Deneme

EMANETÇİ -10-

Gece yatağına yattığında eskisi gibi hemen uyuyamadığını fark etti. Aklına takılan son zamanlarda, ışıltılı ela gözler ve duru bir tebessümdü. Ortak yönleri vardı, ikisi de kitap okumayı, şiir ve edebiyatı seviyordu. İkisi de ağır başlı, ciddiydi. En ortak yönleri ise güler yüzleriydi. Kız okuduğu kitabı iade ettiğinde genç adam daha önce okuduğu halde o kitabı büyük bir keyifle tekrar okuyor, genç adam aynı kitapta sanki daha önce farkına varmadığı bazı şeyleri fark ediyordu. Bu dünyayı yeniden keşfetmek gibi bir şeydi, yeniden keşfetmek ama her şeyi çok daha iyi anlayarak yeniden keşfetmek. O gün ikindine doğru kızın en son okuyup iade ettiği kitabı okumaya koyuldu. Birbirlerini çok seven iki gencin aşklarını anlatan hikâye tarzı ince bir kitaptı. Hikâyenin ortalarına doğru babasının hariciye görevi nedeniyle kızın ailesiyle beraber başka bir ülkeye gitme zarureti doğuyor. O sırada üniversitede okuyan kızın gittikleri ülkedeki bir üniversiteye devam etme durumu gündeme geliyor. Erkekse tıbbiyeden mezun olmuş bir hastanede yeni göreve başlamıştır.  Tabi âşıklar bu durumdan çok tedirgin oluyorlar, onca sevgi, aşk, onca duygular, yaşananlar, ileriye dönük hayaller gerçekten de zor bir durum ile karşı karşıyadırlar. Bunları okurken sayfaların arasında küçük bir kâğıt gördü genç adam, kâğıtta yazılı olan sözcükleri okudu. Bu kadar severken bu ayrılık niye?/ben olsam gitmezdim sevdiğimi bırakıp/hiçbir yere diye yazılmıştı kâğıda. Gülerek ben de diye tekrarladı içinden genç adam. Kitaplar, yazarlar hakkında konuşuyorlar, birbirleriyle sohbet etmekten büyük bir keyif alıyorlardı. Emanetçi dükkânının karşısındaki binanın ikinci katında ailesiyle yaşayan güzel kız eczacılık fakültesi üçüncü sınıfa geçmişti. Genç adam için tahsil elzem hale gelmişti. Mutlaka liseyi dışarıdan bitirecek ve hedeflediği üniversite tahsilini kesin yapacaktı. Uyandıklarında ilk işleri birbirlerini görmek olmaya başladı. Sanki bu, güne ve her şeye başlamak için ilk koşuldu. İlk uyanan hemen pencereye koşar, perdeler kapalı ise açılır ve direk karşıya bakılır, o aralarda ya aynı anda ya da yakın zamanlarda gözler birbirini görür, gülümsenir ve artık güne başlanabilirdi.  Kızla oğlan arasında hem sosyal hem kültürel açıdan seviye farkı varmış gibi görünmesine karşın delikanlı sağlam karakteri, iyi yüreği ile epeyce kitap okumuş alt yapısı ve güzel olan her şeye çabucak adapte olan tarzıyla kızın yanında hiç sırıtmıyordu. Kız gerçekten de sadece kitap alış verişi amacıyla girip çıktığı bu dükkânda her seferinde birkaç cümlelik sıradan konuşmalar sırasında farklı bir insanla muhatap olduğunu fark etmiş, kibarlığından etkilenmişti. Genç adam yine kızın bir gün okuyup iade ettiği bir kitabın sayfaları arasında şu satırlara rastladı. “inanmazdım/sevmenin insanı bu denli hafifleteceğine/inanmazdım yüreğimin yüreğinin/gözlerimin gözlerinin takipçisi olacağına/şu gökyüzü üstümüzdeki/şu ağaç aramızdaki/şu sarmaşık tutunan pencereme/şu bir çift kumru/ ve beni saran her şey/şahittir sana olan sevgime…” Bir sonraki görüşmelerinde delikanlı kıza okumasını önerdiği bir kitap verdi. Genç kız heyecanla kitabı okumaya başladı, ilerleyen sayfalar arasında bulduğu minik kâğıt yüreğinin çarpıntısını artırdı. O minik kâğıtta yazılı dizeleri okurken adeta kendinden geçecekti. Şöyle diyordu genç adam, “seni görene dek/ dikkatimi çekmemişti/hiçbir çift göz/ve hiçbir yürek/ne aşka yolum düşmüştü/ne denizlerde gezmiştim/hayallere de dalmamıştım/düş de görmemiştim/seni görene dek…/bu hissettiğim ilk/çağlayan su/uslu bir nehre dönüşür/seni düşündükçe içimde/duru hayalini seyre dalarım gecelerce/evet sana nehirler birikiyor içimde/yaşama sevinci bu/aşk bu galiba/bu heyecanım sana…”

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir