Deneme

EMANETÇİ -8-

Öyle çok kitap okumuş ve okuyordu ki genç adam, bu onun gerçekten her şeyle baş etmesinde, tüm olumsuzlukları alt etmesinde öyle etkili olmuştu ki. İlkokul öğretmeni ona kitap okuma sevgisini aşılamıştı. Onu hep çok büyük bir sevgiyle anıyordu, bu kitaplar olmasa ne yapacağını, ne olacağını cidden düşünmek bile istemiyordu. Yaşadıkları nedeniyle iyi bir tahsil alamamış hatta yarım kalmıştı ancak o kadar güzel kitaplar okumuş, bir yönden kendini o kadar güzel tamamlamıştı ki tarihi, coğrafyayı, dünyayı, insanları, felsefeyi, sanatı vs. ortalama birinden daha iyi biliyordu. Dünyanın görmediği yerlerini görmüş gibi biliyor, önemli şahsiyetleri sanki yüz yüze gelmiş kadar tanıyor, yaşamadığı şeyleri bile yaşamışcasına hissedebiliyordu. Çünkü hep okumuştu. Kitap sevgisi onu hayata bağlayan en kuvvetli bağlardandı. Kitap okuyan biri, objektiftir, gerçekten de kolay kandırılamaz. Kitap okuyan biri, objektiftir, kimseyi kandırmaya çalışmaz.

İki sene daha geçmişti. Bu süre zarfında gence emanet edilenler neredeyse odasından taşmak üzereydi zira kumarhane dışından özellikle de öğrenciler nereden duydularsa kitaplarını, mezun oldukları sınıflara ait kitapları seneye almak üzere ona bırakıyorlardı. Fakat işleri bitince genelde bir daha peşlerine düşmüyorlar ve genç emanetçinin elindeki ders kitapları, roman, hikâye vs. kitaplar çoğaldıkça çoğalıyordu. Bu arada kumarhane müdavimi kıramayacağı bir mirasyedi 1959 model  playmouth station marka otosunun anahtarını ona bırakmıştı. Ve o da uzun süredir ortalıkta yoktu. Kimilerine göre ne güzel iş bu. Ama bu işi bihakkın yapan biri için sancılı, sıkıntılı bir iş kesinlikle emin olabilirsiniz.  Bir gün bir emanet sahibinin gelmeyeceğine adı soyadı kadar bile emin olsa bir emanetçi onun emanetine yine de hıyanet edemez. Bu ne demek şu demek yani o emaneti ne sahiplenebilir ne de başka birine verebilir/satabilir bu kadar basittir bu konunun önü ve arkası. Sen dedi ihtiyar bu kapıdan giren ama şu genel ev kapısından girmeyen ikinci kişisin bu güne kadar gördüğüm. Evet, sadece iki kişi hatırlıyorum buradan yokuş yukarı giden, şehre karışan yanılıyor olamam kafanızı çevirip, saçlarınızın havada dalgalanışı bile o kadar birbirine benziyordu ki, yıllar önce gelen genç bir adam canlandı gözlerimin önünde.

Bir gün bir şey oldu. Kumarhane aniden kapatıldı, mühürlendi. Günler geçti fakat açılacağı yoktu. Bekleşip durdu çalışanlar, müdavimler, fakat yok, bir türlü açılmıyordu. Dava sanıldığından da büyüktü galiba, kumarhane sahibinin başka taraklarda sıkıntılı işleri olmalıydı. Genç emanetçi kumarhane girişindeki duvara, sokağın ucundaki direğe ve daha başka çeşitli yerlere emanet bırakanların bir an önce emanetlerini almaları aksi takdirde mesuliyet kabul edilmeyeceği yönünde  yazılar yazıp durdu. Fakat bu bir iki kişiden fazla kişiyi harekete geçirmedi. Kimsenin umurunda değildi, ya da kimse durumun farkında değildi.

Aslında çok bitirim işler yapabilir, çok paralar kazanabilirdi bu noktadan sonra. Her meslekte, yeraltı veya üstünde ciddi, disiplinli adamlara ihtiyaç vardı pek tabi ki. Birçok insan onunla çalışmak, ona yeni bir iş bulmak istedi. Müdür böyle gider de mekân açılmazsa kendisi bir mekân açacağını söyleyerek beraber çalışalım dedi ama bunların hiç birini kabul etmedi. Çünkü şimdilik zamanını çok sevdiği bir ihtiyarın yanında geçiriyor, ona yardım ediyordu. Genelevin girişindeki emanetçi dükkânında işe başladığında neredeyse mutluluktan uçacaktı. Nedenini çok iyi bilmiyordu fakat ya bu işi kendine çok uygun bulmuştu, ya da deli olmalıydı. Son derece az kazançlı bir emanetçi dükkânının çırağı olmak nasıl bir duygu veya ruh hali olsa gerek ya da kaderine okkalı bir küfür mü acaba? Her sabah erkenden gelip dükkânı açıyordu, çayıyla simidi veya poğaçasını yiyordu. Sabah erkenciler de olurdu kapıda ama onlar ne emanetçiyi görürler ne de emanet edecek bir şeyleri olmazdı çoğu zaman. Sonra tek tük insanlar yanaşır saatler, kolyeler, para vs. emanetçiye bırakılır, emanetçi bunları özenle not eder, adamlar huzuru kalp içinde icraata giderlerdi. Şu itibara bakar mısınız? En kıymetli eşyalar emanetçilere emanet edilir. Bununla beraber artık baba demeye başladığı ihtiyar onun emanetçilik yapmasını istemiyor fakat daha cazip hale getirmemek için fazla da diretmiyordu. Zaman geçtikçe ve kumarhanenin açılmasından ümit kesilip handaki mekânın akıbetinin ne olacağı iyice belirsizleşince genç adam yüzlerce emanetine yer aramak zorunluluğu hissetti. Yeri yeterli olsa kesinlikle yanından ayrılmayacağını fakat bir dükkân tutmasının gerekli olduğu yönünde ihtiyara epeyce dil dökmüştü. Bu dükkân daha çok emanetleri koymak içindi, yoksa yine hep babasının yanında olacaktı. İhtiyarda dışarıdan dersleri vermesi ve liseyi bitirmesi ve sonrasında üniversiteye gitmesi koşuluyla kabul ederim demişti kendisine. Ve bu suretle Kadıköy’de çukurda bahçesi olan bir alt kat kiralayarak emanetleriyle oraya yerleşmeye çalıştı. Dışarıdan bakıldığında emanetçiden çok eski eşyalar satan bir eskiciyi veya antikacıyı andıran bir dükkândı. Kitaplar, en fazla yer kaplayan elbette ki kitaplardı.  Playmouth kapıda duruyordu. Hatta son zamanda yine kıramadığı bir yazarın aynı zamanda av meraklısı bir yazarın puanteri de kadroya eklenmişti. Günleri kendi dükkânı ile baba dediği adamın dükkânı arasında gidip gelmekle geçiyordu.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2012    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir