Deneme

EMANETÇİ -12-

Sen benim sokak lambam/gecemi aydınlatan/sen benim güneşim/sabahıma doğan/yaşama sevincim/incitmekten korkarım seni/narin kelebeğim/gelmesen bile/sadece seni/seni sadece ömrümce beklerim… Fırsat buldukça mahalleden kaçıp kırlara çıkıyorlar, bazen sinemaya, tiyatroya gidiyorlar, kimi sahaflarda yorgun düşene dek saatlerce gezip, çay içiyorlardı.  Aralarındaki sevgi bağı gün geçtikçe öylesine kuvvetlendi ki, gerçek aşkı bulduklarını düşünüyorlardı. Kız genç adamın dışarıdan liseyi bitirmesinde, üniversite sınavlarına hazırlanmasında öyle çok yardımcı oldu ki. Her fırsatta onu çalıştırdı, ona ödevler verdi, kaytarmasına asla müsaade etmedi. Her zaman olduğu gibi gayretler yerini buldu ve bir gün bir de baktılar hukuk fakültesi öğrencisiydi artık genç adam. Bu ne inanılmaz bir şeydi, rüya gibi.

Nihayet banka borcunun son bir taksiti kalmıştı. Eski patronu ile hastanedeki karşılaşmalarından sonra hukuki işlemler için son bir kez daha buluşmuşlar ve ondan yaklaşık iki ay sonra hastaneden bir telefon gelmiş ve adamın ölüm haberi hayattaki yegâne yakını olarak kendisine bildirilmişti. Koşup hastaneye gittiğinde kimsesizler mezarlığına gömülmek üzere bir takım işlemler başlatılmıştı ki genç adam bu işlemleri durdurarak onun kimsesiz olmadığını, kendisinin yakını hatta baba yarısı olduğunu belirterek bizzat normal bir cenaze töreni yapacağını belirtmişti. Ve gerekli tüm işlemleri tamamlayarak cenazeyi defnetti. Çok sade bir tören oldu, cami cemaatinden başka ne tanıdığı ne de tanımadığı bir Allah’ın kulu yoktu cenazede pek tabi ki. Defin sırasında görevlilerin dışında yine tek başınaydı, mezara inip iki görevlinin uzattığı kefene sarılı cansız bedeni başka bir görevliyle beraber alıp çukura koymak da ona düştü. Bu adama borçluymuş gibi katbekat bedelini ödettiriyordu hayat ona sanki. Oysaki bu adamdan katbekat alacaklıydı. Şu halde olup biten insani bir vazifeden gayri bir şey değildi. Tabi ki pek çokları insan olmayana insanlığın lüzumu yoktur diye düşünür. Doğrudur da fakat bazıları hak edene dahi sırtını dönüp gidemez. Hangisi iyidir bilinmez. Lakin şu da var ki hayat bazı şeylere mecbur kılar insanları, kaçamazsınız.  Adam öldüğünden çocuklarını aramak, babalarının ölüm haberini vermek aklından geçmişti fakat bunun için zaman yoktu, kendi kendine onun öleceğine inanmadığı ve çocuklarını bulmadığı ve haberdar etmediği için kızmıştı o gün ama artık yapacak bir şey yoktu. Nerdeyse dört yıl olmuştu öleli ve onun borcunu ödemişti bankaya, ona olan sözünün ilk adımını tamamlamıştı. Nasılda hızla geçiyordu zaman hayret verici diye geçirdi içinden ve şimdi sıra eski patronunun çocuklarını bulmaya gelmişti. Patronun oğlu kendiyle akrandı hemen hemen kız ondan dört beş yaş daha büyüktü, onları nasıl bulabileceğini düşünmeye başladı. Babası, tabi ya babasının polis arkadaşları bu işi halledebilirlerdi, hem de şipşak. Adresleri, telefonları tespit edildi. Oğlu evlenmiş ve İzmir’e yerleşmiş bir bankada çalışıyordu. Kızı ise İstanbul’da oldukça zengin sanayici bir işadamıyla evlenmişti. Genç adam onları telefonla aramak yerine mektup yazmasının daha uygun olduğunu düşündü ve genel hatlarıyla durumu özetleyen bir mektup yazarak uygun bir zamanda bir araya gelerek görüşmeleri ve bazı şeylere karar vermeleri gerektiğini ve bu emaneti ilgili kişilere teslim etmek istediğini belirtti. Mektubuna iki kardeşten de cevap almış ve görüşme günü kararlaştırılmıştı.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir