Deneme

EMANETÇİ -3-

Pusu kurulmuştu, çocuğu bir gece kuytu bir yerde sıkıştırdılar. Altı kişi öldürene kadar dövdüler ve sonra silahlar çekildi sıra delik deşik etmeye gelmişti, kendinden geçmiş bir halde ölümü ciğerinde hisseden çocuk saplanan kurşunlarla olduğu yerde zıplıyor, maruz kaldığı duruma anlam veremiyor ve babasının hayaline suçsuzluğunu anlatmaya çabalıyordu bir yandan. Silahlar patladı ardı ardına, polisler yetişti olaya, adamlar dağıldı. Çocuk düpedüz ölmüştü herkese göre, kendine göre, bir tek babasının hayali yakıştıramadı ölümü ona. Bir polis yaşıyor galiba dedi, koşturdular acile, günlerce öldü dirildi. Günlerce kendini bilmeden yattı, bir dizi operasyonlardan geçti. Bir gün bir şey oldu, ne oldu bilinmez, gözlerini açıp anasına baktı, yaşayacak oğlum dedi kadın, yaşayacak dedi ablası da. Ve yaşadı gerçekten de, biraz kahrederek, biraz küskün kaderine. Aylar sonra kalktı yatağından, ayakları onu galeriye götürmek istedi bir kahraman gibi, fakat patronun aylardır ziyaretine gelmediği, halini hatırını bile sormadığı aklına gelince tüm gücünü yitirdi, yarı yoldan döndü. Ölse daha iyi olurdu diye düşündü, gidecek bir yeri bile yoktu. Babasının mezarı neredeydi acaba? Sürekli hayaliyle yaşadığı babasının mezarının yerini bilmeye bile hakkı yoktu demek. Ona söylenen, gurbete gitti baban orada öldü diye geçiştirirdi annesi, lafa bak. Bir ölünün mezarı olmaz mı, bilinmez mi, bir gün gidebilme ihtimali olmaz mı? Her şey ne kadar saçma ve anlamsızdı.  İnsanın hayatta güvenebileceği bir kişi dahi olmaz mıydı? Çok bedbaht günler, geceler geçirdi. Cebinde beş parası yoktu. Artık ablasına da gitmek istemiyordu. Eniştesi fena bir adam değildi ama onun için ne yapabilirdi ki zaten evinin geçimini zor sağlayan biriydi ve annesini evinde kabul etmesi dahi büyük bir nimetti. Ona bir arkadaşının derme çatma gecekondusunda bir oda ayarlamış olması da. Her gün iş bulma hayaliyle çıkıyor çoğu zaman bir sürü yollar arşınlayıp yorgun ve üzgün varoşlardaki berbat odasına geri dönüyordu. Birkaç kez saatlik, yarım günlük işler bulursa seviniyor hiç olmazsa bir iki gün aç kalmayacak kadar parayı denkleştirebiliyordu. Yine bir gün iş bulma umuduyla dolanırken şehrin meşhur bir sokağına yolu düşmüştü. Bir tabelaya takıldı gözleri, içinde bir kıpırtı hissetti. Sanki yeni bir buluş gibi bir heyecan. Tabelanın altındaki daha çok barakayı andıran dükkâna yaklaşıp camından içeriyi görmeye çalıştı. İçerisi epeyce karanlık ve karmakarışıktı. Gözlükleri gözünden düşmek üzere olan bir ihtiyar küçük masanın üstüne eğilmiş bir şeyler okuyor veya karalar gibi bir şeyler yazıyordu. Uzun bir müddet seyretti, adamın bu kadar ciddiyetle ne yaptığını çok merak etmişti. İçeri girmek adamla konuşmak ona bir şey bırakmak istedi fakat düşününce iki teklikten başka ona bırakabileceği bir şeyi olmadığını fark etti ve oralarda biraz daha dolanıp uzaklaştı. O günden sonra her fırsatta yolunu oraya düşürmeye ve hep aynı hareketle camdan içeriye bakmaya ve hep aynı tabloyla karşılaşmaya o kadar alışmıştı ki. Kaç kez gittiği halde yaşlı adam onu fark etmedi. Çok az da olsa para biriktirmeye başladı. Kendisine bir yüzük alacaktı kafasına koymuştu. İş arıyor, bulduğu her işte çalışıyor, kimi bulaşık yıkıyor, kimi limanda yük taşıyordu. Sonra çarşılarda gezip vitrinlere bakıyor, ablasının anlattığı gibi babasının yüzüğüne benzer burgulu, tek taşlı altın bir yüzük aranıyordu. Fakat yüzüğü de bulacağı yoktu. Bulsa da kim bilir ne kadar paradır diyor ve ümitsizce dolanıyordu. Hem ablası anlattığına göre bunun da koca bir yalan olma ihtimali vardı.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir