Kendime Mektuplar(8)

Maçlar

Bilirsin, 60’lı yılların sonlarına kadar, televizyon hayatımıza girene dek radyolarımız vardı. Pazartesi geceleri ailecek mikrofonda tiyatro, sabahları annemle arkası yarınları dinledik. Babamın tıraş olurken “sen bir şahinsin ben garip serçe attın kalbime demirden pençe” diyerek şen şakrak radyodaki şarkıya eşlik ettiğini, anneannemin müptelası olduğu Arap Bacıyı hiç kaçırmadığını, büyükbabamın saat başı selamlaştığı ajanslarını hatırlıyorum. Keza babamın radyodan dinlediği maçlarla büyüdüm diyebilirim. Sadece ben değil bizim kuşak fonda bahsettiğim o radyodan maç sesine aşinadır. Fırına gidersin maç, bakkala inersin maç,  genelde pazarları amcamlara gideriz, aynı terane,  radyonun sesi sonuna kadar açık, maç, maç, maç.  Bazı hafta sonları babam beni top sahasına götürür elimde bir simitle ben kenarda oynarken o bir güruh insanla ayakta kıran kırana mahalle maçlarını izlerdi. Sonraki yıllarda önemli bir reform olarak semtimizde bir spor tesisi açılınca amatör küme, müesseseler ligi maçlarına büyük bir keyifle gider olduk. Tesis açılınca iptidai top sahasının havası kaçmakla beraber daha uzun yıllar işlevini sürdürdü. Bir yandan tv ile beraber seyirciliğe terfi ettiğimizden radyoların düğmeleri biraz daha az açılmaya başlanmıştı. Bugün o eski toprak top sahaları kalmadı fakat radyo, felsefesi çok güçlü bir aygıt, vardı, hep var olacak, geçmişten geleceğe bir bağ, ortak bir değer.  Öyle ki babaannem bugünleri görse tek radyoyu bilir, başka da hiçbir şeye akıl sır erdiremezdi eminim. Televizyonu dahi görmeden vefat etmiş, bilgisayarı vs. nasıl anlatacaksınız. (Devamı Var)

 

Bekir Mutlu Gökcesu

Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir