Deneme

EMANETÇİ -7-

Yatağına uzandığında aklı hayli karışmıştı zaten. Nasıl bir dünyaydı bu? Kendi yaşadıkları, lanet patronu, hasımları, melek anası, dev babası, onu hayal kırıklığına uğratan ablası, masum yeğeni, bir fenalığını görmediği eniştesi, her fırsatta emanetçi ihtiyara kaçıp sığınmak istemesi vs. vs. vs. Bir de ihtiyarın vesikalıdan olma evlatlığı çıkmıştı, bir o eksikti. Neden biraz kıskanmıştı bu çocuğu acaba? Yok canım dedi saçma geçiştiriverdi kafasındaki bu aptalca düşünceleri. Bahtsız çocuk hikâyelerine eklenen biri daha ne olacak işte dedi, benim gibi kandırılmış dünyadan bihaber bir çocuk.  Hem dedi benim babam, dev bir adam sürekli beni görür yattığı yerden, o beni daima korur, mesela adamlar öldürene kadar dövdüğünde, hatta öldü dediğinde herkes kimse bilmiyor tabi beni kimin koruduğunu, babam tabi, onun sevgisiydi beni koruyan, o anda hiç acı duymadım ama babamın sesini duydum. Gözüm hiçbir şey görmedi ama babamın hayalini gördüm, gördüm evet resmen gördüm. Babam bana benziyor ama benden daha güzel, çok güzel bir adam benim babam. Hiç konuşmasa olur hani o, sadece gözleriyle her şeyi anlatabilir bana. Sadece gözlerine bakarak dediği her şeyi anlayabilirim.

Sonraki gidişinde genelevin emanetçisine, yaşadıklarını, her şeyi daha etraflıca anlattı, bir gün onun emanetçi tabelasını gördüğünü gizli gizli onu izlediğini, sonra sık sık buraya geldiğini de tekrar anlattı. İhtiyar can kulağıyla dinledi, çok az şey sorarak dinledi ve çocuğun uğradığı haksızlık onu gerçekten kahretti, patronun yaptığı yani, hadi gerisi kaderdi. İhtiyar elinde olmadan sarıldı genç adama, öyle bir sarıldı ki evladı gibi sarıldı, bu yaşadıklarına rağmen kaybolmamış, kendini kaybetmemiş bir insan olduğu için sarıldı. Ne kadar yüksek ruhlu biri olduğu için sarıldı. Bugün burada olduğu için sarıldı. İkisi de ağlıyordu, hem de tutmadan kendilerini, doyasıya. Tam durdular biraz ikisi de, ihtiyar tekrar hıçkırıklara boğuldu, kendini kaybetti gözyaşları içinde. Genç ilk geldiğinde yüzüğünü ve kolyesini bırakmış, emanetçi onları kaydedip emanet ücretini almıştı ki, gencin dönüp gidişi, saçlarının havada dalgalanışı gözlerinde canlandı, bu genç genelev kapısından gireceğine sokağa doğru yukarı yürümüştü. Tövbe estağfurullah demişti o an evet çok iyi hatırlıyordu, anlam verememişti sokak yukarı yürümesine, oysa şu an bu hareketi anlaşılmış bulunmaktaydı. İşte buydu ihtiyarın sarsılarak ağlamasına neden olan. Bugüne kadar vesikalıdan başka anormal emanetler bırakmak isteyenler olmuştu ihtiyara. Mesela biri yarış atını bırakmak istemişti. Uyuşturucu bırakmak isteyen de olmuştu birkaç sefer mesela. Fakat bu acayip isteklerin dışında normal şartlarda erkekler geldiler kimi parasını veya kıymetli bir eşyasını, bazıları çanta veya bavul, valiz türü bir eşyalarını veya ellerindeki o an için kendilerine külfet bir yüklerini, en fazla silahlarını bırakıp kapıdan içeri yürüdüler. Ve bir müddet sonra kimi mutlu, kimi mutsuz bir şekilde emanetlerini geri alıp çıkıp, gittiler. He bu arada emanetini almayan ya da unutan bir sürü kişi de olmadı değil, bu dükkânın karmaşası ve bu adamın düşünceli hali, kafasının doluluğu ve işli güçlülüğü de zaten hep bu bilerek veya bilmeyerek emanetlerini bırakıp giden insanlardan ileri gelmektedir. Onların belki hemen hepsi bir daha bu dükkâna asla uğramayacaklardır ancak bu yaşlı adam yaşadığı sürece daima emanetlere sadık kalacak ve sahipleri her an gelecek gibi hazırlıklı olacaktır. Hatta adam ölürsem ne olurun hesaplarını binlerce kez yapmaktan binlerce kez uykusuz, bir o kadar yorgundur. Zamanında daha doğrusu gençliğinde komiser muavini iken devlette önemli bir zatın koruma müdürlüğüne atanmış, epey süre bu önemli konumda kalmış, epeyce çevre edinmiştir. Ancak en büyük çocuğu olan oğlu epeyce haylaz çıkmış, babasının konumunu da kullanarak uygunsuz yerlere ve işlere girip çıkmıştır. Bu halleriyle babasını çok uğraştırmış, çok peşinden koşturmuş  ve oğlundan, yaptığı işlerden çok utanan baba çok başarılı olduğu, sevilip, sayıldığı konumdan çeşitli bahanelerle affını isteyerek, istifa etmiş ve  kendi kendini uzaklaştırmış, kendi kendine hiç hak etmediği bir ceza vermiştir. Oralardan emanetçiliğe diye düşündü hem de genelevin emanetçiliğine. Evet, bu bir hataydı dedi kendi kendine, insanlar başlarına neyin gelebileceğini asla bilemezler. Hiç düşünmedikleri, düşünemedikleri şeyler gelebilir insanın başına. İnsanın evladı bile bir gün bir canavar olarak çıkabilir karşısına. Böyle bir durumda dahi realiteden ayrılmamak lazım, her zaman insan sadece elinden geleni yapmalı. Bir utanç rüzgârıyla savrulmak, işinden gücünden olmak bunlar olacak şeyler mi. Karısı ayrılma işinden derken elbette haklıydı. Kadınlar genelde birçok şeyde haklıdırlar. Erkekler onların haklı olduğunu bile bile onları üzer ve kırarlar. Oysa kadınlar genelde erkeklerden daha gerçekçidirler ve haklıdırlar. Erkekler genelde korkak ve kaçaktırlar hayatın gerçekleri karşısında. Kafasından birçok şey geçti. Sonraki günlerde hayırsız oğlundan ve onun yediği nanelerden, bunlar karşısında ne kadar zor durumlarda kaldığından bahsetti genç emanetçiye. Hala da onunla ilgili bir sürü endişeleri olduğunu, nerde akşam orada sabah yaşadığını anlattı oğlunun. Bunları anlattı ki, genç adamın hayatı anlamasını istiyordu, ders almasını bir nebze. Yani sen babanı tanımıyorsun bile ama güzel bir yüreğin var. Bu en büyük zenginliktir demek istiyordu. Benimse bir oğlum var beni utandıran. Oğlumun bir babası var ben yani, asla sevmedi beni, gibi, gibi, gibi… Bir oğlum daha var o daha küçük, çok seviyorum, o da beni çok seviyor ama hep bir korku ya annesi gelip alırsa? Hayat aslında kolay ve yaşanılası bir yer evlat dedi fakat keşke biz insanlar zorlaştırmasak.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir