Deneme

EMANETÇİ -1-

Bir gün bir şey oldu. Dükkânın kapısının altından özensizce zarfa konmuş bir mektup bırakılmıştı. Merakla zarfı hatta mektubun da bir kısmını yırtarak çabucak okumaya çalıştı. Mektubu yazan kendisinden ne kadar nefret ettiğini bildiğini ancak hayatta ondan başka güvenebileceği kimsenin olmadığını hatta kimsesiz olduğunu, sayılı günlerinin kaldığını söylüyor ve kendisine yardım etmesi için yalvarıyordu. Ne kadar parlak günleri olduğunu ki bunu mektubu okuyan zaten biliyordu, ne kadar çok hatalar yaptığını ve önce eşinin sonra iki çocuğunun kendisini haklı olarak reddedip terk ettiklerini uzun uzun anlatan bir mektuptu. Birebir şahit olduğu zaten yaşadığı şeyleri bir film şeridi gibi tekrar seyrediyordu adeta okurken. Öfke dolu, içinden küfürler ederek okumaya devam etti. Mektubun devamında kanı donmaya başlamıştı zira bu rezil adam ilk kez duyduğu bir hikâye anlatmaya başlamıştı ona ve inanılır gibi şeyler değildi yazdıkları. Evet, ben bunu da yaptım dedi, istersen gel ve öldür beni, hastanede yatıyorum zaten öleceğim. Bu mektubu sana bırakmak için birkaç saatliğine kaçtım hastaneden. Ablanın oğlu benim oğlum, elimde mal mülk bir şey kalmadı ancak Teşvikiye’deki evi bilirsin bir tek o kaldı bankaya ipotekli ödeyemediğim krediler nedeniyle, bu işlerle uğraşacak gücüm de, zamanım da yok, bu evi bir şekilde sana bırakacağım, devredeceğim her neyse, borçları kapatmanı kalan parayı oğluma vermeni istiyorum, tabi ki kendi hakkını aldıktan sonra zira sana manevi borcum hiçbir şekilde kapanmaz biliyorum ama  sen de al ki ruhum biraz olsun huzur bulsun,  ne yapmak lazımsa sen gerekeni bilirsin. Bu yükü sana yüklemek istemezdim ama başka çarem yok, hayatımda ilk kez doğru bir şey, adil bir iş yapmama yardım dileniyorum senden, sana yalvarıyorum.  Beyninden vurulmuşa döndü öleceğim falan diyordu ya hani koşarak gidip eceliyle ölmeden yetişip öldürmek geçti içinden. Hareketleri kontrolsüzdü, ne yapacağını bilemeden dolanıyordu dükkânın içinde. Ya ablası bunu nasıl, ne ara yapmıştı, acaba önce ablasını mı vurmaya gitseydi. Ya yeğeni, tüm bu olanlar içinde tabi ki en günahsız olandı. Güvende olduğu bir ailesi, kursağından haram lokma sokmayan temiz bir babası, yani öyle sandığı, vardı. Bir kocası varken bu şerefsiz, babası hatta dedesi yaşındaki adama nasıl yem olduğuna inanamıyordu ve de kocasından olma bir kızı varken. Canından çok sevdiği  ablası yani, böyle bir şey nasıl olabilir dedi dört dönerek, nasıl yapar bunu diye kafasını duvarlara vurmak istedi. Hayattı bunu yapan, hayat. İyi halt etmişti ben öldürdüm derken adamı, ablası gerçek katili bilse herhalde onunla olmazdı. Mecbur mu bırakmıştı acaba mendebur, para için mi yaptı ya da ne bileyim âşık mı oldu hoş bu iğrenç adama nasıl âşık olunabilirdi. Tekrar olayları düşünmeye bu adamın bunları doğru söyleyip söylemediğini tartmaya başladı. Bu mendeburdan her şey beklenebilirdi ama dediği gibi ölümcül bir durumdaysa, hem böyle bir hikâye durduk yere uydurulamazdı. Annesi bu adamın yanında işe koyduğunda çocuktu daha, sabah okula gidiyor öğlende adamın dükkânına geliyor, temizlik yapıyor, misafirlere çay ikram ediyor, akla gelebilecek ne iş olsa yapıyordu orada. Bir ara bu adamı babası yerine koyduğunu düşündü, babasını hiç hatırlamıyordu, ablasının anlattıklarından bir dev hayali yaratmıştı kendine. Bir kötülük edeceği, yanlış bir iş yapacağı zaman o devin yüzü hemen asılı verirdi ve sırf babasının hayalinin öyle karşısına dikileceğini düşünüp doğru şeyler yapmak isterdi. Çünkü kendince doğru olanları yaptığında babası ona o kadar güzel gülümserdi ki. Fakat bu adam yanlış bir adamdı, araba alım satımı, emlakçılık, turizm vs. adı altında bir sürü işler çeviriyor, özellikle zengin ve dürüst insanlara yapışıp kazıklamaya çalışıyordu, tefecilik de yapıyordu. Küçücük yaşında onun için böyle bir yer hayra alamet olabilir miydi? Annesine kızacak oldu ama ne yapsın çaresiz kadın diyerek vaz geçti. Annesi ve ablasıyla babalarını kaybettikten sonra feci bir bilinmezliğe sürüklenmişti hayatları kendiliğinden. Büyük şehirde bir kadın, bir kız ve küçük bir çocuk, sahipsiz, parasız çok zor. Anne temizliğe gider, bazen abla da gider anneyle, küçük okusun isterler fakat para kiraya bile yetmez, yani bu galeriye girmesi bir mecburiyetti başka bir şey değil. Üç beş kuruş üç beş kuruştu işte. Yıllarca okulla işi beraber götürdü, yarım gün okul yarım gün iş. Sonra büyüdükçe arabaları tanıdı, iyi bir şoför de oldu, az çok motordan, markadan anlar da oldu. Gelen müşterilere otoları tanıtmaya, fiyatlarını söylemeye de başladı gün geldi. Ortaokul bitmiş yaz tatili gelmişti. Bir gün bir şey oldu.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir