Deneme

Yeni Hikaye -3-

Hey büyükbabam, fi tarihi… İzmir Muallim Mektebi mezunlarının kendi memleketlerinde hizmete başlamak üzere dönüş yolculuğu başlar. Devlet imkânları ile Ankara’ya ulaşan bir grup genç Samanpazarı’nda bir handa,  kısıtlı bir harcırahla fakat kendilerinin bulacağı bir formülle yörelerine vasıl olmanın çarelerini aramaktadırlar.  İçlerinden biri nereden duyduysa Katırcı Alişan’a gidip anlaşalım bizi götürsün der. Bu fikir benimsenir, genç muallimler ertesi sabah erkenden sınıfına koşan öğrencilerin heyecanıyla katırcının pişpirik attığı at pazarındaki kıraathaneye doluşurlar. Henüz çayı bile demlememiş olan ocakçı bu kadar aydınlık adamı bir arada ilk kez görmektedir. Hemen her gün bu saatlerde her iki elinde ayaklarından bağladığı birer çift horozuyla gelip elindekileri kahvehanenin orta yerine bırakır tavukçu. Köylü kasketini eliyle kaldırarak düzeltirken burnunu çeken tavukçu lakaplı Mustafa efendiden başkasına alışkın olmayan ocakçı omuzundaki havlusuyla ıslak yüzünü silme bahanesiyle gözlerini ovuşturuyordu ki tavukçu da kapıdan girdi. Kalabalığı gören tavukçu selamünaleyküm ağalar der. Aleykümselam der gençler bir ağızdan. Gördüklerinin gerçek olduğuna ikna olan ocakçı hoş geldiniz efendiler çay birazdan hazır olacak der. Çaylar içilirken gençlerin şeceresini öğrenen tavukçu bu paye ile az önce tanışmış olmasına rağmen her biri kadim dostuymuş gibi sahiplendiği gençleri kıraathaneye gelen herkese Gazi’nin muallimleri diye takdim eder, santim atlamadan edindiği malumatları aktarır. Semercilerin dedesi sağır Refik Amcadan, mahallenin delisi Garip İboya kadar, çarşı esnafından, evlerin içlerindeki kadınlara kadar haber yayılır. Hanımların ellerinden çıkma ikram gözlemeler, böreklerle çaylar içilir.  Bu kadar ilgi ve iltifata hazır olmayan gençler önce biraz ezilirler fakat sonra genç Cumhuriyetin ilim ve irfan yaymaya hazır muallimleri olmaktan dolayı gördükleri bu itinanın akışına kapılarak daha bir dikleşirler, sesleri daha bir gürleşir. Öyle ya yokluklar içinde bir dönem, çoğu savaşa giden ve dönmeyen babalarının yüzünü bir kez bile görmemiş ama akıllı çocukların köylerinden çıkıp bin bir cefayla katır, eşekle kimi, günler ve gecelerce süren İzmir yolculuğu. Muallim Mektebine kaydoluş ve nihayetinde mezuniyet, halka ışık saçmak üzere birer eğitim neferi olarak memleketin dört bir yanına dağılacak olan bu insanlar bu iltifatın fazlasını çoktan hak etmişlerdi.

Alişan; ağalar katırların takati tükendi burada konaklayacağız, geceyi burada geçirip sabah erkenden yola revan oluruz dediğinde yarı kapalı gözler açıldı, hayvancıkların boyunlarındaki çanların şangırtıları sustu. Molaya rağmen içlerine işleyen tangur tungur sesiyle bir müddet daha gitmeye devam ettiler, kulaklarındaki çan çınlamaları da bir zaman silinmedi. Korgun’da demiryolu yapan Alman mühendislerin de kaldığı han yedi gençle beraber, katırcı ve onun yamağı da eklenince birden şenlendi, bir koşuşturmadır başladı.  Mutfaktan aldıkları talimatla iki çocuk misafirlere pişirilecek tavukları kovalamaya başladı. Bahçeye büyük bir ateş yakılmaya başlandı. Takviye olarak yetişen iki kadın ince ekmekler için hamurları açmaya başladı. İki güğüm yoğurt geldi, etrafa ferah bir koku yayıldı. Genç muallimlere azami ehemmiyet devam etmekte, en önemlisi vefakâr halkın yüzündeki tebessüm ve henüz hizmete başlamamış muallimlere minnettar ve sevecen bakışlar yolcuların tüm yorgunluklarını bir anda yok ediyor, ardından sohbetler koyulaşmaya başlıyordu. Hemen hepsi günün birinde sıkı birer edip olacak bu güzel yürekli insanlar konuşmayı, hitabeti,  memlekete ve insana sevgiyi bu yollarda çoğaltarak ilerlediler.  Bekir, Kara Mahmut, Emin, Mustafa, üç genç daha, iki de katırcılar geçtikleri her nahiye ve köye koca bir ordu gibi giriyorlar, kim oldukları nerden gelip, nereye gittikleri anlaşılınca gönülleri fethederek yeni zaferlere koşan koca bir ordu gibi uğurlanıyorlardı. 

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2015

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir