Deneme

EMANETÇİ -6-

O gün tıraş oldu, yeni kıyafetlerini giyindi, saçlarına daha bir özendi, parfüm sıktı fazlaca. Kesinlikle taşralı bir hali yoktu, resmen bu şehirliydi, her haliyle her yere mesela en sosyetik yerlere bile yakışabilirdi. Ama o emanetçiye gidiyordu hızlı yavaş adımlarıyla, kapının önünde duracak gibi oldu, hemen hareketlendirdi ve itiverdi içinden bir güç onu içeriye. İhtiyar içeri birinin girdiğini fark etmemiş gibi masasındaki kağıtlara bakıyordu.

-İyi günler.

-İyi günler dedi ihtiyar ve devam etti buyurun.

-Kolyem bi de yüzüğüm

-tamam verin

-buyurun

-bunların ederini biliyor musunuz, kabaca da olabilir

-biliyorum yeni aldım, yüzük 850, kolye 450

-peki, isim neydi, teşekkür ederim bunlar için 19,5 peşin ödeyeceksiniz

-peki, buyurun size bir 20’lik

-yazıyorum bir dakika üstünü vereceğim

-gerek yok üstü kalsın

-hiç gerek yok bozuk var

-tamam sorun değil kalsın

-peki uzatmayacağım

-görüşmek üzere

-görüşmek üzere.

Bu birkaç sefer aynı şekilde devam etti. Sonraki karşılaşmalarda nasılsınız iyiyim siz nasılsınız şeklinde konuşmalara geçildi. Bir sonraki sefer ihtiyar genç adama vaktiniz varsa çay söyleyeyim dedi ve çaylar içildi. En son sefer biraz sohbet edildi. Biraz daha yakınlaşıldı ve biraz daha birbirlerine açılındı.

-Bu gözler neler gördü burada. Bir keresinde içeriden bir vesikalı sekiz aylık çocuğunu emanet etti bana.

-Nasıl yani?

-Evet, o içeride müşterisi varken bebek ağlasa olur mu? Her işin bir raconu var. Her sabah buraya getirdi, şuracığa bir beşik koyduk, geldi gitti baktı, uyuttu, emzirdi. Akşam ben giderken de gelir alırdı yavrusunu.

-Sonra?

-Sonrası filim olur, bir gün dedi ki benim Adana’ya tayinim çıktı, gitmem lazım fakat bunu alamam, yalvardı yakardı, nasıl olur dedim hanım eve koymaz ki. Birkaç ay dedi sadece birkaç ay ne diller döktü, gelip alırım hiç buralarda bırakabilir miyim onsuz yaşayamam zaten dedi. Bu işin oluru yok kızım dedimse de anlatamadım, dinletemedim. Ve bir gün o çekip gitti ben de çocuğu alıp eve götürdüm. Götürdüm amma az sonra evde hanımın koparacağı fırtınayı da biliyor ona ne diyeceğimi tasarlamaya çalışıyorum kafamda.

-Sizdeki de iyi cesaret bari önceden haber verseydiniz eşinize.

-İmkânı var mı öyle bir şeyin hayatta kabul etmezdi. Uzatmayalım aldım yavruyu birkaç parça eşyasıyla gittim eve. Hanımın gözleri büyüdü önce nerden peydahladın bunu dedi. Yavaş ol o nasıl laf deyip hemen konuya girip ben emanetçiyim bu benim kaderim. Bu bebek te bize Allah’ın emaneti bir müddet bize misafir, aksi de mümkün değil sokağa atacak halimiz yok deyip konuyu oldubittiye getirmeye çalıştım. Bizim hanım açtı ağzını yumdu gözünü ama yine de umduğumdan çabuk yumuşadı çocuğa bakmaya başladı bile söylenerek de olsa, vicdanlı kadındır nemelazım hakkını yiyemem o bakımdan.

-Eee oldu kabul etti yani, peki kadın gelip aldı mı bebeği.

-Geldi gelmesine… Geldi gelmesine de geldiğinde çocuk on yaşına basmıştı.

-İnanmıyorum. E gelmeseydi bari artık.

-Geldi, misafir oldu bize, hanım bir ton söylendi yine haklı olarak çocuk da biz de aile olmuştuk. Almasından korkuyordu ve üzülüyordu fakat kadın bir misafir gibi yanımızda iki gün kaldı onun bizleri anne baba, bizlerin onu evlat gördüğümüze şahit olunca misafir geldiği evin çocuğunu sever vaziyette ona doymaya çalışarak tekrar gelirim diyerek gitti.

-Bu sefer kaç sene kayboldu ortadan?

-Bu dediğim dört yıl önceydi o gün bugün haber yok.

-Anlattıklarınız inanılır gibi değil. Siz de eşiniz de ne büyük insanlarsınız. Sizin gibi insanlar var bu dünyada yani bunu biliyordum bu yüzden bir şey beni de çekti size, gizli gizli gelirdim izlerdim, tabelanızı, yüzünüzü görmek bana hayat ışığı gibiydi. Peki, çocuk hala sizi anne baba biliyor ya annesi çıkıp alacam evladımı derse.

Bu kaderi biz yazmadık ki biz bozalım, derse yapacak bir şey yok ama bu saatten sonra demese iyi olur. Onu kendi evlatlarımızdan ayırmadık ben de eşimde. Gözümüz gibi baktık emanete, her şeyden sakındık, kendi öz çocuklarımızdan bile daha çok sakındık.

-Siz sadece emanetçi değil, kutsal emanetçisiniz.

-Herkes yapardı

dedi ihtiyar gülerek.

Gözlerinde biriken yaşları göstermemeye çalışarak, kalkıp kapıya doğru yöneldi delikanlı.

-Ne o evlat erkencisin işin var herhalde

-evet gitmem gerek

-üzülme delikanlı, duyduklarınla yaşadıkların depreşti biliyorum ama üzülme, herkesin yaraları vardır, bunlar zamanla kapanır, bazıları zamanla kanar tekrar,  bulunduğun noktadan aklınla bakmak zorundasın hayata, hep yüreğinle bakarsan aklın karışır, çok karışabilir toparlaması güç olur sonra

-tamam görüşürüz

-tamam güle güle.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir