İnsan (YENİ YAZI)

Hayata direnebilir insan fakat tek ve en gerçek zaman 

Benim için dünyanın en güzel uğraşlarından biri yazmak. Neden? Çünkü seviyorum, mutlu oluyorum yazarken.  Yazdıkça kasvet bulutları dağılıyor, sorunları unutuyorum,  rahatlıyorum. Olmak ya da karşılaşmak istediğim kişilikler canlanıyor, bulunmak istediğim yerlere gidiyorum sırtında sözcüklerin. Cidden yaşamış, gitmiş kadar oluyorum. Dürüst bir dünyanın kapılarını açıyor cümlelerim, o kadar çok kapı var ki, havsalamca, yani bana öyle geliyor. Sonra konu konuyu açıyor, yeni fikirler, bir sürü sürprizler… Bu bir bakıma iyi bir şey. Fakat bir yönden de gittikçe derinleşen bir tehlike belki, büyük bir yanılgı hani hayal alemi, öyle değil mi? Evet böyle düşünülebilir rahatlıkla.  Ama ben yine de aynı fikirde değilim. İnatçıyım biraz galiba, biraz da yerimde duramıyorum, kabıma mı sığamıyorum hala veya ne? Bilmiyorum. Ama herkesin her zaman kendince haklı nedenleri olabiliyor. İnsanları hayatta dirayetli kılan ne? Öncelikle sağlık olmak üzere para gibi, mevki gibi, zekâ, beceri, bilgi gibi yadsınamaz güçler elbette var. Ancak bana göre öyle bir güç daha var ki o da yabana atılacak cinsten değil, düş gücü, düşününce gerçekten mümkün diyebiliyor insan, evet böyle bir güç var. Olmadığını iddia eden çıkar mı acaba? Aslında bu  dünyadan ümidi kesip kendince başka bir dünya kurmak mı? Onu da tam bilemiyorum. Hayal veya gerçek bir çerçeveye sığdırılabilir, her türlü direnebilir hayata insan. Ele avuca sığmayan, karşı konulamayan tek ve en gerçek zaman. Ama olsun tutarlı, yansız, adil ve hiç şaşmayan.

Bilgili, uygar ve objektif olabilmek ne güzeldir

Basit kaideleriyle kolaylıkla, mutlulukla yaşanılabilecek bir yer aslında dünya. Peki nasıl oluyor da ve ne için bu denli karmakarışık bir hale geliyor, kim getiriyor? Paylaşılamayan ne? Bu denli daha, daha fazlasına sahip olma hırsı nasıl bir zihniyet? Ve ne pahasına olursa olsun amaca ulaşılınca çok mutlu olunabiliyor mi acaba? Çok acayip ve sade vatandaşın  anlayamayacağı kadar saçma ama çok basit genel bir nedeni var ki  o da herhalde para. Tu yazıklar olsun. Dünya eğilim ve gidişatını anlayabilmek ve anlatabilmek için konuya odaklı, konuyla ilgili donanımlı olmak lazım. Çoğu duygusal biz sıradan insanların yani halkın, ekonomi, uluslararası ilişkiler, savaşlar, entrika, strateji vb. konularda derinlemesine bilgi sahibi olması sanırım beklenemez. Gözlerimize şöyle bir ilişen manşetlerle, ayaküstü duyduğumuz fikir esintileriyle hâkim olunulabilecek konular da değil zaten bunlar.  Elbette bu konularla özel olarak ilgili, bilgili kimseler de vardır ona bir diyeceğim olamaz ama öyle iddialı afaki tiplere rastlıyorum ki inanılır gibi değil. Olayın göbeğindeymiş gibi hani o gün orada o toplantıdaymış, bizzat şahit olmuş hatta yönetmiş kendi görüşmüş gibi. Genel kültür, birçok konuda fikir sahibi olmak elbette güzel ama haddini bilmek de lazım hoş olmuyor boş konuşmak. Hani çoğumuzda vardır biraz, doktordan daha doktor, ekonomistten ekonomist, duruma göre politikacıdan daha politikacı oluveririz. Gerçekte yok tabi böyle bir şey. Herkes   sadece yaptığı işe kitlense en iyi onu bilse, anlatsa bence daha iyi olacak. Hadi bilemedin bir de ayrıca özel ilgi alanı olur insanın en fazla, hepsi birden olamayız, her şey olamayız ki.  Oluyor ve her şeyi bu kadar çok biliyorsak -ben öyle bir durum göremiyorum ama- o da aladan öte mükemmel ne denir. Özetle bu dünya işlerini etkili, yetkili bilim insanlarına bıraksak, onları dinlesek çok daha iyi olacak. Geçenlerde böyle birine, bir üniversitemizde uluslararası ilişkiler profesörü, kulak verdim televizyonda. Bir insan hem böylesine bilgili, hem son derece kibar ve medeni ve hem de bu kadar objektif olabilir. Baktım çok mantıklı konuşuyor, oturup dinledim, epeyce de öğrendim, hayran kaldım beyefendiye, budur yani.   Bana göre epeyce kafa yorduğu, emek verdiği şeyleri daha iyi anlayabilir insan ancak belki anlatabilir. Belki diyorum zira anlamak başka anladığını anlatabilmek bambaşka birşey. Ama her ne olursa olsun anlatabilmek için anlamış olmak şart. Yani uzmanı olamadığımız bir konu ağızlarımızda ‘ne olacak bu dünyanın halleri’ gibi sürekli, günlük bir söylemden öteye gidemez sanırım. Biz nereden bilelim ne olacak?

Bir gün anlamalıyız artık

Bilebileceğimiz şu ki, planlama ihtimalimiz olan yegâne konunun kendimiz olduğunu düşünüyorum. Hemen kabule veya itiraza gerek yok, biliyorum insanın kendisiyle başetmesi de zor. O yüzden ihtimal olan dedim. Şöyle bir düşünelim bütün yaşanmışlığımız bir nevi kendimizle mücadele değil mi? Bizi uğraştıran, çok yoran her şey buna aymamızı, uyanmamızı beklemez mi adeta ve durumu anladığımız an kendini yokeder zira. Aslında yok eden bizlerizdir, birine, bir şeye ümidi tükettiğimizde elimizde değildir artık gözümüzden, gönlümüzden düşmesi. Onca yaşanmışlığı insanın, bir kefesinde terazinin; çevresi, diğerinde; kendisi, ama neticede illaki kendisini anlamak, tanımlamak ve tamamlamak adına yani. Hiç durmadan denemeleri yaşadıkları insanın, neleri başarıp başaramayacağından emin olmak için durmadan denemeleri, başka bir şey değil. Daha akıllılar deneme yapmaya gereksinim duymayabilir ama çoğunluk dener bence.  Bir gün, ki o gün çok da geç olmasa tabi daha iyi olur, bazı şeylerden emin olmak gerekir diye düşünüyorum. Ne yapmak istediğinden mesela, tabi hala içinde arzuların varsa. Daha da önemlisi neyi yapmayacağın ama mutlaka ve mutlaka neyi kesin olarak yapmayacağından bir yerde artık emin olmalı insan. Yani insan bir noktaya geldiğinde hoşgörü yelpazesi tam da iyice açılmışken aynı zamanda haddini, hududunu adamakıllı anlayıp daracık bir yerlere sıkışmışken artık anlaması gerekir, kabullenmesi kendisini ve dünyayı.

 Mutluluk ve huzur hepimizin hakkı değil mi?

Haller böyleyken günlük yaşamlarımızın, yani aile, iş ve sosyal ilişkiler bağlamında, doğal, seviyeli, ihtirassız, yapıcı, üretken ve dürüst olması ne kadar önemli.  İçtenlik ve güzellikle, emekle, sevgiyle ve tabiki saygı ile yaşamak, bunlar çok hoş değil mi? Hayatın önümüze koyduğu, akıllarımızın bizlere sunduğu komiklikleri, esprileri pas geçmeden görerek, şöyle hakkını vererek doya doya gülerek yaşamak güzel değil mi?  Mutlu olmak, huzurlu olmak hepimizin hakkı değil mi? Bir başımıza dünyayı kurtaramayız belki ama en azından kendi içlerimizde mutluluk ve huzuru yakalayabilirsek dünyaya da bir katkımız olur. Ders verme, bilgiçlik taslama peşinde değilim, yazmayı seviyorum dedim ya işte o yüzden aklımdan geçenleri severek yazıyorum.

Ne olacak bu dünyanın halleri?

Ne bilelim dedik ama buna rağmen “peki iyi hoş da  şimdi ne olacak bu dünyanın hali?” diyen olabilir hala. İyi olacak, önemli bir kaynakdan duyum aldım, yalnız aman aramızda kalsın.   İşin aslı benim de samimi fikrim her şeyin iyi olacağı.  Ne zaman bilemem ama güzelliklerin, dürüstlüğün, insana yakışır değerlerin hakim olacağı bir geleceğe mutlaka kavuşacak insanoğlu. Bu nedenle de dünya gitgide daha adil ve yaşanır hale gelecek. Çünkü olması gereken bir gün mutlaka olur (BENCE).

Not: Bu yazımı tekrar okuduğumda hem hoşuma gitti hem de  kendimle ilgili bir eleştirim oldu. Sevgi iskelem, dürüstlük limanım, mutluluksa deniz fenerim olmuş adeta. Üçüne de takmış durumdayım sanırım.  Elbette bunu bilerek, isteyerek yapmıyorum dönüp yuvarlanıp onlara çıkıyor içim dışım, sanırım açım. Ve fakat bir şeylere takmak insanı da kavramları da bozar biraz. Bundan sonra azcık açılayım başka limanlarda dolanayım diyorum. Bakalım becerebilecek miyim?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir