Kendime Mektuplar

Kendime Mektuplar ( Devamı 26/09/2018)

26/09/2018      Bugün iyice soğudu hava. Üşüdüm sabah kazağımı giydim hemen. Günler uçup gidiyor ardından yetişmek güç. Karşımda duran dağlar da üşümüş gibi morarmış görünüyor gözüme. Öyle bir sessizlik var ki bunu seviyorum aslında. Rüzgarın sesinden başka çıt çıkmıyor şu an. He bir de saatin sesi var. Salondaki çiçeğin çıtırtıları da var. Çözemedim gitti uzun zamandır esneyen yapraklarından çıktığını düşünüyorum o sesin, başka ne olabilir ki? O gözüme mor görünen dağlarda yağmur yağıyor galiba. İyice koyuluk çöktü üzerine.  Burada da bulanık hava. Yarından sonra ısınacak dedi benim büfeci. Ben bir bardak çay alayım kendime. İnsan her şeyi düşünebiliyor, pek çok şeyi konuşabiliyor ama yazmak biraz daha farklı. Aslında ne düşünüyor ve konuşuyorsam aynı rahatlıkta açıklıkla yazmayı isterim kolayca kasmadan. Bunun dürüst bir tarafı var bence. Konuşamayacağın, yazamayacağın duygu ve düşüncelerden zamanla arınıyor hani içi dışı bir derler ya işte öyle oluyor gibi geliyor bana. Bak şimdi konu nerelere geldi kendiliğinden. Bu anlamda bakıldığında bir insan senkronik olarak aynını düşünüyor, konuşuyor, yazıyorsa tutarlı biridir en azından. Ona katılıp katılmama meselesi ayrı ve işin başka bir tarafı. Kendini ve başkalarını hadi kandırmak demeyim de yanıltmamaya özen göstermek lazım. Esasen varmak istediğim nokta galiba şu ki konuşmak da, yazmak da bir terbiye. İnsanı mutlu ve meşgul eden başkaca bir üretimi yoksa hatta olsa bile yazmak iyi bir fiiliyat bana göre. Yazdıkça güzelleşir insan, güzelleştikçe aydınlanır dünya, öyle inanıyorum. Basit bir günlük de olabilir, hayalleri, fikri, zikri veya her neyse, ama samimi, doğal kendimizce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir