Deneme

Yeni Hikaye -10-

***

Yeni bir hafta başlıyor kahve kokulu dükkânda.  Yeni bir kitaba başladım hafta sonu. Önceleri yazarın dili tuhaf gelmişti fakat okudukça alışıyor insan, gitgide elimden bırakamamaya başladım kitabı, gözlerim kapanana dek bırakamadım. Yazar derin ve çok bilgili biri, betimlemeler harika, tipler sayfadan çıkıp, yaşamaya başlayacak neredeyse. Esas adam tam bir sırnaşık, yazarın ona atfettiği üslupla okura bile sarabilir, öyle canlı. Bir diğeri ikinci karakter,  yüzü kızarık, utangaç, kalın gözlük camlarından taşan kocaman gözlerine rağmen bakamıyor kimsenin gözüne.

–Okuduğum kitaplar, tipler falan mevzu o değil tabi Can, mevzu şu zor günlerde kaçışım, kurtuluşum, dayanmak ve direnmek için hayata bir yol okumak, okumak, okumak ve sığınmak gerçek bir dosta, yani kitaplara.

-Güzel bir yol bulmuşsun işte.

-Dünyada eşi görülmemiş bir aptalım ben Can.

-Saçmalama.

-Bir vakayım aslında.

-Anlamadım, ne gibi bir vaka?

-Hiçbir derdimi söyleyemiyorum kimseye mesela.

-Söyleme veya söyle, ne yani?

-Biri bir şey istese veremem, yapamam diyemiyorum mesela.

-İnsan ne isterse onu yapar, sen de ne istiyorsan öyle davrandın, bundan sonra da canın ne istiyorsa onu yap, sadece şikâyet etme kendinden yeter, lütfen.

-Nasıl bir tipim ben sence Can?

-İyi biri.

-Sanki kendime eziyet etmeyi, zorlamayı ama çatlayana dek zorlamayı seviyorum.

-Senin bileceğin bir şey ama sence gerek var mı hiçbir şey için kendini çatlatmaya?

-Hesapsız, plansız yaşamam, olmadık zorluklara girmem feci bir şey ve aptallığımın açık bir göstergesi.

-Deme, öyle deme, olan olmuş, biten bitmiştir, önüne bak.

– Gerçi şu halim, şimdiki yani, benim en berbat halim aslında. Berbat derken, en öfkeli ve umursamaz hani.

-Yanılıyorsun, doğruyu konuşmuyorsun, hep haksızlık ama bir tek kendine, ne öfkeli ne de umursamaz olamadın sen hiçbir koşulda, hiçbir zaman.

-Son beş altı yıldır işlerim bozulduğundan beri epeyce sıkıntı çekiyorum, biliyorsun işte.

-Olabilir insanlık hali.

-Ve böyle durumlarda tahmin edileceği gibi, hiç dostu olmadığını, hiç kimsenin halin nedir diye sormadığını buna benzer hep olumsuz şeyleri düşünür insan. Aslında biraz doğru belki ama pek de alakası yoktur bana göre. İnsan kendi kaçar insanlardan ve sonra da kimse halin nedir diye sormuyor diye dert eder. Hayalperest, dünyayla baş edemeyip hayallere sarılmış geri zekâlının tekiyim ben.

-Yeter, sıkılıyorum bu suçlamalardan, bu ne acımasızlık kendi kendine, ayıp ya.

Tekrar pazartesi, doğru anahtar ve yeni bir hafta, benim için epeyce zor günü geçmiş ödemelerle dolu bir hafta. Sonraki günler, yanlış anahtar, yanlış anahtar. İşler düzelecek gibi yapıp ters gitmeye devam ediyor. Doğrudan her şey ters gidiyor da denilebilir ama beynimin sürekli dünyayı düz ve rengini her daim pembemsi gösteren kıvrımları kafadan isyan ters türs gibi kelimelere. Bu iyimserlik doğuştan bir yazgı gibi ama bu bende ki derin matematik bilgisi varken(!) her şeyi olasılıklara, olabilirliklere bağlamak bilimsel dayanağı olan bir iyimserlik hiç olmazsa. Doğanın tesadüfi gerçekliği var oldukça şans ve şansızlıktan çok matematiksel bir realiteden bahsetmek doğam benim. Tavlada gele atmak sadece olasılıklardan birinin olması, hepsi bu. Neyse mevzu bu değil.

-Mevzu bu zorlu girdabın içinden nasıl çıkacağım. Şu ana kadar kafayı bozup, yorganı kafama çekip şalteri indirmedim dünyaya daha, elimdeyse indirmem de çünkü hayat mücadeledir dedik ya, bu kadar basit.

-Güzel, anlamışsın işte.

-Sanki yaşam mektebinde öğrenmem gereken derslere girmemişim ya da o dersler kafama girmemiş olmalı ki işin sıkılığını elli yaşımdan sonra fark ediyorum. Yanlış hesaplar yaptım, daha doğrusu hiç hesap yapmadım.

-Yapsaydın be kardeşim hayat devam ediyor yap dur.

-Müzmin bir hayır diyememe hastasıydım, çok iyi niyetliydim, herkesin isteklerini yerine getirince aslında onlara mutsuzluğun kapılarını açtığımı fark edemedim.

-Hala başkalarının mutluluğu öylemi? Kendine bak kendine, sen mutlu olunca herkes olur. Ayrıca bu kadar derinliğe de gerek yok, bırak bunlarla uğraşma artık.

-Ve daha da doğrusu hayatın şöyle sağlam bir sillesini de yememiştim.

-Başladık yine, herkes nasibini alır, sen de aldın, daha ne yiyecektin.

-İşler sarpa sardı.

-Sarabilir, oluyor işte.

Anahtar yanlış. Kafam bozuluyor yine. Kahvemi içtim. Düzeleceği yok hiçbir şeyin, olmuyor, anahtar yanlış olunca olmaz zaten.

-Senin anahtarınında, dükkânınında. Şu olasılıklarının, olabilirlik,  olabilemezliklerinin de…, yok işte şansın da yok, ar ediyorsun değil mi söylemeye, söyle, söyle, konuş, küfret, bağır, çağır, nesin ya sen, insan üstü bir varlık mı? İnsan ol artık yeter, insanca tepkiler göster. Affedersin biraz çoştum.

-Seni bile çıldırttım bak, ne yapacağım? Yazmak istiyorum sadece.

-Yaz. Yazmışsın zaten yıllar yılı, devam.

-Ters gitmeye görsün işler.

-Gitsin ters gitsin işler ama sen artık kendine uyan.

-Kalakalırsın işte böyle. Hayallerim var gerçekleştiremiyorum, borcum var, iş yok, neler oluyor anlayamıyorum, nasıl olacak bilemiyorum Can.

-Bilemeyecek bir şey yok canım benim, tek yapacağın suçluluk duygusundan kurtulman, at onu at. Ayrıca düşün ki,  böyle bir insan olduğun için bu dünyada çok rahat ettiğin zamanlar az değildir ve yine düşün ki iç huzurun hiçbir şeye değişilmez, unutma.  Böyle olmasında, her şeyin yani, bir hayır var buna inan. Cüzdanının değil ama ruhunun kıskanılacak kadar zengin olduğunu da anla artık, anla, anla, anla olur mu?

-Anladım Can.

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2015

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir