Söz ( YENİ)

gözlerini tarif etmek için bir yeşil düşünmek istiyordum

baktım çam, çimen, parka, yok değil, gözlerin başka

yakasını paçasını çekiştirip façasını alıverdi günün rüzgâr

ağzına geleni savuruyor, silkeliyordu dallarını ağaçların

tirtir titreyen dalı şaşkın bakakaldı kıpkırmızı güldüğüne gülünün –dedim elleme gülsün-

bir güvercin şaklatıp kanadını yalpaladı hay dedi hay ben böyle günün –deme dedim deme bak özgürsün-

sonra yaklaşıp unut dedi rüzgâr unut bütün bildiklerini beni dinleyeceksin şimdi

tamam dedim fısıldayarak tamam seni dinliyorum

o sıra o küçük kız -otobüste gördüğüm iki durak- çıkageldi, gözleri senin gözlerin, çocukluğu sendi

unutmuştum ya hani kimdim ve nereye gidiyordum yine öyle unuttum her şeyi

en son yanağında iziyle duran billur bir damlaydım aklımda kalan

daha çok ağlamak istedim olmadı, rüzgâr saydırıyordu bir yandan

dedi öfkem sana değil hayata dair, kendini, haddini bilmemek buna dahil

cümle alêm bir sıfat, ispat peşinde sense böyle sessiz sedasız kendi halinde

iyisin hoşsun da kimi es bre gürle bencileyin, ne sanırsın kendini be adam?

eyvallah dedim eyvallah da kişi neyse odur benim de ahvalim, halim budur

es, gürle, istersen yerden yere vur, sana yaraşır esmeler deli rüzgâr sen es dur

baktım buruldu, duruldu biraz, sonra çekip gitti ardından başladı bir tipi, bir kar

inanmak; sığmak, sığınmak, işlemek ve sinmek içine -o gün bir bakışla inanmıştık birbirimize tek bir kelime etmeden hem de -inanmak; ansızın ve dokunulmaz, bir kardelen kadar saf ve yürekten-

gece koyu bir ayazdı

baktım çam, çimen, parka bembeyazdı

dudağında sessiz bir figan; anneye özlem

ılık bir yağmur durmaksızın gözlerinde

tanımlanıyordu harfiyen gözlerin, gözlerin uzak bir bahardı zümrütten duru bir göle

yeşil yaprakları altında nilüferlerin kırmızı bir balık hayal meyal gülmeyi çağrıştırıyordu

ne kadar ağlasak gülecektik, eninde sonunda gülecektik kaderlerimize

ne kadar üşüsek buz kesmeyecekti yüreklerimiz

ne kadar vurulsak düşlerimizden ve dahi gülüşlerimizden

yitmeyecek yaşayacaktık insanca ve doyasıya –insanca ve doyasıya-

inanmıştık birbirimize bir kere

söz vermiştik gözlerimizle -söz vermiştik-

Bekir Mutlu Gökcesu

Ocak 2019

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir