O Pazar (YENİ)

Yeni bir heyecanla o Pazar yakın bir ilçeye gitmeye karar verdi, telefonundan oraya ulaşmanın en kestirme yolunu arıyordu. Uzun süredir aklına takılan bir konu, gidip bir bakması, anlaması gerek ve bundan uygun gün olmaz diye düşündü. O sırada temiz yüzlü orta yaş üstü,  eskimeye yüz tutmuş bir beyle gözgöze geldi. Adam otomobilin penceresine yapışmış ona bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Önce, telefonuna odaklandığı için ve pencere de kapalı olduğundan  ne dediğini anlamadı. Otomobilin camını indirdiğinde takım elbiseli, incecik kravatlı, seyrek telli saçları özenli taranmış karikatürize bir tip  kibarlıktan kırılarak muhtemelen az önce söylediklerini tekrarladı ve devam etti.

  • Nereye gidiyorsunuz beyefendi, beni metroya kadar bırakabilir misiniz?
  • Ben doğrusu hangi yöne gideceğime karar veremedim Ç.’ye gitmeyi düşünüyorum ama nereden, nasıl çok da emin değilim, kararsızım

diye karşılık verince adam atik bir şekilde hemen ilk gördüklerine hatta oldukça ilgisiz kişilere bile Ç. yönünü sorup bilgi topladı. Kendi gideceği yönde olmasını temin etmenin memuniyetiyle

  • işte bu taraftanmış beraber gideriz ben de merkezde inerim.

Benden bize getirivermişti konuyu çarçabucak kibar bey. Yani hemen oracıktaki metroya kadardan merkeze sündürmüştü işi. Zaten kararsız olduğu seyahatten külliyen vazgeçmesi için başlıbaşına bir nedendi bu adam fakat caymadı, adama da ses etmedi. Bir ara bu bey ben  nereye gitsem oraya gelecek galiba gibi bir intibaya kapılsa da itiraz etmeden birlikte yola koyuldular. Aslında işin sonunun nereye varacağını anlamak çok da zor değildi. Fakat bir üçkağıtçı bile olsa ki olmayadabilir, şu Pazar gününde bu uğurda bunca zahmete giren bir adama nedense en ufak bir öfke hissetmedi hatta sempatik bile geldi.  Adam anlatmaya devam ediyordu, zor durumda kaldığını belletmek istercesine, gereksiz tekrarlarla ve kadifeden bir ses tonuyla.

  • Hiç başıma böyle bir şey gelmemişti inanın. Araba falanca yerde kaldı cüzdanım, kredi kartlarım herşeyim içinde kaldı. Arkadaş falan filan, stend takıldı feşmekan. Yani o kadar utanıyorum ki hayatımda böyle bir şey başıma gelmemişti. Ben filanca yerden emekli biriyim, M.’de yaşıyorum yolunuz düşerse filan..

Çok utandığı, beş parasız kaldığı, aslı varsa, üzücü tabi fakat arabasının nerede olduğu, arkadaşından neden bahsettiği, stendin arkadaşına mı kendine mi takıldığı meçhul, anlayamadı, anlaşılacak gibi söylememiş gevelemişti adam zaten. Belki şunu demek istiyor diye düşündü, arkadaşı heralde arabayı ona getirecekti ama stend takıldı getiremiyor çok saçma ama bu anlamadığı kısımların saçmalığının farkında olduğu için olsa gerek anlatamamıştı ki adam zaten. Her neyse sonuçta şunu gayet iyi biliyordu ki hayatında ilk defa bu kadar zor durumda kaldığını söyleyen bir adamla merkeze doğru ilerliyordu. Bir müddet bu şekilde sürekli benzer şeyleri tekrarlayan adamı dinleyip hemen hemen hiç ya da çok az konuşarak yolaldı. Zaten onun için yapabileceği belliydi ve kafasında tasarlamıştı. Artık ben buradan sapacağım diyerek onu merkezi bir yerde indirmeye karar verdiğinden bir eli direksiyonda diğer elini cebine sokup tüm parasını çıkardı ve

  • ben ilerideki köprüden S. Yoluna çıkacağım, sizi az ötede indireyim. Zor durumda kalmanıza üzüldüm ama olabilir böyle şeyler insanlık hali gördüğünüz gibi bende de fazla yok size bu kadar verebileceğim en azından gideceğiniz yere kadar götürür

diyerek bir onluk ve iki beşlik olmak üzere yirmi lirayı takdim etti.  Adam muazzam bir mahcubiyetle fakat şuncacık bir paraya olağanüstü bir sevinç sergileyerek

  • inanın bunu sizden aldığım için içim sızlıyor, siz çok iyi bir insansınız.
  • Yo hayır bu benim olup olabileceğim en kötü halim, eskiden olsa cebimden çıkan paranın tamamını size verirdim, aslında şimdi de verirdim fakat biliyorsunuz Ç.’ye gideceğim daha, belki birkaç kuruş lazım olur.

Sonra kalan o kısacık sürede nedense kibar beyefendiye son beş altı yılda neler kaybettiğini bir çırpıda anlatıverdi. Kimseyle paylaşamadığı, paylaşmaya kalksa çoğu suçlanacağı, kimi vahvah tuhtuh kabilinden insanların gayet samimiyetsiz yaklaşımlarına maruz kalacağı, hatta iyi zamanlarında hasetinden çatlayan kimilerinin içteniçe pek de memnun olacağı durumunu hiç tanımadığı birine anlatıvermişti. Gayet de iyi olmuş epeyce rahatlamıştı.  Durdular, adam otomobilden inmek üzereydi, sevgi dolu gözlerle bakarak, daha da bir hassaslaşarak ve ipekten bir uslupla

  • hiç önemli değil kaybettikleriniz beyefendi dedi, siz o kadar iyi, mükemmel birisiniz ki sonunda kazanan siz olursunuz yine, inanın hiç önemli değil, bakın falancanın gencecik oğlunu gördünüz  şu kadar zenginlik para etmedi öldü gitti, emin olun para hiç önemli değil üzülmeyin lütfen, aslında siz o kadar zenginsiniz ki, binlerce teşekkür ederim iyi günler dilerim.
  • Iyi günler.

Az ötedeki büfeden bir sade gazoz alıp içmeye başladı ve Ç.’ye doğru devam etti. İyi hissediyordu, yalan veya doğru, birinden güzel sözler duymak öyle kolay değil bu zamanda.

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu

Bu denemenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. 

4 Yorumlar

  1. Kısa derlemeyi çok beğendim.
    Olayın akışı değişikti

  2. Hülya Şanlıoğlu |

    Yaaa Mutlu,inan mükemmel,bu kişi sensin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir