Kendime Mektuplar

Kendime Mektuplar(Devamı 15/04/2020 Passages de la quarantaine)

15/04/2020 Passages de la quarantaine

Yaptığımız herhangi bir şeyin görülen yani basit, bilindik veya görünmeyen yani bilemediğimiz ama bilincimizde yer etmiş bir nedeni oluyor genelde.  Bir sürü başka nedenler de var tabi fakat burada temel nedenden söz ediyorum. Neden işe gidiyoruz mesela? Gayet kolay bir soru, hemen cevap: para kazanmak için. Neden para kazanıyoruz mesela? Çok basit, yaşamak için. Neden yaşıyoruz peki? Burada duraksıyorum, bu soru anlatmak istediğimi zora sokacak oysa ben işleri biraz kolaylaştırmak istiyordum. Neyse kurgusuz doğaç geldim öyle de ilerleyim, bakalım bir yerlere varabilecek miyiz? Dört kişilik minik bir anket yapacağım,  sonucu ben de merak ediyorum.

Dördüncü kişiyi ayrı tutarsam ilk iki soruya verilen cevaplar çabucak, tereddütsüz aynı, üçüncü soruda durma, düşünme, azcık zorlanma, açıklamalara girmeler falan. Neticede neden yaşıyoruz sorusuna verilen cevaplar şöyleydi, birinci kişi doğduğumuz için, ikinci kişi yaşamayı sevdiğimiz için, üçüncü kişi ise içgüdüsel dedi. Hepsi aynı bahçeye çıkıyor gibi geldi bana. Şimdi farklı dördüncüye bakalım. Verdiği yanıtlar ilk anda beni şaşırtmış olsa da dört kişiden birinin diğerlerinden farklı olması çok da olamayacak bir şey değil hatta normali bu belki. Neden işe gidiyoruza kafayı yememek için deyince şartlanmam geri tepti, malum para kazanmak için diyeceğinden neredeyse eminiz ama demedi, ikinci soruya geçme ayarım şaşsa da zar zor çevirerek sordum, neden kafayı yeriz? Cevap: işsizlikten, hayda, kısır döngüye bağlayıverdi fakat mantıklı da. Beklenmedik cevaplarla sorular arasındaki bağ kopmuştu, yine de tamamlamak istedim, neden yaşarız? Durdu, az zorlanır gibi oldu, yaptığımız işle anılmak için dedi. E bu da güzel. Sonuç olarak neyi niçin yaptığımız önemli ama neden yaşarız sorusu biraz kazık galiba. Örneklemi genişletsek sonuç ne olur bilemem, ben sadece ufak bir deney yapmak istedim, daha derinleri filozofların konusu, epeyce de uğraşmışlar milattan öncelerden beri sağ olsunlar, şöyle bir bakıyoruz hepsi birbirinden haklı, insanlık aynı, değişen sadece pencerelerle etkileşimler gibi. Ben aslında buralara bambaşka bir şey düşünürken geldim, kitap okuyordum, bir hikâyeye başlıyorsunuz nerelere gidecek, nelerle karşılaşacaksınız bilemiyorsunuz,  sıradan veya sürprizlerle dolu bir maceraya atılmış oluyorsunuz. Okurken birden şu soru takıldı aklıma, ben bunu neden okuyorum? Soru hoşuma gitti hakikaten neden okuyordum,  neden okuyarak geçireceğim şu önümdeki zaman dilimini şansa veya yazarın keyfine bırakıyorum? Gayriihtiyari hemen cevap verebildim buna. Kafamdaki sorunun cevabını arıyorum ondan okuyordum, evet bu çok açık. Az sonra veya daha ilerde yahut bir sonra, bir zaman, bir yerlerde sorular illaki cevaplanacaktı. Yaşam sürdükçe sorular ve arayışların biteceği de yok sanırım. Neyi niçin yaptığımdan emin olunca tazelenen bir şevk ve bu kez daha büyük bir ilgiyle okumaya devam ettim. Yaşamak da benzer bir heyecan. Hayatsa, bir ucu elimizde olan bir çilenin ilerledikçe kimi kontrolümüzden çıkarak karışan, çoğalan düğümlerini çözerek sonunda öbür ucunu da yakalamaya çalışma gayretimizden ibaret sanki.

Bu sabah yağmur var. ‘Çocukluğumun onbeş gün yaz tatillerinin en az on günü pansiyonda pişpirik garantili o şirin kasabadan beri çok severim bu Karadeniz havalarını, dalgalar önümüzdeki çarşıyı yutar, yüzme bilmeyenler bocalardı’ dedim, sonra bir kez daha tekerleyince çocuklar biraz tuhaf,  baktılar. Ben de azcık anlattım. Gerçekten de bir keresinde orta yaş üstü bir karı koca, kafalarda biri hasır, diğeri asortik bir şapka. Serdiler örtüleri kumlara, açtılar şemsiyeyi, açtılar el radyosundan inleyen nağmeleri, hava mutedil, gazete, mecmua, fotoroman, çekirdek, fındık falan fıstık, termosta çay, güneş yağı ve kremler. Sayamadım dahasını, neler neler ne varsa hepsi döküldü ortalığa, bir saat sürmüştür bu hazırlık, yabancısınız bunu anladık fakat plajda başka hiç kimse yok bu nasıl bir saflık? Derken bir kapar hava, bir şimşek bir fırtına, boş durur mu deniz, dalga üç metre havada, a o da ne bizimkiler yok ortada. Eyvahhh, nice sonra göründüler, kadın ciyaklar, adam emekler, aldı gitti deniz ne varsa,  canlarını zor kurtardılar, ne caka kaldı ne de fiyaka.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2019    

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir