Deneme

Yeni Hikaye -8-

Biri öğretmen diğeri zabıt kâtibi babalarının görevleri nedeniyle bulundukları Gerede’de annemle babamın kaderleri birleşir. O yıllarda babam şehir kulübünde itibarlı kayak şampiyonu yakışıklı bir genç. Annem ise dalgalı saçları, dünya iyisi yüreğiyle, sosyal yönleri çok kuvvetli pırıl pırıl, güzel genç bir kız. Kar yolları kapayınca, kasabanın gençleri şehir kulübünde toplanır, koyu sohbetler yapılırmış. Bu esnada sıkı palavralar da uçuşurmuş ortalıkta haliyle. Söylemişti babam ama adını şu an hatırlayamıyorum işte o zatın anlattıklarını dinlerlermiş heyecanla. Hikâyelerine başlamadan peşinen sigaraları tutarmış, çaylar yudumlanırken başlarmış anlatmaya. “İstanbul’dayım altımda motor Eminönü’nden Galata köprüsüne doğru yol alırken o da nesi köprü açılmıyor mu ya Allah Bismillah deyip, bir de sigara yaktım aceleyle,  gazı verince motora havada uçarak karşıya atmışım kendimi”. Vay be, yaşa, şaşa… Konu konuyu açar askerlikten konuşulur, başlarmış yine anlatmaya. “Askerdeyim, bir tayyare verdiler”, sigaralar tazelenir, “uzatmayalım bir gün tayyareyi sildim parlattım, yorulmuşum kuyruğuna oturdum bacak bacak üstüne atıp şöyle bir dinleniyordum. O da ne havalanıyoruz, vay ananı” demiş o telaşla bir de sigara yakmış, “bir elimle yapıştım tayyarenin kuyruğuna, uçtuk, süzüldük, Acem illerinden turlayıp geri dönüp kondurdu pilot tayyareyi yerine”. Anlatılanlar bu derece uçuk yani. Annem ve babamın arkadaşları, öğretmenleri, kasabanın ileri gelenleri siyah beyaz fotoğraf karelerinde piknikler, yemekler, bayramlar, panayırlar, özel, güzel günler, çoğu rahmetli olmuş, genç ve çocuk olanlardan bazıları hala hayatta olan zamanın güzeller güzeli insanları. Kadınlar süslü, erkekler yakışıklı, kıyafetler, saçlar son derece itinalı, çocuklar neşeli. Yüzlerde zamana meydan okuyan bir gülümseme ve hepsi de çok mutlu. Bugüne göre daha sosyal, daha hareketli bir yaşam sanki. Oysa sıkıntılı bir dönem, savaştan çıkma yorgun bir dünya. Annem ve babam birbirlerini çok sevmişler, uzun bir hayat arkadaşlığına dönüşecek beraberlikleri o yıllarda başlamış, büyük ağabeyim Bolu’da 1950 yılında, küçük ağabeyim 1952’de Akçakoca’da dünyaya gelmiş.  Ve bendeniz de 1962 Ankara’da doğdum. Ve babamın can arkadaşı,  “keşke evlerimiz bir olsa da geceleri de ayrılmasak” derdik diye anlatırdı babam. “Bir yılbaşı gecesi arkadaşlarla bir aşağı bir yukarı,  bir yandan kafalar çekilirken, şapkaların üstü, omuzlar yarım metre kar, kardan adam olmuşuz hepimiz haberimiz yok, görenler tanıyamadı” demişti. Babamın can arkadaşının eşi, annemin de iyi arkadaşı olan yani, onun da iki oğlu olur fakat annemin tabiriyle güzeller güzeli hanımefendi henüz hayatının baharında bir hastalığa yakalanarak talihsiz bir şekilde ölür. Eşini tedavi ettirmek üzere Avrupa’ya götürmeye hazırlanırken karısını kaybetmenin ve iki çocuğu ile ortada kalmalarının acısıyla ne yapacağını bilemeyen babamın can arkadaşı elinde kalan uçak biletleriyle kalkıp gider.  Neye niyet neye kısmet, gidiş o gidiş. Çeşitli zorluklardan sonra orada tutunur, ticarette başarılı olur.  Yani sıkça bakla falı açtırdıkları, babama “sen angara angara”, ona da “senin kısmetin uzaklarda, dağların arkasında taaa çokkk uzaklarda” diyen meczup haklı çıkar. Babamla can arkadaşının dostluğu, arkadaşlığı gibi bir arkadaşlık ben görmedim hayatta, bağları o kadar kuvvetliydi ki, muhabbetleri bir ömre yayılmıştı. İşleri nedeniyle sıkça İstanbul’a gelir, kimi zamanda ikinci ecnebi eşiyle, mutlaka yolunu Ankara’ya düşürür biz de kalır, en güzel yemeklerle sofralar hazırlanır, bir bayram mutluluğu yaşanır, iki arkadaşın candan sohbetleri can kulağıyla dinlenir, bir kısmı babamın anlattığı hikâyeler tekrarlanır, hepimiz çok mutlu olurduk.   Can arkadaşları annemle babamı 2004 senesinde evinde misafir etti onlara her yeri gezdirmiş, dostlarıyla tanıştırmış, çok güzel zamanlar geçirmişler. Bizimkiler Türkiye’ye dönerken özenle hazırladığı duygu dolu albümü, kalpten hislerini de fotoğrafların kenarına yazıyla iliştirerek vermiş. Anılar ve güzellikler, yaşananlardan arta kalan başka bir şey değil.  Babamın bir zaman aklına düştü “aramadı uzun zamandır sakın” falan derken hastaneden aramış babamı, durumunun iyi olmadığını söylemiş. O günlerde birkaç kez görüşüp haberleştiler. En son, son nefesini vermeden babamı arayıp “ben ölüyorum Burhan” diye helalleşip, vedalaşmışlar.  Babam çok üzüldü. İsmail Amcam öldükten sonra babamın büyük bir boşluğa düştüğüne şahit olmuştum. Her gün en az bir kere görüşmeden duramazlardı biraderler ve abisini de çok severdi babam. Can arkadaşının vefatından sonra babamın ikinci kez aynı boşluğa kayışını hissettim.  Burada bir melekten daha söz etmeden geçemem, halam, hayatı roman olacak bir insan. Güzeller güzeli bir kadın ve kocası, büyük bir aşk, eniştem zamanın Amerikan artistlerinden daha yakışıklı bir adamdı, vatansever, dürüst bir öğretmendi. Halam kadar neşeli, pozitif, tatlı dilli bir insan yoktu bu dünyada. Onunla yanyana gelip de gülmemek, tüm kederleri unutup mutlu olmamak imkânsızdı, hakkaten melekti. Cennet mekânları olsun güzel insanlar, hepsini çok özlüyorum. 

Devam Edecek

Yazan:Bekir Mutlu Gökcesu 2015

Bu hikayenin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir