Kendime Mektuplar

Kendime Mektuplar(1)

KENDIME MEKTUPLAR1
Kendime Mektuplar(1)

Biri birine her şey hissedebilir, öfke, kin, sevgi, saygı… Bu duygulara, bunları hissetmeye ihtiyacımız var fakat hissettiklerimizi ekseriya çok fazla önemsiyoruz. Karşımızdakiler bizim duruşumuz, davranışımız, düşünce ve konuşmalarımız hakkında acaba ne hissediyorlar?  Öyle ya bunun da ciddiye alınması gerekir kendimizinkileri çok önemsediğimize göre.   Bizdeki sonsuz öfke veya beğeninin başkalarında bir sonu var bence. Hatta farkında değillerse bir başlangıcı bile olmayabilir. Biz içimizde duygularımızı abartırken başkaları bunun farkında bile olmayabilirler çoğu zaman. Söylemeye çalıştığım, ben açık olmak istiyorum, ifade etmek istiyorum, konuşmak, en çok da yazmak istiyorum çırpınmadan, yırtınmadan ifade etmek bence önemli. Ne bir canlıyla, ne bir eşyayla veya bir şehir vs. yani her şeyle küsmeye ya da hepten barışmaya vardırmadan işi, kapalı, şüpheli bir durum kalmaksızın en doğal biçimde kendimi ifade etmek istiyorum. Anlatmak isteyen olursa onu da dinleyebilirim tabi. Fakat bazen ne yapsak olmaz. Olmuyorsa da olmuyordur, uzatmak ve artık yorulmak istemiyorum. Ben kalan hayatımda daha çok istediklerimi yapmaya çalışacağım. Aslında daima istediklerimi de yapmışımdır bir bakıma. Yumuşak, herkesin dediğine kulak veren görüntümün aksine hayatım boyunca aklıma uymayan bir şeyi yapmadım, başkasının lafıyla hareket etmedim, bunu biliyorsun. Ama daha fazlasını yapmalıydım. Çünkü ben genelde haklıydım, haklıymışım, en çok bunu anladım.

Bu yüzden kendime tabi olacağım. Kendimi kendime yazıp, okuyacağım, içimin sesini dinlemek istiyorum en çok. Yani ben burada kimseye herhangi bir şeyi anlatmaya çalışmayacağım, bilgiçlik taslamayacağım.  Bazen yazmaya ihtiyaç duyuyorum bildiğin gibi hepsi bu. Sen hep çok iyi birisin. Hep susup dinliyorsun. Hiç bir anlattığıma, hiddetime, şiddetime tek bir kelime bile eklemiyorsun. Sadece dinliyorsun, bazen belli belirsiz tebessüm ediyorsun. Benim suskunluğuma ve tepkisizliğime tahammül edemeyenler seni bilseler hepten inanamazlar. İnanılmazsın ama sen benden daha gerçeksin aslında, ben seni iyi bildiğim için tabi ki sana çok inanıyorum. Nelere ağladığını senin kim bilebilir? Ben tabi. Neleri düşlediğini senin kim bilebilir? Ben tabi.   Bunca yıldır içimdesin, benimlesin ve hiç yanıltmadın beni, sen tertemiz birisin, yalansız, seni çok seviyorum.

Ayrılık ne zor, yaşamımız boyunca ne kadar çok ayrılık yaşıyoruz. Durmadan ayrılıyoruz, yakınlarımızdan, arkadaşlardan, komşulardan, şehirlerimizden, işlerimizden, eşyalardan vs. Biz insanlar, hem çok sevmeyi, hem çok öfkelenmeyi nasıl becerebiliyoruz. Vaz geçilmez dediklerimizle mesela nasıl yollarımızı ayırabiliyoruz. Ya çok vefasız oluyor insanoğlu ya da haklı nedenleri, kızgınlıkları oluyor belki de kim bilir? Bazıları da çıkarlara bağlar ilişkileri fakat benim buradaki konum o değil. Bak biz ikimiz seninle hiç ayrılıyor muyuz? Hem bu dünyada olduktan sonra, çok farklı yerlerde, meşgalelerde de olsa insanlar ayrılmış demek değil bence. Gerçek ayrılık, yitmektir, gitmektir bu dünyadan. Çaresizlik bu. Evet, buna yapacak bir şey yok. Sağlıklı ve umut dolu bir insan olmak, bundan daha güzel ne olabilir? Sevgi her yerden hissedilebilecek ve hissettirilebilecek en güzel duygu. Yürekte olsun yeter ki.

Bugün, bu güne kalanlarla mutlu olduk hep birlikte. Mutluluk biriktirmeye çalışıyoruz aslında iki arada bir derede. Yenilgilere, hüzünler, acılar, hatta bırakıp çekip gidenlere rağmen hiç durmadan mutluluk biriktirmeye çalışıyoruz biteviye.

Çokça yürümek istiyorum bu aralar, yorgunum oysa. Yürümek iyi gelecek diyorum, zorluyorum kendimi, gerçekten de iyi geliyor kendimi kaldırabilir de koyulursam yollara. Güzel kokular oluyor yürüdüğüm yollarda, adını bilemediğim çiçeklerin kokuları, hanımellerini biliyorum aslında, bazı yerlerde rutubet kokusu oluyor deniz havasını andıran. Okumak da iyi geliyor bana, çok iyi geliyor. Bazen geçmiş yıllarımda çok az okuduğumu düşünüp epeyce hayıflanıyorum. Çok okusaydı insan çok daha az hata yapardı diyorum. Kederlenince dondurma da yiyorum, tatlı da, düzeliyorum, iyi oluyorum sonra. Elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmeli, daha fazlasını kimse yapamaz diyorum. Yaşamın sana karşı olmadığını, başına gelen ve gelebileceklerin ihtimaller sistematiğine tabi olduğunu anlamalısın diyorum kendi kendime. Bu süreci yani yaşamı doğrularla hangi doğrular? Seni mutlu edecek doğrularla geçirmek daha akılcı olabilir öyle değil mi? Keşke içlerimizden büyük adamlar, dâhiler çıkabilse fakat insan önce kendi mutluluğunu inşa etmeli. Sen yine dinliyorsun her zaman ki gibi. Dediklerimi onaylıyorsun herhalde. Esas mesele bunlar değil, ikimiz de biliyoruz.

Eskiden, daha önceleri yani bir pınar vardı da sanki içimde hep akmak istiyordu, taşıyordu doğalca. Bir sürü denemem oldu bu sayede. Mutlu, mutsuz duygularımı, yaşadıklarımı yansıttım durdum bir dönem, yazdım, yazdım. Şimdi dönüp tekrar okuduğumda onları anılarım, yaşadıklarım, akılda kalması imkânsız ayrıntılar bile öylesine tazeleniyor ve canlanıveriyor ki sözcük, sözcük, dize, dize, fotoğraf kareleri gibi bir, bir gözümün önünden akıyor film şeridi. İyi ki yazmışım. Çoğu doğaçlama yazdıklarım hala çok içten ve özgün, okuduğumda tekrar tekrar seviyorum onları. İnsan saçına, başına, kendine çeki düzen verebiliyor ancak duygular kurgulanamıyor. Hayatta böyle bir şey aslında,  genelinde emek isteyen bir süreç fakat başarmak ve mutlu olmak bir noktadan sonra basitçe ve kendiliğinden gelen bir şey, ne demek istediğimi anlatamamış olabilirim ama ben bu dediğimi oldukça iyi anladım. Birçok şeyi anlarken ve hayatını daha fazla yaşanır kılarken insan, tam da çözecekken bir sürü bilinmezi ve açacakken mutluluk bahçelerinin kapılarını, bir yandan hayatın kontrolünüzden çıkmış direksiyonunu toparlamışsınız, aracınızı uzun bir mücadeleden sonra şarampolden çıkarmışsınız, tekrar insanı şaşkına çeviren meseleler çoğalmaya, bunaltmaya başlar. Bir güç sanki toparladığınız her şeyi tekrar dağıtmaya çalışmaktadır. Fakat hayat insana neyse ki burada şunu da artık iyice öğretmiştir; hayat tekrar tekrar dağılmamaktır.

Bir insan ikiye ayrılıyor bence, senle ben gibi. Ben, koşuşturan, çalışıp çabalayan, oğul, baba, eş, kardeş, arkadaş, vesaire, hayatın içinden, sense gerçek bir düşünürsün. Papağan gibi aynı sözlerimi, öfkelerimi defalarca usanmadan dinleyen, içimden bana onu yanlış yaptın, keşke öyle söylemeseydin, yavaş sakin ol veya aferin çok iyiydin diye seslenen sen, yani içimdeki  ben. Cansın sen can, tabi ya Can,  sevdim bunu. Sağ ol, düzeltiyorsun, adilsin, beni de rahat ettiriyorsun genelde vicdanen.  Yolları çok karıştırırdım eskiden, umumiyetle daha gençken olabilir böyle şeyler. Çıkmaz zamanlarda zamanla sana daha çok yaklaşmayı öğrendim, beni dizginledin, sakince nasıl çıkılabileceğini gösterdin, sihirli formüller öğrettin, inancımı arttırdın, güçlendirdin, cesaretlendirdin, kendimi buldum sayende. Babama üzülüyorum biliyorsun işte, yapacak bir şey olmamasına üzülüyorum. Zaman öyle hızlı geçti ki dağ gibi insanlar erimekte çaresiz bir bekleyişle kolumuzu kanadımızı kıran bu, esas mesele bu Can.

Bekir Mutlu Gökçesu Haziran 2014

Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir