Deneme

DURU (Yeni Öykü) -3-

Dünkü sert içki hala masasında duruyordu. Çoğu yaklaşık onbeş sene önce yazılmış şiirlerle eğleşirken yine zaman geçmekteydi. Onları hissederken, yazarken kayıp gidiveren zamanı şimdide onları derlemek için mi ikiye katlıyordu? Ve o hiç ihtiyarlamayan şiirler dün bir ara ona amca dediler gibi geldi, ne iş babalık hala mı karalamaca der gibi hani. Fakat onun derdi ömrünün bir devrinin öteye beriye saçılmış üşüyen şiirlerini geç kalınmış birer binaya (kitaba) kavuşturma telaşıydı. Sonsuza dek dileyen herkese açık olacak kapısını kapatıp huzur içinde çekip gitmek istiyordu. Nereye mi? Ruhunu tekmeleyen yeni şiirlere kapılarını sonuna kadar açmaya…  Evet, arayışları o var oldukça hiç bitmeyecekti.

O anlarda çalan telefon meselesine gelince, arayan eskilerden biri, halini hatırını sormak istemiş. Ona zamanında hiç susmayan telefonunun artık hiç çalmadığını ve aradığı için çok memnun olduğunu söyledi açık yüreklilikle. Bir iki kişiyi sordu arayan, görüşmüyor musunuz, aramıyor mu hiç falan diye, hiç deyince e işte işleri bitti tabi dedi. Olsun, boş ver dedi bizimki.  Duygusal konuşmalar geçti aralarında ve bir merhabanın gidişatı nerdeyse bir elvedaya dönüşür gibi olunca dünyanın sonu yaklaşmış gibi kötü hissetti biri aradığı için sevinse de. Buydu yani.

Akabinde internette ortaokulu aynı zamanda lisesi çıkınca karşısına bu sefer de hafızası kırk yılı zorladı. Hayal meyal hatırlamaya çalıştı o çağları, insanları, bir iki hoca, birkaç kişi dışında çoğunu hatırlayamadı. Sürekli şu arkadaşımızı kaybettik, bu hocamız hakkın rahmetine kavuştu haberleri ona zamanın nereye geldiğini hatırlatır gibiydi. İnsanlar yitip giderken onun hala bir sürü işinin, hayallerinin, planlarının olması çok garip bir durum değil miydi? Herkes hayatı bitirirken o hep bir şeylere başlar vaziyetteydi, ne kadar da saçma gelmişti yapmaya çalıştıkları, bir sürü uğraşıları o an. Hele ki lise sayfasındaki bir fotoğrafta voleybol takımı kızları arasından birini çocukluk sevgilisine benzetince ki o da bu dünyadan göçüp gidenlerdendi, filim hepten koptu. Evet, her şey boştu. Ve sanki zaman daraldığını haykırıyordu.

Bütün bunların üzerine dün ödemeler dosyasını çekip çıkarmaya çalışırken kitaplıktan düşen şiir kitabı eklenmişti. Gençlik yıllarında edindiği bir kitaptı. Hikâyeyi biliyordu ama şaire ile aynı gün doğumlu olduklarını unutmuştu. Bir tuhaf oldu. “Bu genç yaşında kaybettiğimiz şairimizin …” diye devam eden “… bu kitapçık dileriz bir gün daha geniş kitlelere ulaşır…” diye biten giriş yazısını okuduğunda kitabı onun özel defterlerindeki şiirleri derleyen ailesinin bastırdığını yeniden hatırladı. Benden onsekiz yaş büyük bir hanımefendi, yaşasa şimdi yetmişüç olacaktı diye geçirdi aklından ve şiirlere göz attığında ilk okuduğunda doğrusu fazla da beğenmediğini anımsadığı şiirler sanki durduğu yerde yıllanmış, bambaşka bir şey olmuş, tatlanmıştı, harikaydı özetle. O zaman bu kitabı hangi kafayla okuduğuna anlam veremedi, hiç veremedi. Müsait olunca tekrar okuyacaktı, mutlaka okuyacaktı. Zaman dedi zaman işte, yaşımız ilerliyor, aklımız değişiyor galiba.

Kısa bir sürede üst üste yaşadıklarından epeyce sarsıldı. Sanki her şey, zamanı işaret ediyor adeta gözüne sokuyor, yaşını hatırlatıyor, onu silkeliyordu. Olup bitenler günlük telaşların o kadar da anlamlı olmadığını, insanın kendisini hırpalamasının hiçbir manasının olmadığını hatırlatıyordu. Morali epeyce bozulsa da iyi oldu dedi, iyi oldu, ağır olmam ve sakince çalışmam lazım, bütün bunlardan hayat bitti manası çıkaracak değilim dedi ve usulca yazmaya devam etti. Var oldukça arayışları hiç bitmeyecekti evet.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir