Deneme

DURU (Yeni Öykü) -9-

Hafta başı, sabahleyin gelir gelmez pencereler açıldı, ortalık havalandırıldı. Sabah kahvesi içilip, yazmaya başlandı. Bir müddet sonra hiçbir şey yazamamıştı hala. Kafası karışıktı, bir sürü düşünce trafikte ilerleyemeyen araçlar gibi aklına takılıp kalmıştı. Böyle durumlarda en iyisi hiçbir şey yapmamak diye düşündü. Heran bir şey yapmak zorunda değildi ki. Fakat çalışmaya, kafa yormaya öylesine çok kurulmuş, alışmıştı ki duramıyordu. Bu da pek normal bir durum değildi galiba, tembel birini düşündü, acaba nasıl geçiriyordu zamanlarını. Kim bilir belki de tembel biri evinden hatta odasından bile çıkmayıp gazeteleri okuyor, televizyon seyrediyor, bilgisayarda geziniyor, hatta bol bol uyuyup sonuçta bu şekilde ondan daha fazlasını bile yapıyor olabilirdi. Gerçekten de bu panik halinde oradan oraya koşması, yazmaya, okumaya çabalaması, zorluklarla karşılaşınca tahammülsüzlüğü, yılması, kendinden başka neredeyse her şeye olan inançsızlığı hayra alamet şeyler değildi. Neden ve kimden kaçıyordu acaba? Gerçeklerden mi, kendisinden mi yoksa? Karamsar bir bulut sarıvermişti tepesini yine. Komik bir şeyler düşünmeye çalıştı. Aklına komik bir şey gelmedi. Sabah ki kadınları düşündü, nedense onları düşünmek de, görmek gibi güzeldi, hoşuna gidiyordu. Aralarındaki bıcır bıcır konuşmalar, kiminin bilmişliği, kiminin saflığı, çoğunun yorgun fakat kalender yüzleri biraz sonra bir makine gibi tıkır tıkır çalışmaya başlayacak olmaları, emekleriyle paralarını kazanmaları saygın ve hoştu ona göre. Kim bilir sabahın köründe kalkıp şehrin zıt köşelerinden birkaç vesaitle ekmeklerine koşuyorlar hem de gayet güleç ve şevkle. Sabah ayaktaki iki bayan boşalan koltuklara oturduklarında, genç kız başını daha yaşlı olanın omzuna koyarken acık uyuyum dedi. Ne uyuması kız bir durak kaldı, dün pazardı uyuyaydın ya dedi abla, çalıştım dedi kız dün de çalıştım, içi beyaz esmer narindi elleri, çalışmış dün de çalışmış, helal olsun, gülerek indiler apar topar.  Bu telefon hiç çalmayacakmıydı acaba? Akşam olmuştu işte yine. Uzun süredir ocakta fokurdayan çaydanlık ve üzerindeki demlikte bir bardaklık istihkak kalmıştı. Bir dilim limonla hem tadını hem de görüntüsünü daha bir iyileştirdi son bardak çayının. Artık hazırlanıp geri dönüş yolculuğuna çıkmalıydı. Geri dönerken otobüste pek kimse olmuyor genelde kitabını okuyordu. Bazen gözlerini kapatıyor hatta oracıkta içi geçiyordu ama hemen her seferinde gözlerini açmadan nereye geldiklerini tahmin edebiliyordu. Hoş bazen çalışmasa da bir bayan sesi bir sonraki durağı sürekli tekrarlar dururdu. Çayının son yudumuyla son bir bisküviyi ağzında eriterek yutmuştu ki telefonuna bir mesaj geldi kalkıp baktı, tam da düşündüğü gibi bir bankadan gelen gereksiz bir mesaj. Pencereleri tekrar açtı, saçlarını ıslattığı avuçlarıyla kafasına yapıştırdı. Ferahlandı bir parça, evet birazdan pencereleri kapatıp artık çıkabilirdi.

 

Günlerce o günü, buluşmalarını konuşmuşlardı. Nasıl heyecanlandıklarını, o deli yağmuru, sonra açan güneşi, kaplumbağaları. İkisi de söylediklerine göre sanki yıllardır tanışıyor gibi yakın hissetmişler. Hatta ikisi de birbirlerine sarılmak istemişler o derece yani. İlk buluşmalarının ardından birkaç gün sonra Cengiz Ayça’yı işyerinde ziyarete gitti. Uzun saplı kırmızı güller almıştı, işyerinin kapısına geldiğinde durumun tuhaflığını anladı ama zile basmıştı bir kere. Neyse ki kapıyı Ayça açmış, tüfek gibi gülleri görünce kahkahayı basmasıyla onları ortadan kaybetmesi bir olmuştu. Kahvelerini içtikten sonra Ayça masasının altına sakladığı güllerin saplarını epeyce kestikten sonra adeta bir çocuğu sever gibi mırıldanarak sevinç içinde gülleri vazoya dizdi. Cengiz ne kadar hayat dolu, neşeli bir tip diye düşünürken ona hayranlıkla bakıyordu. Ayça’da bu bakışlardan son derece memnun, sevimli bir sabah kuşu gibi şakıyor, durmadan anlatıyordu. Her zaman fazla konuşmayan Cengiz hala tedirgin ve ciddi olsa da onun sihirli havasına kapılmış, sohbet, muhabbet, gülüşmeler almış yürümüştü. Bir müddet sonra Ayça’nın telefonları çoğalınca Cengiz aniden kalkıp müsaade istedi ve çıkıp gitti. Çok kısa bir sürede çok uzun ayrı kalamamaya iki arada bir derede bir yerlerde bir çay, kahve içimi de olsa yollarını kesiştirmeye, vakitleri varsa bir şeyler atıştırıp veya duruma göre birlikte yemek yemeye başladılar. Her buluşmalarında zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor, her şeyi konuşuyorlardı. İşlerinden, arkadaşlarından, eşlerinden, çocuklardan, tüm yaşamlarından ne varsa anlatıyorlardı birbirlerine. İnternette başlayıp, telefon mesaj ve görüşmelerine sıçrayan, daha sonra yüz yüze buluşmalarla devam eden bu arkadaşlık bütün hızıyla ilerledi ve bir alışkanlığa dönüşmüştü artık. Kimseye zararı olmayan masum bir dostluk sürdürdüklerini düşünüyorlar ve sıklıkla bu konuda günah çıkararak, neden olmasın ki bir bayanla bir erkeğin de iyi birer arkadaş olabileceklerini birbirlerine tekrarlıyorlardı. Aslında niyetleri iyiydi zira madem biz iyi anlaştık, eşlerle de yani hepimiz birbirimizle tanışarak çoluk çocuk ailecek görüşsek, bir arada olsak dedikleri de çok oldu. İşler ve seyahatler nedeniyle bazen azalan buluşmalara rağmen internet ve telefon sohbetleri kesintisiz devam ediyordu.  Her an birbirlerinin nerede, ne yaptığı hakkında bilgileri vardı. Her gece son yaptıkları birbirlerine iyi geceler, iyi uykular dilemek, her sabah ilk yaptıkları ise birbirlerine günaydın demekti. İkisi de tatlı dilli, diksiyonu düzgün kimselerdi. Güzel, ferah konuşan insanlardı. İfade güçleri yüksek, sesleri de hoş ve etkileyiciydi.  İkisi de hayat dolu, bazen hayatla, kendileriyle dalga geçebilen gülmeyi seven tiplerdi. Yaşamlarındaki aksaklık ve hoşnutsuzlukların aksine birbirlerinde keyifli bir tat yakalamışlar, rüya âlemine dalmışlardı adeta. Mutlu, farklı bir beraberlik, güç veren, olumsuzlukları katlanılabilir kılan. Buna, maddi ve manevi anlamda benzer düzeyli iki medeni insanın çıkarsız, beklentisiz kendilerine, kendilerinden birine gönüllü kaçışı da denilebilir. Çok mantıklı değil mi?

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2017    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir