir mi? Evet dedi Cengiz gizleyemez, böyle bir şeye hakkı da yok fakat ayrılış biçimimiz, son kez normal zamanlardaki gibi sarılıp ayrıldık yani tamamen ayrıldığımızı, bir daha görüşmeyeceğimizi bilmiyorduk, fakat olayların gidişatı sona götürdü. İşin enteresan tarafı, bir yanım Ayça asla böyle bir şey yapmaz bana diyor. Bir tarafım ise gururu ve inadı ve benden yana ümitsizliği ona böyle bir çılgınlığı dahi yaptırabilir gibi de geliyor.  Hayır, hayır siz gerçekten hayal kuruyorsunuz bizler tüm yaşananlara, ablamın evliliğine, hamileliğine, doğumuna her şeye tanığız lütfen bu safsatalarla ne kendinizi ne de bizleri üzmeyin, ben kalkmak istiyorum. Özgül eğer bir şey biliyorsan ve bana söylemiyorsan bu büyük bir vebal biliyorsun değil mi? Ben bildiğimi söyledim size ve yemin ederim ki durum aynen anlattığım gibi.  Sen beni hiç sevmedin biliyorum Özgül ama ben kötü bir insan değilim. Bence siz çok kötü birisiniz. Cengiz elinde olmadan gülerek, Ayça’mı söyledi bunu sana. Hayır dedi Özgül içini çekerek, benim melek ablam sizin için kötü tek bir söz söylemedi. O sadece sevdi, sizi çok sevdi. Bir anda gözüne yürüyen yaşa engel olamadı Cengiz. Hemen avcunun içiyle sağ gözünün yaşını silip ben de dedi ben de çok sevdim. Hayır diye itiraz etti Özgül hayır sevseydiniz onu tercih ederdiniz. Cengiz ona bizim ablanla bir hayalimiz vardı, bir kızımız olsun isterdik ve adını bile koymuştuk: Duru diyemedi. Demeyi çok istedi ama neyin, ne kadarını bildiğini tam da kestiremediği Özgül’e, Ayça’yı da zor duruma düşürmemek adına hem de bunu söylemedi, içinin ne kadar yandığını, bundan sonra bu şüpheyle yaşamayı nasıl başaracağını da söyleyemedi. Hatta anlattıkları içinde Duru konusunda yanıldığını onun kesinkes kendi çocuğu olduğuna inandığını da söyleyemedi. Fakat Özgül bütün bunları zaten ya biliyor ya da o da her şeyi aslında gayet iyi anlayabiliyordu.  Peki dedi benimle görüştüğün için çok teşekkür ederim, görünce görüştüğümüzü söylemesen de Ayça’yı da Duru’yu da öp benim için olur mu dedi. Özgül ilk defa gülümser gibi oldu, hoşça kal diyerek uzaklaştı. Arkasından seslendi Özgül’ün Ayça mutlumu, ne yapıyor orada, çok mutlu kızını büyütüyor, takı tasarım bir şeyler işte dedi. Oldum olası sever o işleri dedi Cengiz tebessümle.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir