Şiirlerim

T

istedim evet zengin olmak istedim karun kadar –para değildi derdim yanlış anladınız ama haklısınız-

her gün bir sözcük koyardım yastığımın altına bulamazdım sonra ne kadar emin olsam da koyduğuma

meğer şiir olup uçarlarmış rüyalarımda… yüzlercesi, binlercesi belki…

hem yüzlerce, binlerce olacak hem de belki! -ne ayaksın derler adama, ben büyük bir yalancı da olabilirim-

söylemiştim ya bir keresinde “en güzel şiirler rüyalarımda uçup gittiler -veya göçüp gittiler demiş de olabilirim ki ne fark eder?- her uyandığımda tutamamıştım aklımda”

tam olarak anladığımı sanmıştım bir an geldi

dokunmak gibi parmaklarının ucuyla

ya da avuçlamak dolu dolu, susmak veya bağırmak

avazın çıktığı kadar zıt şeyler ama aynı hisler yani…

kendimde o kadar meşhur olmuştum ki içimden taşmış, sınırlarımı aşmıştım bir aralar…

geniş omuz-adele-T-cevdet bizim mahalleden açılan bir kapıydı medeniyete…

pardon anladığımı sandım demiştim, evet tamam dedim bir şiir bir taş veya tüydür esasen

yer çekimine bıraktığımız yani hepsi, her şey  toprağa düşer bir tohum gibi daha olur en fazla ölür…

bir insansa direngen çekime,  uysal, aykırı hiç birinin önemi yok tek bir şapşal sözcük -ah, tüh, vah, yaşa, yağmur, bahar, bulut, özlem, aşk, deniz…- kadar dahi…

pasom vardı talebeyken ego bilirdik erken gelen otururdu ama uyur numarası yapmazdık gençtik biz hep ayakta –diyeceğim egoya biner ego bilmezdik hayatta- -belki de dibiydik, doruğuyduk bencilliklerimizin, bir tebessüm takınmakla başladım sahtekârlığa-

saf mıydık yoksa aptal mı farkına varamadık değişimin, yok kokulu silgim yok artık o yüzden çiziyorum üstünü çünkü en birinciyim ben –şahsına münhasır birinci tekil- saftım aptal veya çok aptal –gökyüzünü seyre dalan sanrılı bir bozuntu –şair desem kendime oluverirdi ama diyemedim bile denemeciydim ben kendimce-çok da bi şey fark etmiyor  fakat, fakat işte?-  

bir gün belliydi patlayacağı freni dünyanın –şizo-freni-

olur böyle vakalar bizim murtaza abi yakalar

murtaza abi deyince aklıma ne geldi bak kardan beyaz bir gece ankara’da çocuğum erkenden uyunurdu o zamanlar, bir bağırtıya uyandık koştuk camlara o da ne? besbelli bir hırsızı kovalarken bizim mahallenin bekçisi uydurmuyorum gerçekten adı murtaza, yaşı da var aslında, davranınca tabancaya hırsız genç, çevik alıvermiş elinden tabancayı, çullanmış üstüne, canhıraş bağırıyor mahalleliye yetişin imdat diye tam hatırlamıyorum birileri yetişmiş miydi? -yok sanmıyorum kendine gelemediydi,  bozuk ve kırgındı sesi düdüğünün günlerce- hırsız kaçıp gitmişti hem de zimmetli altıpatlarıyla…   

dostluk dağın tepesindeyse çıkılır, yerin dibindeyse girilirdi, nasıl geldik oyalardan paranoyalara?

iki dolmuş bir taksiyle… -ne zaman tramvaydan indik travmaya bindik o gün bugün deliyik gardaş…

sözcükler de terk ettiler, etmekteler  manalarının kanatlarında

manalar da çok manidar, çok değişkenmiş meğer ben sandım herkese aynı

ben sanırım her şeyi yanlış sandım, kendimi dahi anlayamadım ama ne yapayım?  

ben buyum, doruklarında yalnızlığımın müebbet bir kimsesizliğe mahkumum –herkes kadar-

babam, dedem, can arkadaşlar, abiler, ablalar, tilki teyze, çocukluğum felan (evet filan değil felan)  daha kimler kimler

lütfen dedik, ne olur gitme kal dedik intikal anladılar, edebiyatı bana bırakıp çekip gittiler ebediyete

geniş omuz-adele-T-cevdet bizim mahalleden açılan bir kapıydı medeniyete…

Bekir Mutlu Gökcesu

18/03/2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir