(YENİ) İkinci Şiir Kitabım ‘Gözleri Yoktu Gecenin’

GÖZLERİ YOKTU GECENİN

 

 

Bekir Mutlu Gökcesu

 

 

 

 

 

…. 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖZLERİ YOKTU GECENİN

 

Bekir Mutlu Gökcesu

 

 

 

…. 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alin Yayınları

Şiir Kitapları:1

……… Caddesi

……………………………..

www…

 

 

Bekir Mutlu Gökcesu

Gözleri Yoktu Gecenin

Birinci Baskı: …. 2017

 

ISBN ………

 

…….. Matbaası’nda basılmıştır.

 

Kapak Tasarımı:….

 

Tüm hakları saklıdır.

Bu yayının hiçbir bölümü yazarın ön izni olmaksızın,

Herhangi bir şekilde yeniden üretilemez,

Basılı ya da dijital yollarla çoğaltılamaz.

 

Genel Dağıtım:  ……

 

 

 

 

 

Sunuş

 

Hayat boyu bir sürü çabalamalar; gülmeye, büyümeye, yürümeye, sonra öğrenmeye, okumaya, adam olmaya, para kazanmaya ve devamında daha pek çok şeye. Bu çabalar insan olmanın gereği ve insanca yaşamak için.  Her ne kadar kimi zaman hayat insana hak ettiğini vermiyor desek de, yapılan her iyiliğin de, kötülüğün de, her gayretin, alın terinin, yani her nevi müspet ya da menfi birikimlerin bir gün sahibine geri döndüğünü görmekteyiz. Ve fakat insanın insana ettiğini, sefil edilen, olmadık işlere maruz kalan masum insanların, hele ki çocukların,  kadınların uğradıkları zulümleri,  haksızlıkları açıklayıp anlamlandırabilmek, bu nasıl bir hayat, nasıl bir adalet dememek de mümkün değil.

 

Kendimi bildim bileli çabalamalarımdan biri de,  karalamalar, denemeler oldu. Denemeler, denemeler kâğıtlara, peçetelere, orta son matematik defterine, lise tarih kitabına, kimi havaya, suya, kimiyse işlemiş ta içime. Karalamalar, çiziktirmeler, çocuk duygular, genç hayaller. Aşklar, hüzünler, sevinçler, eski fotoğraflar gibi o günlerde kalmış sararmış fakat hepsinin bir hikâyesi var birer hazine gibi saklanmış. Dedim ya bir gün her şey bize dönüyor diye, bu kadar çok hatıra biriktirmek de güzel. Bu bakımdan ve ayrıca paylaşmaktan mutluyum. Benim açımdan iyi olan bir diğer tarafı, aşk-bahar, gök- deniz, gece-yıldız, hayat-insan-umut üzerine düşsel bir düzlemde, içten, art niyetsiz sorgulamalar, arayışlar, kendimce yeni buluşlar, çıkışlar ama neticede illaki sevgi, sevgi ve yine sevgi üzerine oluşu. Hazırlamış olduğum bu ikinci şiir kitabımı daima mutlu görmek istediğim “ÇOCUKLARA ve KADINLARA” ithaf ediyorum.

“Gözleri Yoktu Gecenin”, evet insanın havsalasının uzanamadığı yer yok malum mesela geceyi görmez, aymaz kılmak gibi bazen de uzanabildiği yer de yok avcundakini fark edememek, hani bakıp da görememek gibi. Işığın, rengin manasını da anlatmaya kalkabilir insan geceye, sevgiyi de dili döndüğünce. Sevgiyi hissedememenin tek izahı manasını bilememek olurdu galiba. Şu dünyada kendimiz dâhil, önümüze çıkan her güzellik, bizleri mutlu eden ne varsa hemen hepsi sevginin ürünü.  İnsanı insan yapan, doğasında fazlasıyla bulunan, tabiatta her an karşımıza çıkan bir refleks sevgi, asılsız duygu ve düşüncelerle,  günlük basit söylemlerle hafifleştirilebilecek bir olgu da değil elbette. Burada hayat boyu anlamlandıramadığım başka bir konuya daha değinmek istiyorum. Düşünün bir yerde piknik yapıyoruz, öyle güzel ki adeta cennet, güzel vakit geçirip mutlu oluyoruz. Hepimiz değil tabi ama bazılarımız arkamızda bir çöplük bırakıyoruz! Öyle olmuyor işte, koruyalım, sevgiyi de, sevgiyle var olan güzellikleri de.

 

“Kalanlar” adlı ilk kitabımda olduğu gibi bu kitabımda da önce sevdiğim klişe dizelerim sonra duygu dünyamdan seslenişler, haydi buyurunuz efendim. Sevgi dolu, sağlıklı, mutlu, umutlu günler diler, herkese teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

 

 

 

ezgisi karışsın geceme

tenime buğusu gözlerinin…  

 …

rüyalarımda göç ettiler en güzel sözcükler

her uyandığımda tutamamıştım aklımda…

sıyır hüznü gözlerinden

ırmağının yatağı olsun

doya doya ak tenimden…

manasını bilmiyordu ışığın, rengin

çünkü gözleri yoktu gecenin…

 …

alnımın yazısı, ufkumun çizgisi

heybemde biraz azık var ve ikimizin düşleri…

 … çürüsem mahzenlerinde

 şu olmaz olası sessizliğimin

yine de haykıracak yüreğim

sevgi diye…

 …

ruhun kadar senden, yalın ve hürdür sevmek…

 …

gülüşü midye karnında inci

dudağında aşk, lirik…

ya deniz olurdun bulup bir yolunu

ya da dudağımda duası yağmurun kupkuru …

ruhum ne kadar da aç hala şefkate

ve bir kadın çok başka bir şey,

her şeyden başka bence… 

 

bir tülün ardından seçiyor gözlerimi gözlerin

hakkımda bilmediğim her şeyi bilir gibisin…

sizlik bir şey yok, bu ses sizlik

bir ney soluğu kadar içsel…

bir yol ki içimde

iyi bildiğim

yürümekle eskitemediğim…

içim akdeniz…

 …

güzellikten anlar herkes

ve bir gün güzel bir şey ekler

mutlaka ekler yeri gelince…

binbir yöne binbir fikir eser hiç… incitmeden

senden; ışığından olma buğday tarlasında…

ışıltılı bir yolda yüzbinler; dizeler

tam da anladıkları gibi

hiç unutmayan çocuklar gibi

sevecen, demir gibiler

ve tek bir ses içten

‘sevgi ve dürüstlük’

gerisi lafügüzaf…

…unutmadan yazıyorum…

şimdi nokta kadar mavi bir ışık yak

mayası olsun sabahın

anlamayan kalmasın, yolcu kalmasın…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hepsi, tertemiz birer sayfa olan çocuklara

ve

hepsi, daima artıran, dünyayı barıştıran,  yaşanır kılan kadınlara… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ağla Ağlayabildiğince

 

Çek usta çek kahrını

hem yazdın, hem okudun

çok sürdün sefasını

çek usta çek şimdi

cefasını aşkın.

 

Çek usta çek

derin, derin çek havasını

matem akşamlarının.

Ruhunun imbiğinden çek

arıt kederi, savur hüzne

hüzün de pek yakışırmış

ustam be gözlerine.

 

Çök usta çök

bırak şu yiğitliği

çök dizlerinin üstüne

gözlerinden el çek

ağla ağlayabildiğince…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ağlama

 

Ağlıyor musun yoksa sen?

Üşümüş buz gibi ellerin

bir resmin var aklımda

meydan okuyan hayata

ağlama sevdiğim.

 

Ezgisi karışsın geceme

tenime buğusu gözlerinin

bana beni getir uzaklardan

bakışımı, gülüşümü özledim.

 

Ey benim tutsak özgürlüğüm

çayırım, çiçeğim, bir avuç gökyüzüm

derin bir nefes al benim için

bir şarkı mırıldan dudağıma

seninim… de, sonsuza dek seninim de

yalan da olsa

ben ağladığını hiç bilmeyim.

2006

 

Aklımda

 

Karsız olur mu evveli baharın, hiç böyle kararsız?

Bunca sevda yükü çekilir mi yarsız?

Senin olsun düşlerim ve hayalin

yoluna çıkmıyorum, yazmıyorum aklıma gözlerini

son kertesinde mevsimin yine içimden geçiyorsun

elimde değil.

İçim senden geçiyor çaresiz, yüreğinden de

direnmeyi unuttum ben zamanın birinde

bir bakışından geçemiyorum

bir bakışından işte…

 

Ne ışıkları gecenin, ne yüzümdeki karanlık

umurumda değil

ortası da yok.

Uzaklarda köpek sesleri, uzaklarda kavga

yaşam uzaklarda bir uç.

Gökyüzüne yakın bir yerdeyim

şehir uzaklarda ve şiir uzaklarda.

Yolları tüketmiş gibiyim, yılları

söyleyebileceğim ne varsa hepsini.

Yıldızları tüketmiş gibiyim ve yazlarını ömrün

bahar uzaklarda.

Ladesim lades olsun mu? Olsun…

Yerde ne var? Toprak, havada? Bulut, sen beni unut.

Son kertesinde mevsimin

yine içimden geçiyorsun usulca

unuttum her şeyi ben, bir bakışın aklımda.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Al At

 

Ne saçlarının kokusu gecede

ne o eski ben nefes nefese

sende, tende, hecede.

Gülmek yasak, ölmek yasak

düşlemek de.

Al bir at koşumu ruhum aksine

tozu dumana katar

kaçar dört nala içimden

özgürlüğe.

2010

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar

 

Evde yokum

anahtar paspasın altında.

Çok uzun bir seyahate çıkıyorum

gözlerin aklımda…

İyi bak, konuş, seni sor duvarlara

eşyalarıma dokun

adamakıllı sinsin kokun odama…

Giderken unutma, paspasın altına.

Dilediğinde yine gel

uykularıma uzan

hayallerimi kur yeni baştan

ister iç, ister geç

sen de benim gibi aşktan.

Ne zaman istersen gel tabi

ben yokum ama

gözlerin aklımda

anahtar paspasın altında.

2007

 

 

 

 

Anam

 

Dudağımızdaki isimler yalanmış

yaşandı sandığımız resimler

aklımızdaki hayalmiş meğer.

Sıcacık öpüşmeler

koşuşturmalar

gündüzler ve geceler

hep yalan…

Birbirimizi kandırmalar

duramamalar, meraklar

yalanmış meğer aşklar

hep yalan…

Annem kadar gerçek olmalıydı

aşk

ve sıcak…

Ve sonsuza dek beni saracak…

Yalanmış sevmeler, sevişmeler

gülüşmeler yalan…

Bir yanlış tüm doğruları götürüyor bir zaman

noksanız biz erkekler biraz akıldan

senden olduk ve seni bekledik hep bir kadından

yalanmış anam…, senden gayrisi hep yalan…

2010

Anlatamam

 

Saatin sesi

geceme yürek

kayığına düşlerimin

iki kürek

eskisi gibi

ve sen sevgili

içimde dinmeyen

bahar yeli…

 

Saatin sesi

her şey yalan

yalan… gerisi.

Uzaklarda bir yer

kim bilir hangi seher?

Kursaklarında ekmeğim

gözlerinde ürkekliğim

istasyonda güvercinler…

Usulca yanaşmakta tren

alıp gidecek beni de

sen inmezsen eğer.

Uzağım satır başlarından

duraklarında imgenin

sözcüklerim sığ

dizeler natamam

sorma sevgili sorma

anlatamam.

2008

Aşk Bazen Böyle Bir Şey İşte

 

Ay göründü akşamdan

ben kaldım seninle

sevda kızılı harmandan.

Güller kırmızı.

Raks eder masamda

mumun alazı.

Senin gülüşlerim, ellerim senin

bakışımı sarar gözlerin

sevda üzere kalmışım sende

senin… yüreğim senin.

 

Ay tırmanır yıldızlı geceye

sarar gönül heceye, dizeye

uçup giderken yürek sahibine

takılı kalır ritim iki kelimeye

seni seviyorum, seni seviyorum…

 

Ay iner suya zarif imgelerden

söner ay, yanar su

tükenir mum

kaçışır imgeler öteye beriye

artık gözlerim gece

güller gece…

Önce

takılır aklım sensizliğe

böyle nereye?

Sonra

sen gülünce içimden

tebessümlerce

ne arayış kalır

gecede, günde ve tende

ne de sorgulanır

sadece yaşanır yüreklerde

sevda üzere kalmak birbirinde

aşk bazen böyle bir şey işte.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşk Bu

 

Aşk bu

soluduğun hava kadar

sinmeli içine

bir bulut kadar hafif

süzülüp, gezinebilmeli

içinde özgürce

ve bir sağanak gibi inmeli

işlemeli iliklerine kadar

canı isteyince.

Aşk bu, sana mı soracak.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşkı Aştım Seninle

 

Suskuyu mayaladı

yokluğunda geceler

yüreğime

bir de sana tutkumu

yazdım sahipsiz hecelerce.

Okşadım saçlarını

dokundum sana dizelerinde

aşkı aştım ben seninle

sen bilmesen de.

Bir şiir daha düşmeden yüreğine

düşlemeyi sevdim gözlerinde

dökülmeden henüz dudaklarından

öptüm seni doyamadım içmelere…

2005

 

 

 

 

 

Aşkı Ben mi İcat Ettim?

 

İhsan et canımı

mazur gör cananımı

affet ihtirasımı

ol kulun olmazdan önce

ne bilirdim ben

aşkın ihtişamını

ve mümbit ihtivasını

bedenimi ruhumla süslerken

gösterdiğin ihtimamını

ben gösteremedim sana

ruhum beni aşka sürüklerken

hoş gör haklı maruzatımı.

Ol kulun olmazdan

cananı tanımazdan önce

içtimanın ve teatinin tadını

ne bilirdim ben

beni sen yarattın da

aşkı ben mi icat ettim?

Varsa şayet

bana yaz tüm aşkların günahını

mazur gör cananımı.

2004

Aşkın Aslı Yok Yaylası

 

Ben üşürken

yokluğuna

aşkın

aslı yok yaylasında

bazen

hiç bir bağı olmamak

bile

o kadar çok şey ki

aslında.

Köşe başındaki simitçi

yanındaki boyacı

gazeteci, çaycı

öteki, beriki

sabahları

tepende turlayan martı

radyodaki şarkı

hepsi, hepsi…

daha yakın sana.

 

Ya ben öylemi?

Tutabilir misin

uzatsam ellerimi?

Görebilir misin

gözlerimdeki seni?

Silebilir misin

parmak uçlarınla

sensizliği mi? 2004

 

 

 

Aş K’yı

 

Aa ne duruyorsun

haydi başla.

A’yı unutma sakın

koy cebine iyi sakla

b, c, ç, d, e, f, g,…

çok hızlandın

biraz yavaşla

sindire sindire dedik

hazmedemezsin sonra.

AŞıyorsun demektir

Ş’ye varınca.

Sen yine de aldanma

hey sağlam bassana

bak yuvarlandın

gerisin geriye K’ya

düştün AŞK’a.

Müstahak sana

yok yok ağlama

olur böyle

yılmak yok ama.

A cebinde nasıl olsa

haydi kalk

yeniden başla.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşk Seninle

 

Aşk güzeldi.

Bakışın güzel

güzeldi gülüşün

öpüşün güzel

güzeldim gözünde

adım güzeldi dilinde

sen söyleyince.

Sevdalı iki kuştuk

hep birbirimize uçtuk

her mevsim güzeldi

hayal de…, gerçek de…

Su gibi aktı zaman

rüyaydı sanki yaşanan

güzeldi aşk, çok güzeldi

seninle.

2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşk=Özgürlük

 

Daha iyi anlıyorum şimdi

hiç kasıtsız ve kısıtsız

özgürlüğündü vazgeçemediğin.

Sen gerçek misin derdin

öfkesizliğimi, gülüşümü severdin

doğallığımızı bir de.

Hiç koşulsuz ve beklentisiz

sevdin işte, sadece sevdin

fark etmedi senin için ne dedimse.

Düştüm, güçtüm oysa içimde

kolaylandım seninle.

Şimdi daha iyi anlıyorum

özgürlüğündü vazgeçemediğin bende.

 

Benim de.

2005

 

 

 

 

 

 

Aşkımıza Gece Yetmez

 

Şiirlerimiz bitmez

aşkımıza gece yetmez

seni almak isterim tenime

sıcaklığını saklamak ellerimde

seni doldurmak gözlerime

seni ezberlemek su gibi

suyu bildiğim gibi.

 

Etrafa saçılan tebessümleri

önce topladım birer, birer

havada patlayan havai fişek

rengi kırıntıları sonra

kıyı köşedeki sözcükleri

yüzümdeki minik busecikleri

geceden kalma herşeyi…

Anlayacağın bana gizledim seni

sonra onlardan şiirler oldu

hala olmakta.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşkın Rengi

 

Kahverengiden boza

en uçuk mora

hare, hare halkalandı

duman, duman

buğulandı gözlerim.

Bir menekşe mahzunluğu

yayıldı karasından

göz bebeklerimin.

Aynanın karşısında

çakılı kaldım

zira

ben sevdayı

kırmızı sanırdım.

Tutkundu, eflatundu

bakışlarımda

aşkın rengine uyandım.

2004

 

 

 

 

 

 

Ayda Yüzün

 

Ayda yüzün

gözlerimde hüzün…

Geceler boyu bekleyişlerim bilmem ki niye?

İterken hayalini ötelere.

 

Sen, erişilmezim

koyulaşır yokluğun balçığında içimin günbegün.

Gitgide yitmekte kulağımda çınlayan sesin.

Sayıklamaktan dudağım hissizleşirken ismine

gözlerimde hüzün…

ayda yüzün…

 

Vazgeçemeyişin gelir aklıma, özleyişlerin

her satırını okuyuşun içimin tamı tamına.

Denizi tüketen benim, sen hep nehirsin

söylemese dilim, yazmasa elim

sen masum, sen sade en güzel şiirimsin.

 

Bu dansı bana lütfeder misin?

2007

 

 

 

 

 

 

Aynalar Arasında

 

Aynalar arasında

kaldın mı hiç?

Ağlarken yalnızlığına

sadece görünen yüzünle

seni senden alan

seni birbirlerinden çalan

aynalar arasında…

Yabancılaşırken kendine

farklı açıların iz düşümünde

gayet nizami çoğaltırlarken

seni ve suskunluğunu

bir fizik kuramı içeriğinde

ölümsüzlüğe kayboluşuna

şahit oldun mu hiç?

Kütlenden suretlerini türeten

aynalara

ruhumu da çoğaltabilir misiniz

diye sordun mu hiç?

Göremedikleri içinden

onlara güldün mü hiç?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

B(aşka) bir şiir

 

Dizelerle kayıp gitti zaman avuçlarımdan

bir saat gibi koşuveriyorsun, duruveriyorsun bir an.

Şiir; düşündükçe bir ağaç kadar zor büyüyordu

fakat bahardan sabırsızdı çabuk yaprakları

oluveriyordu, ölüveriyordu…

Rüyalarımda göç ettiler en güzel sözcükler

her uyandığımda tutamamıştım aklımda…

Aşk; büyüdükçe bir ağaç kadar kökleniyor içinde

düşleyebildiğim en güzel şiirin dahi üstünde

keşke yazabilsem.

Neler gizlidir bilebilir misiniz içinde?

2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bahar Çok mu Uzak Bu Geceye?

 

Bir bahara yolum düşse

bir kuş tepemden geçse

hani saçlarıma teğet

eğsem başımı gayri ihtiyari

dizim toprağa değse

farketsem bırakmayı kendimi

yuvarlanıversem…

Çimenlerin kokusunu hissetsem

o sırada uzanıp boylu boyunca

gökyüzünü seyretsem…

Ne çok mutlu olurdum

yolum bir bahara düşse

kaçıp, kurtulup şu geceden

kendimi kaybetsem…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bahar Gözlü Güneşim

 

Hayal kırıklığıdır

ulaşamadığın dağın tepesi

çok göresi gelir onun da

seni çok… göresi.

Ait olduğun yerdesindir oysa

bahar gözlü güneşim

ve yürüdüğün yolda.

Ezberletilmiş çaresizliklere

gülüp geçerken özgür tebessümlerin

bir gün keşfediverirsin kendini

bir yerlerde mutlaka

 

sen baktığın için bu kadar güzeldir dünya.

2006

 

 

Bahar Manzumesi Ellerinde

 

Dün gece

en seçmece

yıllanmış saklı düşlerimi

doldurup ceplerime

yürüdüm sana mevsimlerce…

Kar, tipi, ayaz ve yazlar geçtim

şahlanan duygularımın izinde

düşlerimden serptim yollara

gelip bulasın diye beni hislerinle.

Oysa sen beni bekliyordun

manzum gözlerinle

baharın olduğu yerde

elbette sen bahar olmalıydın

bu çiçek dokunuşu, yağmur kokulu

ruhumu uyandıran hallerinle.

 

Dün gece

sana ardına kadar açtığım

yüreğimin penceresinden

bakmanı istedim içime

okumanı, yoğurmanı istedim

adını sen koy istedim

içimdeki en saklı şiire.

Yeniden doğmak istedim

bahar manzumesi ellerinde…

2004

Bahardan Bahar Olalım

 

Sana hasretim gibi

günler ve geceler

daha doymadı yağmurlara.

İçime sığdıramadığım gibi seni

bu Nisan da sığmaz sokaklara.

Haydi başını göğsüme yasla

yitip giden mevsime

benimle son kez ağla.

Sıyır hüznü gözlerinden

ırmağının yatağı olsun

doya, doya ak tenimden

çelişkilerimi, ukdelerimi

sök at yüreğimden.

Yunsun, yıkansın ruhlarımız

karışan göz yaşlarımızın selinden

sızsın keder göz kapaklarımızda

sımsıkı tut ellerimden…

 

Uyuyup uyanalım Mayısa

el değmemiş bir çiçek tarlasında

diz boyu çimenler hizasında

uzandığımız yerden bakalım

esintiyle sevişen ve harmanlanan

kırmızı, mor, sarı çiçek tozlarına…

Başını yasladığın yerden

uzansın dudakların dudaklarıma

bahardan bahar olalım

doyalım aşka…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bakışını Sevdim

 

Bilir misin?

Kaç orman

ve kaç dağ aştım

kaç güzelden geçtim

senin için

çünkü

bana ve hayata

bakışını sevdim senin.

2004

Balık malık

 

Kala balıktılar

yalnızlıkları kadar.

İçlerinden birini sevmiş de olabilir insan

her gün artan bir yanılgıyla çok sever

zira hep şaşırtmacadır hayat akılsızlara

yanlışlarını doğrularcasına.

Hoş akıllılar da mutlu olamıyor ki…

Kala balıktılar ve yönsüz, kararsız

ölüm kalım arasında

hırçındılar

çırpındılar…

Ağladıklarını gören olmadı

ve seslerini duyan

sularda susuzdular

uykusuz, huzursuzdular

bence epeyce de ruhsuzdular

(yanılıyor olabilirim)

ve aşkı hiç bulamadılar

korkak, özgüvensiz

çok yalnız

bir o kadar kala balıktılar…

 

Bütün bunların benimle bir alakası olabilir mi

diyorum… Neden olmasın…

Başka kimse anlayamaz gibi geliyor… Oysa neden anlamasın…Yine de pek bilemiyorum…

Kimi geceler düşüyor aklıma, taze limon kokusu önce…

Heyecanlı bir sevda selinde veryansın sözcükler…

Yalın kalem yürüyorum aşka…

Korkmuyordum o zamanlar aldanmaktan bu kadar.

Ve yakmıyordu dilimi manaları kelimelerin bu denli…

Vişne ve tütün karışımıydı kimi içim…

Ve ışıltılıydı kar tanelerini yutmak istercesine açtığım

gözlerim…Mis kokardı düşlerim…

Evet mis kokardı, çünkü ben çay bardağında bir

karanfildim… Insana aç, sevgiye muhtaç…

Ama onlar kalabalıktılar…Çok iyi biliyorum benden

çaresiz birer ala balıktılar…Hep yanıldık… Ziyanı yok canımız sağ olsun.

 

Bütün bunların benimle bir alakası olabilir diyorum. Ama aşkla ilgisi yok… Aşk hissedebildiğine hissettirebildiğince çok başka bir duygu… Aynı anda yaşanan, elinizde olmadan… Kimse anlatamadı ben de anlatamam… Hele şu an hiç uğraşamam.

Belki şüphe ve evham.

 

En çok ne acı verir insana?

Ansızın gözünde biriken yaş

hani engel olamadığın var ya

en saf yanın belki.

Yüreğin…

Hissettiklerin…

Gençliğin, emeğin…

Vazgeçtiklerin belki.

En çok ne acı verir insana?

Yaşanmışlıklar… hiç… yaşanmamış gibi.

Hesapsız biri hiç bilemez bunu anlayamaz hesapsız bir diğeri

bunca çırpınışa, yok oluşa ta ki

değer mi?

değmez mi?

Bir balığı ağlarken hiç görmedim ben.

Ne bulutların önemi kalıyor

ne yağmurun

ne de yürekten bir yaşın yüzünde

senin elinde değildir ki yitmemek

bir balığın hafızasında gözünde.

2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başka Bir Evde

 

Başka bir evde

başkalaşıyor gökyüzü.

Yıldızlar başkalaşıyor

başka bir pencereden

tutunamıyor, düşüyor hatta

yerinden.

Tüm yaşanmışlıklar üzerine

çekilmiş kalın bir çizgide

hızla yabancılaşırken kendime

kalakalmışım nokta kadar

başka bir evde.

Biten neydi, başlayan ne?

 

Karmakarışık ortalık

duygularım gibi…

Eşyalar tanıdık oysa

aynadaki de ben işte

saçlarım dağınık sadece.

Bu kadar mı korkabilir insan

başkalaşmaktan başka bir evde

bu ürkekliğim niye?

 

Aldırmamam lazım

soğuk bakar duvarlar önce

ilk gördüklerine

alışacağız birbirimize.

Tablolarım, kitaplarım,

gömleklerim de burada işte

şiirlerim, düşlerim acaba nerede?

Korkmuyorum, evet, evet korkmuyorum

burayı da benzeteceğim kendime.

 

Karmakarışık ortalık

dolanırken odalar arasında

başka bir pencereden

bakıyorum gökyüzüne

tanıdık geliyor bir yıldız

kaysın istiyorum

gözlerimden yüreğime.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Belki

 

Bir çiçeğin özümsediği kadar

hissedebilsem ışığını güneşin

hücrelerimde.

Bir ağacın kabuğu kadar üşümüşken

yapayalnız

duyumsayabilsem sıcaklığını yağmurun

tenimde.

Ve bir uçurtma kadar yükseklere

ve bir uçurtma kadar

uçsam ellerinde yükseklere

ben o zaman bahar olacağım.

Belki bulacağım aşkı

belki bulacağım…

Senin özgürlüğünde.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben Eskiden

 

Çok güzel şeyler düşünürdüm ben eskiden

denizleri geçirirdim içimden.

Çocuksu sevinçlerim vardı hiç kıyamayacağın

ve olmadık hayallerim bir bilsen.

Biraz kararsızdım, biraz sıkılgan ve ürkek

biraz da aptaldım galiba artık ne dersen.

Sevdim taşı, kuşu fakat, inan ki sevdim yürekten.

Sevildim de, sevildim mi? tam da bilemedim

bak şimdi.

Her neyse öyle derlerdi hep veya ben öyle sandım

güzel şeyler düşünürdüm çünkü ben eskiden

belki de bu yüzden

öyle mutluydum ki deniz kokardı düşlerim

daha sen bile yokken.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben Gözlerini Bilirim İstanbul Diye

 

Bir İstanbul şiiri yazmak

çok zor Ankara’da oturduğun yerde

hiç İstanbul’un olmamışsa hele.

Ben gözlerini bilirim İstanbul diye

ulaşılmaz düşlerimi

özlemini, sayıklamalarını bir de.

Ne kadar çok aramıştık

çocukluğuna aşermiştin de

sokak, sokak, köşe, bucak seninle

aramıştık da bulamamıştık

ne bir iz.., ne bir cüz bu şehirde.

Ben gözlerini bilirim İstanbul diye

İstanbul beni bilmez…, düşlerimi de.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Beni Rüzgara Bırakın

 

Beni rüzgara bırakın.

Gök yakın, güneş yakın

yerimde koysun

veya alıp savursun

en yakınınızdan

bana daha yakın.

Beni rüzgara bırakın

dokunmayın dünyama

ilişmeyin sakın.

2006

 

 

 

 

 

 

 

Beyaz Dokunuşlar

 

Girdabındayım…

Ekin sarısı bir devinim

kesiyor nefesimi.

Azcık soluk, azcık can?

Yosun kokusunda bahar.

Kışı da andırıyor dokunuşlar.

Su alıyor kayık

ayaklarım ıslanıyor, üşümüyorum

su alıyor kayık

batmayacak kadar.

Maviye karışmak istiyorum oysa

olmuyor içime dokunuyor

beyaz dokunuşlar.

Kırmızıdan yoksun bir paletin

körkütük ayık armonisinde

rengimi kaybediyorum…

girdabındayım…

2006

 

 

 

 

 

Bırakırsın Oluruna

 

Güneşle doğar

sabahla sabah

akşamla akşam olursun.

Koy verip, kapılıp

azcık rüzgar olursun.

Girersin yoluna

karışırsın suyuna

ırmaktan ırmak olursun.

Coşarsın denizlerce

susarsın gecelerce

öteler, itelersin kendini

sığdırırsın kalıplara

uysa da, uymasa da.

Saygı duyarsın

her bir cana

insanın doğasına

eşyanın tabiatına

sonunda

bırakırsın oluruna

değişirsin şeklen

eskirsin resmen.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bi yük

 

Ben hiç büyüyemedim

bildim bileli küçüktüm

büyük laflar edemedim

büyük düşünemedim

büyük isteklerim olmadı

büyük bana, hep bi yük geldi

bana öyle geldi belki de

sen nasıl bu kadar büyüdün

küçücük içimde?

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bildiğim

 

Bilmiyorum

kaç gece oldu

sana uzaklığım

ve kaç şiirdir

yalnızım.

 

Bildiğim

yanayazdığım

dize, dize dizildiğim

şiir, şiir yazıldığım sana

sevdamı kazıdığım

gecenin kara tahtasına.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilmiyorum

 

İyi hissetmiyorum

kendimi

son günlerde

bir türlü

bulamadım dengemi

gerçekler soğuk

ölüm buz gibi

çözemiyorum…

Ne düşlerin izindeyim

ne baharın peşinde

duymuyorum

görmüyorum

bilmiyorum

istemiyorum

ne istemediğimi de

bilmiyorum.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Başıma

 

Her fırsatta gelirim

oturur denizi seyrederim

bir çift güvercin oluverir

zorlar göğüs kafesimi yüreğim

ellerimle uçuruveririm.

Aklımın delişmen atları

alı al, moru mor

koşmak isterler özgürlüğe

çırılçıplak salıveririm.

Ruhum firarda

dayarım sırtımı rüzgara

tek gözlerim takılı ummana

kapatırım, kıyamam tutsaklığına

uçmalar, koşmalar tadında

bir başıma kalıveririm

bu hayali dağ başında.

2003

Bir Demet Nergis

 

Uzaklarda

geceyi bekler bekçiler

ve yırtar kara patiskasını gecenin

düdük sesleri

bilmem ki ne demek isterler?

 

Uzaklarda köpek sesleri

karanlıktır hırsla dişledikleri

bilmem ki nedir dertleri?

 

Gayrisi suskun… ben gibi, sen gibi…

 

Burada bir demet nergis

buram, buram, çığlık çığlığa sessiz

sarmalar şimdi uzağı, yakını

geceyi ve içimdeki aykırı sesleri.

 

Mumun ucunda nergis kokar alevi

nergis kırmızısıdır kadehte sarısı hilafsızım ki

hafifler sancıları yüreğimin

nergis kokar çakırkeyif sızısı

sarar nefesimi, tütüne revan ellerimi

bir demet nergisin rayihası…

 

Uzaklarda

berdevamdır gecenin cılızlaşan sesleri

fark etmez artık bu saatten sonra

burcu, burcu nergistir akisleri…

 

Burada bir demet nergis şimdi

masum, kimsesiz sen kadar

ve ben kadar sensiz şimdi.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Deniz Akşamı

 

Buram, buram deniz akşamı

bir balık kıpırtısı içlerimizde

sahile kurduk masayı

e tabi açtık koca rakıyı

deniz geldi ayaklarımıza

buyur ettik soframıza

bir sohbet, bir muhabbet

ardından başladı fasıl

eski şarkılardan geçtik

yıldızlar toplandı başımıza

deniz coştu, biz içtikçe içtik

burnumda denizin kokusu

gözlerimde bir balığın pulu

dudağımda bir tebessüm, sen

öyle… kalakalmışım geceden.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Gül

 

Kıpırtısını hissedince

bir gül

deyip geçemiyorum

işte.

İçerleyip mevsime

dudağımda dudağını

büzmesine

hele bir de

kokusu karışmıyor mu

tenime

bir damla yaş oluyoruz

gözlerimde.

2004

Bir Palette

 

Seninle karışalım

bir palette

rengarenk buluşalım.

Sen ateş ol, aşk ol

ben mavi umut olayım

çal beni kırmızıya

menekşeler açalım

biraz sarı ol, sarılalım

baharı yaşayalım

beyazı arayalım beraber

dünyayı barıştıralım

pembe hayaller kuralım

siyah, kahve, eflatun

gri, lacivert, turkuvaz

turuncu, bej, bordo.

Her renkte, her tonda

karışalım, karışalım…

Yeni, yeni renkler bulalım

özgür, doğal ve dilediğimizce

karışalım.

Aykırı aşklar türetelim

her renk nasıl yakışır

her renge ispatlayalım

sonra bırakalım onları

kendi hallerine palette

kaçalım biz menekşelerle

güneşin batışını yakalayalım

biz olalım sadece

sarılalım…, sarılalım…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Şafakta Son Sapakta

 

Bu sabah

gün doğmadan uyandım

binlerce yıllık yokluğuna

içim yanarak hani

sana geç kalmışlığıma.

Sabahın ilk ışıkları

dokunmaya çalışıyordu

demini almış

başı dumanlı

gecenin saçlarına.

Sevda yüklü

yolunu tutmuş

bir gemi gibi

kayıyorken gece

yaşamlarımızcasına

söndürmekteydi kandillerini

şafakta.

Maviye sabırsızlanıyordu

kuşlar feryat figan

çığlıklarıyla

içimden bekle dedim

küsme

bekle beni son sapakta.

2004

 

 

 

 

 

 

Bir Şiir Oku Beni Düşününce

 

Ben o tepedeki

ışığı her gece yanan evde

hayaller kuracağım

hiç… gerçekleşmeyecek.

Kış geçecek, bahar gülecek

penceremden yüzüme

yıldızlar benim için toplanacak

yaz gecelerinde.

Ne bir çiçek koparacağım

ne bir kuşa hasetle bakacağım

isteyen çalacak kapımı

hiç çekinmeden

gönül sofram herkese açık olacak.

Ben o tepedeki evde

hayaller kuracağım

hiç gerçekleşmeyecek

herkes beni orada bilecek

sen de.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Yaz Akşamı

 

Bir yaz akşamı bekle

geleceğim sana düşlerimle

beyazlar giy benim için

avuçlarında biraz deniz

gözlerinde yıldızlar olsun.

Hesapsız bir yerde

ve beklenmedik bir anda

ama illaki bir yaz akşamında

bekle beni.

Kapadığın an gözlerini

ve uzattığında ellerini

tutacağım seni

geleceğim… geleceğim…

bekle beni.

2003

 

 

 

 

 

 

 

Birileri Hep Olacak

 

Uyuyor şimdi birileri

hasta bakacak

temizlik yapacak

dükkan açacak

pazar kuracak yarın

balığa çıkacak erkenden

yolcu taşıyacak

yola gidip kavuşacak kimileri.

Tertemiz düşleri…

Mis gibi taze ekmek kokacak sabah

şen şakrak kahvaltılar yapılacak.

İple çekiyor şimdi yarını birileri

çiçek alacak, sinemaya gidecek

bir sürü aşk.., bir o kadar bebek doğacak

Yarın çok güzel şeyler olacak.

2007

 

 

Bitti mi Hayat?

 

Bazen düşünüyorum işte böyle

orta yeri kadar gecenin

kararıyor ruhum, yüzüm

yıldızları görmüyor gözüm.

Deniz oluyor gökyüzü karışıyor faraza

boşanacak gibi geliyor üzerime

bana ait olmayan tüm günahlarıyla.

Gece mavisi bir hüzün direniyor önce

feda edip ışığını, anlamını manasızlıklara

ardından yitiyor hüzünlerim birer birer

ağlayamıyorum, kıpırdayamıyorum bile.

Düşünüyorum sadece, yazamıyorum çok düşününce

bir sürü şiirim olmuyor.

Oysa istemez miyim aşkı yazmak

uyuyup seninle güzün baharda uyanmak

şu ağacın dalları kadar kıpırtılı

ve gecesefaları kadar şen şakrak olmak.

Olmuyor işte, mutluluk oyunu oynanmıyor bir benle

hadi ben aptalım bir sevinç bulurum her şeyde

ya sen, o, öbürü, diğeri, beriki…

Bitti mi hayat? Tebessümleriniz nerede?

Orta yeri kadar gecenin

kararıyor ruhum, yüzüm, üzgünüm

böyle zamanlarda her şeye gönülsüzüm.

2005

Bize Ait Bir Şey Var mı?

 

En tükenmez sevgiler

en güzel müzikler

bitmeyecek mi bir gün?

Sen unutmayacak mısın?

ve ben

yok olmayacak mıyım?

Aşklarım, tutkularım

ne yapacak bensiz?

Nereye gideceğim?

Yapayalnız, çaresiz

hangi şey

terk etmeyecek beni?

Ben, biz kimiz yahu?

gerçekten bize ait

bir şey var mı?

 

Galiba

en yavaş anımız bile

en hızlı tükenişimiz

ve en büyük gerçek

şu an, o da şimdilik

yaşam koca bir soru

cevaplanamayacak

yutacak güzeli, çirkini

zaman canavarı

hepimizi alacak.

2003

Bizim Şiirimiz

 

“Bir orman bulmalı

bir yolu olmalı

kimsenin bilmediği” dedim.

“Hiç gidilmemiş” dedin.

“Bir ateş yakmalı

kocaman alevleri olan

oturup başına

bir hayal kurmalı” dedim.

“Yalnız bize ait olmalı” dedin.

“Bir sevda yaşamalı

hiç su katılmadık” dedim.

“Bizim sevgimiz gibi” dedin.

“Bir şiirdir yaşamak” dedim.

“Bir şiirdir her aşk” dedin.

“Bir aşk yaşamalı şiir gibi

ve bir şiir yazmalı

bir aşk gibi” dedim.

Sımsıkı sarılıp, gülümsedin.

Bir yol açıldı önümüzde

kimsenin bilmediği

“yürüyelim el ele” dedin.

Sıcacıktın, özlediğim

bir ateş avuçlarımızdan

yayılıverdi yüreklerimize

koptu ırmaklarımız aktık

karışıverdik birbirimize…

“Bu hayal mi? ” dedin.

“Bizim şiirimiz” dedim. 2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüşmek

 

Burada bir kar bir kar

keşke yanımda olsan…

Çıkagelecek bahar biliyorum

bitecek sızılar, hüzünler

açıverecek bir sabah ansızın çiçekler

kuşlar şakımayı hatırlayacak

insanlar gülmeyi.

Yıldızlar da olacak

ardı ardına gül yüzlü sabahlar da

ben de olacağım, hep olacağım, sen de

beni düşleyeceksin

seni özleyeceğim yine…

Yaşamak var ya yaşamak, hani varolmak

bölüşmektir her şeyi yarı yarıya

hayat hem kısa, hem de çok uzun

emek ister, bitmez ki yarına.

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Adamdı

 

Ben şahidim

gözlerimle gördüm

bu adamdı amirim.

Tan vaktine doğru

en masum saatlerde

şu köşeden geldi

devrile, devrile

ve acımasızca

üç el ateş etti

vuruldu gece.

Çırılçıplaktı

olduğu yere

yığıldı öylece.

2004

 

 

 

Bu Ağaç Aşık Bence

 

Kim bilir

hangi bilinmeze?

Fakat eminim

bu ağaç aşık bence.

Bir başına ve dimdik

asırlık öyküleri

ve türküleriyle

şehre inat bir cesaretle

ve aşkı

eşdeğer ölümsüzlüğe.

 

Ulu bir çınar var önümde

hani şu viran evin önünde

sığmıyor aklıma, zaviyeme.

Bir ağaç nasıl devleşebilir

böyle müebbet bir esarette

nasıl bu denli kök salabilir?

milyarlarca yaprak uçuşu

ve bir o kadar kuş konuşu

özgürlüğe…

 

Bu ağaç aşık bence.

2004

Bu Gidişle

 

Bitiyor işte

bırakıp tüm güzelliklerini

hatta yüreğini

mağrur bir aşk gibi

ardına bakamadan

bir pantolon, bir gömlekle

alıp başını gidiyor işte…

Beni bir başıma

aşkı göz yaşıma

bırakıp

alıp aklımın yarısını

yitiyor işte…

İnsan

bin kere bilse de

tövbe tutmaz

külü sevdanın

gönül sevince.

Bir görsem

Temmuz güneşini

bastırır belki ateşimi

bir görsem

güzün sükun sarısını

getirir belki bana geri

aklımın yarısını

ah… bir görebilsem keşke.

Mayıs işte…

koptu gidiyor yüreğimden

ömür yitişte

iflah olur muyum bilmiyorum

bu gidişle?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Hayal Bizim

 

Gece bizim korkma karanlıktan

içkiler emrimizde

çekinme sarhoşluktan

şu dağ, sihirli göl

bu minik çadır

hep bizim

ne zenginiz

yıldızlar, mehtap imrenir bize

biz hayranlıkla bakarken onlara

tadını çıkar bu hayal bizim.

2003

Bu Senden Geçmek Değil

 

Ey şiir

aşkın özdeşi

yüreğimin adil sesi

sulh et aklımla beni.

2003

 

ayrı bir alem başlar bitiminde hemen sapağın

gelişigüzel taşları sokağın

taşlardan hesap sormazlar…

Tahtadan evler, kapıları açık çoğunun

önlerinde sedirler

yabancıyım ayak seslerimden bilirler

bilmezden gelirler…

Unuturum tüm çirkinliklerini şimdiki zamanın

pencerelerinde sardunya fısıltıları dili geçmiş

şu yaşlı teyze, hala güleç

zamanında kim bilir neymiş?

Oymaları asırlık, bahçelerinde gardenya kokuları

yıllardan hesap sormazlar…

Ufkunda denizden bir kesit, hani rüya bir çeşit

bu benim en büyük özgürlüğüm belki de dedim

dedim de, nasıl geçerim ben bu sokağı

bir çırpıda yürüyüvermek istedim yine de aşağı.

Düşünmemeye gayretle seni ve gözlerini

…bir yudum mutluluk manan bende oysa…

bakma kabuğumda yaşadığıma

tekil değil benim sevdam

anlasana.

 

Bu senden geçmek değil…

 

Ey şiir

aşkın özdeşi

yüreğimin adil sesi

sulh et aklımla beni.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Yaşam Senin

 

Beni seviyorum küçüğüm

dün gibi, bende küçüktüm

topum, topacım, çemberim

kocamandı çocuk hayallerim

yanaklarım, gözlerim, ellerim

yerli yerinde bak hala benim.

 

Seni seviyorum küçüğüm

bebek ellerin, gözlerin

belli belirsiz ilk gülüşlerin

yüreğime gizlediğim izlerin

hepsi senin, bu yaşam senin

ve unutma, sen çok önemlisin

sen de seni çok sev küçüğüm.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bugün

 

Bugün çiçek açmış bir ağaç gördüm

dedim bahar geliyor.

Bugün beyazlı karalı bir kedi sevdim

dedim yüzüm gülüyor.

Bugün doktora gittim

rengarenk çiçekler aldım kendime

günlerden sonra akşamına rakı içtim

hiç kederlenmedim.

Dedim unutuyorum.

İçim içime sığıyor bugün

özlemiyorum, beklemiyorum

üzülmüyorum.

Herhalde dedim

ben bugün yeniden doğuyorum.

2010

Bugün Bana Ait

 

Anne ve babamın

anne ve babalarından

çok öncelere dayanan

ucu, başı kaçmış

neresinde olduğumu

bilemediğim

sonunu da göremeyeceğim

tesadüfün iğne deliği

bir hikayenin içinde

hasbelkader

kaç nine ve kaç dedenin

hesaplanmamış

fakat hep benden yana

denk gelerek

varoluşumu tamamlayan

zamanlarının bir ürünüyüm.

Bu saatte

ne başa ne de

sona ulaşamam ama

namıma düşeni yaptım

iki defter açtım

anam defteri

ile babam defteri

ve aklımın yettiğince

gittim geri

bugün bana ait

defterler benden

yarına emanet

çocuklarım da devam etsin

isterlerse şayet.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Buğu

 

Bilir misin mor ne demek?

Düşmek griden

kahverengiden geçmek

ötesi kızılların

göğü, denizi içmek

sarı hüzünlere küsmek

ermek bahara

ve gözlerinin buğusu:

bizatihi mor

buğu aşk demek.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Büyük Aşkım

 

Sen benim yalnızlığımdın

bu yüzden yalnızlığı sevdim.

Sen benim kaderimdin

bu yüzden kaderime razı oldum.

Sen çarem ve çaremsizliğimdin

hepsiyle yetindim

seni çok bekledim

güneşim, gecem, hasretimdin

ne kadar üzgünüm bilemezsin

değmezmişsin.

2010

C a n

 

Şahidim

bir ağaç kadar güçlüydün

meydan okurken mevsime

fırtınalar dindi göğsünde.

Dallarına kondum bir gün

kulak verdin sesime.

 

Şahidim

bir ağaç kadar güçlüydün

cılız değil köklüydün

süslüydün, çiçekler verdin

sabırla bekledin

bakıp bakıp resmime.

 

Şahidim

bir ağaç kadar güçlüydün

bir kalp içinde iki harf yarası

göçüp gitti ömrünün yarısı

yeter dedin, filmin sonu burası

yetmedi nefesim nefesine.

 

Biliyorsun

ne çok yandığını içimin.

Nasıl kuruyacağım özleminle

biliyorsun.

Denizin bittiği yerdeyim

şahidim sen de tükenişime

suçluyum hem de.

Bir diyeceğim yok, son bir isteğimde

yakışmıyor bana aşk

değiştik rolleri

tutsak bir ağacım ben

mahkumum sensizliğe.

Olsun yine sen varsın ya içinde.

Tutsak bir ağacım ben

bahar çok uzak benimle

haklısın can

haydi uç, uç… özgürlüğüne.

 

güle güle.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cambaz

 

Çocuğum ben çocuk

hala… çocuk.

Eski evimizin arka bahçesindeki

ağaçta bir çift kiraz

hala yanaklarım biraz.

Bayramlık ayakkabılarımın

parlaklığı kalmış aklımda

ve o sabahlardan bir haz

bir de ipte yürüyen cambaz

hala… benim için inanılmaz.

2004

Candı, Canandı, Heyecandı

 

Sevgiydi suyu, ekmeği

saygıydı özlediği

değerliydi dostlukları

kibardı, estetikti, mertti

güçlüydü sezgisi, hisleri

inanmadı mı

ulaşılmazdı dorukları

asla sevmemişti zorlamayı

ve asla hak etmiyordu

bedbahtlığı.

Sevdi mi

zaten açardı yedi verenleri

mantıklı ve gerçekçiydi

ama deli doluydu yüreği

mutlaka bir fırtınası vardı

ve mutlaka bir sessizliği

öncesi ve sonrasında…

Ruhunun derinliklerinde

çiçeklerle bezeli bahçesinde

gözlerini kapatıp salındığı

hayattan düşlerini süzdüğü

bir salıncağı da vardı bence

ellerini, gözlerini ve ruhunu

hak eden sıcacık bir yürek

hayal veya gerçek

mutlaka vardı dünyasında.

Şirin bir ev ve çok sevdiği

bir köşesi evinin içinde

mutlaka vardı.

Azaltan değil, çoğaltandı

candı, canandı, heyecandı

dünyayı yaşanır kılandı

anamdı, karımdı, kızımdı

hayattı, tabiattı, insandı

KADINDI…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çakır

 

Hele bir sorun

çakırı

anlatsın onu size

çıkmaz sokakları.

Önden, önden yürürdü

delikanlılığı

arkasına saklanırdı

korkaklığı.

İstavrit akşamlarında

yağmur yağardı o geçerken

sevinçten parlardı

arnavut kaldırımları.

Önce donuklaşırdı bakışları

buz tutardı yüreği

kadehinde

sonra başlardı gülmeye

aldıkca istimi

uydurduğu hikayelerle.

Herkes severdi çakırı

en çok da çıkmaz sokakları

elleri soğan kokardı

nefesi rakı.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çam Sakızı Çoban Armağanı

 

Çam sakızı

çoban armağanı

bu sabah

mutluluğun adı:

baba bir çam ağacı.

Bir kuş cıvıltısı

iki nefes havası

ellerime bulaşan

sakızı ve rayihası

kozalakları da cabası.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

Çıkar Çıkmaz

 

Kurulu diyorlar

herşey kuruluymuş

onun üzerine.

İnanmıyorum

anlayamıyorum daha doğrusu.

Beklersin tohum açar

beklersin çiçek çıkar

uyursun uyur dünya

uyanır alem sen uyanınca

gülersin, biri hatırlar gülmeyi

ağlarsın sevmek ister biri gözlerini.

Çıkar; herşey kuruluymuş onun üzerine

öyle diyorlar.

Çıkar, çıkar da ne çıkar?

Ben almayım bana çıkmaz.

2006

 

 

 

 

 

 

 

Çıkmaz Sokaklar

 

Bir başkadır bahar

çıkmaz sokaklarda

en güzel çiçekler açar

adı, yaşı bilinmedik

sahipsiz ağaçlarda

bir başkadır kokusu

çayın, ekmeğin ve umudun

erken doğan sabahlarda.

Aşinadır insanı insana

yük gelmez tevekkül

bir yanları ağlasa da

hazırdır kahkaha dudaklarda.

En güzel düşlere çıkar

en güzel sevdalar yaşanır

ve en güzel şiirler doğar

gökyüzüne açılan

çıkmaz sokaklarda.

2004

Çınlıyor Kulaklarım

 

Mevsimlerden yaz ötesi

bahar olmadığı kesin

günlerden bilmem ne ertesi

vakitlerden şu an

önemi yok hiç birinin

zamansızım.

 

Bir isyan gibi

süt liman denizler misali

bekleyişi

bekletilmişliğine…

Bir haykırış gibi

çıt çıkmaz geceler misali

suskunluğu

terkedilmişliğine…

Ona sor yalnızlığı

ne demek?

Rüzgarsızlığı ona…

İstemez yine de yapay elleri

susar durur, çıkmaz sesleri.

İşte ilk esintileri

geziniyor yüzümde

hazanın…

Çınlıyor kulaklarım

çın, çın, çın…

Ve başlıyor

alıp götüren melodisi

bir veda gibi

mevsimsiz mevsimler misali

rüzgarla dansı ve ezgisi

çaresizliğine

çıngırakların.

 

Önemi yok ne geçmiş

ne gelecek zamanların

zamansızım ya da şu anım

çınlıyor kulaklarım

çın, çın, çın…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çırılçıplak

 

Sokaklar, kaldırımlar ıslak

toprak ıslak, ağaçlar ıslak

içim dışım sırılsıklam

düşlerim ıslak, gözlerim ıslak

yine de dinmez

yağmur özlemi dudaklarımın

susuz ve üşüyor ruhum

sahipsiz bir kuş gibi

çırılçıplak…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk

 

Kırmızı pabuçlar aldım sana

biliyorum uymayacak ayaklarına

olsun, aldım işte, istedim, öylesine

bir çift top da kırmızı toka, saçlarına

dayanamadım ısırdım tekini

dişimin izi, başka bir şey değil yani

sonra oturup öyle düşledim seni

o kadar masum… ve güzeldin ki…

Ohhh unuttum ihtirası, uyuttum aşkı

ruhuma huzurdun, yüreğimde mutluluk

ne olur daha fazla büyümeyelim çocuk…

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Sen Gel

 

Gel çocuk gel

ağlasan da gel

buna bile değer

dünya güzel.

Yürü çocuk

oyna, koş çabuk

badem gözler

ağlamasın

boncuk, boncuk

doy çocuk doy

oy, oy, oy…

Gül çocuk.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Uzak Yok Artık Sana

 

Geldin mi çocuk?

Bak gördün mü?

uzak yok artık sana

yok çocuk.

Ağlamayı tadıp

gülmesini bildin

aferin çocuk.

Düştün yola

yürü

en kararlı adımlarınla

yolların hepsi

çıkacaktır sana.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Yakın da Yok

 

Yakında yok çocuk

yok yakın.

Önce

kendini kendinden sakın

sana en yakın avuçların

aklın ve vicdanın

karıştır, yoğur

senin bu hamur

hadi artık zamanıdır

iyi bir şeyler yapmanın.

Yapamasan bile önemli değil

yeter ki gayret et, niyetlen

eğer hak edersen

yarın sana çok yakın.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Yılma

 

Yılma çocuk ağlama

kızıyorum sana.

Görüyorsun işte

bir çuval dolusu

hayallerimi çaldılar

ve bir avuç gökyüzümü

benim.

Ben ağlıyor muyum?

Hala gülüyor gözlerim.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çok Bilmiş

 

Acıdır çoğu

mor salkımların gözyaşını

hissedememek

yaz bastırınca

kimsesiz koynunda

yalnız başına.

Acıdır

bir lokmayı bölüşememek

ağlayarak veya gülerek

ama tek yürek

ki üleşememektir adı

mutsuzluğun aslında.

Bilerek veya bilmeyerek

kaçırmak hayatı acıdır

her şeyi çok bildiğini düşünerek

tek başına.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çok mu Zor?

 

Ben, sen, o

biz, siz, onlar

öyle çoğuz ki

birer iyi dilek

birer renk tutsak

içimizden

biraz sevgi

gönülden

bir yudum tebessüm

biraz omuz versek

yürekten

ve bir damla hoş görsek

çok mu zor?

2003

 

 

 

 

 

Dağ Dağa Kavuşmaz

 

Bana benden öte

köy yok buralarda

bana senden başka

yar yok buralarda

kaybolmuşum sende

kalabalık duygularımda

ve tenha kuytularımda.

Bana benden öte

bir dağ var ileride

o dağ gibi bir dağda içimde

sevdalı bakar

kekik kokar ikisi de

o dağ senin

bu dağ benim

dağ dağa kavuşmaz

sana demiştim.

Gün gelir de

aşkı, sevdayı bırakıp

dağlarımızdan inersek kendimize

dağ dağa kavuşmaz ama

insan insana kavuşur belki de.

2003

 

Dalma Hali Uykularına Gözlerimin

 

I

Dalma hali şiir gözlerine gözlerimin…

Şu sessizliğe üç beş ses kalan lahzada

itiraflarımın tüm gizlerimi soyma hali.

Uzandığım dizlerinden geniş zamana

haykırışlarımın seni seviyorum hali…

İç çekme hali saçlarımda gezinişine ellerinin

masalım, misalim, sana uçma hali düşlerimin…

Şiirsi fısıltılarının okşayışlarında kalma

tebessümün dudaklarımda yayılma hali

sana aşkımın her hali bu hallerim…

Direnişi gözlerimin ve dilimin dolaşma hali

sayıklanma zamanı sana koşan sözcüklerimin…

Sende kaybolmaya müptela hallerimin

dalma hali uykularına gözlerimin…

II

Sese iki üç sessizlik kala

uyandığımda kokunla, yoktun.

Bir buse bırakmışsın avucuma

ve mahzunluğuma

kurmuşsun saatleri kim bilir

kaç yitik zamanlar sonrasına…

Donup kalma hali bu düşlerimin

ve dudağımdaki gülüşlerin.

Dayanılmaz yokluğunda kaybolma

dalma hali uykularına gözlerimin…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

Deniz Gibidir Aşk

 

Bir an gelir

hani öyle bir anki

yolun çoğunu kat ettiğin

korksan da

yıkılıp, yıkılıp kalksan da

yılsan da kimi

hani tükenmediğin.

Bir an gelir

yol biter

hani öyle bir anki

başlangıcıdır denizin

ve birden kıyısında

farkına varırsın kendinin

deniz gibidir sende aşk

sonsuz ve imkansız…

İkisini de bitiremezsin…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deniz Yok

 

Uçuk kaçık bir adamdı

fakat hayali bitmişti

kaçacaktı bu diyardan

bir gün bir yolunu bulsa ne yazık.

Üç beş tahtası kalmıştı zaten aklının

dedi, son çare bir kayık

fakat ne sarhoş olabiliyordu

ne de aşık

üstelik deniz de yoktu ki artık.

2007

Denizim

 

Ben denizin

kokusunu sevdim

dudağımdaki tuzunu

sahipsizliğini sevdim.

Uçsuz bucaksız

yapayalnızlığına

sahip oluşumu sevdim

aklımda.

Sokuluşunu şehre

ve koynunda

uyuyuşunu sevdim

usulca.

Ben denizin

dokunuşunu sevdim

çıplak ayaklı

sırlarıma

ve suskunluğunu

sevdim rüyalarımda.

Ben denizin

bende başlamayışını

ve bende bitmeyişini

sınırsızlığını sevdim

uzaklarda.

Ben denizin

bendeki sen hallerini

içimde çoğalışını sevdim

sonsuzluğa…

Ben seni sevdim…

Denizim bildim aslında… 2004

Denk Gelir Gelmez Uyak

 

Katsan da bana

huyundan suyundan

hoşlansam da çoğu

sarılışından

beni kendine benzetme

ben bana benzerim en çok

bırak dedi bırak

öyle sandığın gibi

bilmem uyak, durak

beni kendi halime bırak.

Anlamadım önce

gülmüşüm…

 

Sonra devam etti

sayma adımlarımı

hatta koyma adımı

kah koşarım

kah dururum

ya

bir çırpıda doğaçla

ya da beni yorma

bırak dedi bırak

denk gelir gelmez uyak

sen yine de

dizginlerimi bırak.

 

Döndüm baktım geriye

yine bir sürü kafiye

alışkanlık işte.

Önüme eğdim başımı

suç işlemişçesine

bakamadım

buğulu iri gözlerine

biliyorum dedim

denk gelir gelmez uyak

tabi ki biliyorum

asla hükmedilemeyeceğini

özgür bir şiire.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Depresyon

 

Devleşiyor gölgeler

küçülürken adam

suyu çekilen kabuğunda.

Daralıyor nefesi

can havliyle yaktığı

bir mumun ucunda.

Üşüşürken gölgeler

ısınmak için hala

titreyen ışığına

o ise

cılız bir alev hissiyatında

umarsız… bakışlarıyla.

Dünyayı yakabileceğinin

aymazlığında

an ve an eriyen

ve direnmek istemeyen

yok oluşa.

2004

 

 

 

 

 

 

Dilediğince

 

Sana gökyüzüyüm

en mavisinden

sana kalemim

en karasından

sür sürüştür

çek beni gözlerine

ya da yaz yakıştır dilediğine

dilediğince…

Sana mahpusum

bir o kadar hürüm sana

vur istersen

vur beni yüreğinde zincirlere

ya da uçur

en özgür düşlerine…

Sana bulutum

kuşum, hatta tüyüm sana

çoğum veya hiç yokum

dilediğince…

2004

 

 

 

 

 

Dinle…Gel…Dinse

 

Sessiz ve derin

şakır ve şavkırlar

kayar yol boyu

ipini koparmış

düşe yazar ışıklar…

 

Sırılsıklam

kayar diz boyu hasrete

yalpalar izleri

duramaz yerinde

yana yazar yıldızlar…

 

İmgelerin selinde duygu salım

dinle sesini yüreğimin yağmura

dinle…gel…dinse…

İnsin bulutlarından ruhum

ersin mevsime

yıldız toplayayım gözlerinden

söyleyeyim yağmura dinsin

geldinse.

2005

Diriltmek

 

Uyuyup uyandım hep duvarlar…

Bir ışık, bir gölge düşmez odama

kıpırdamaz bir ağaç ve bir kuş da

bir göz gökyüzü bulunmaz arayınca.

Bilmezmişim gibi rengini meraklanırım

perdelerde sımsıkı kapalı ya.

 

Geceler nerede başlıyordu?

Ve nerede kavuşuyordu güne?

Yaşadığım halde saniyesi saniyesine

karışıp gidiyor aklım sayıklamalarımın nöbetine

hastayım, takatim yok renkleri değiştirmeye.

 

Uyuyup uyanıyorum yine duvarlar…

Gün ışığından uzak düştüm doğmamışım gibi daha

bu yüzden belki de sancılanıyor bana bir kadın

rüyalarımda

titriyor dudakları, zorlanıyor münferit bir gayretle benidiriltmeye

ruhum ne kadar da aç hala şefkate ve bir kadın çok

başka bir şey

her şeyden başka bence.

Onu yaşıyorum, kendimi yaşıyorum, hissediyorum,

izliyorum hayretle

üşüyor içimiz, ellerimiz, boncuk, boncuk terler alınlarımızda

kabus da değil aslında fakat büzülmüşüm yatağımda

bu kez farklı geçen seferden, ağlamayacağım, eğer

başarırsa. 2005

 

 

 

 

Diyorum(Aklımdan Geçenler)

 

“İnsan olmak zor zanaat”

dedik durduk.

“Aslan olmak mı kolay?

Kolay var mı kardeşim?”

diyorum.

“Temel doğrular şaşmaz

her coğrafyada ve iklimde”

diyorum.

“Evet, ekmek bulamayana

sevgi göremeyene

itilene, kakılana zor

aldatılana veya öyle sanana

çok… zor hayat.

Ancak sağlıklı, inançlı

ve dürüstsen zor yok

kalk davran kardeşim

hayata dayat…”

diyorum.

“Zaten insan doğduk

zor olan sanırım

insan kalmak”

diyorum.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğası

 

Yerine koymak bir diğerini

gizlice ve suç işler gibi

yitirdiklerinin yerine koymak

bir şeyleri.

Bir sancı gibi saplanır apansız kimi

ilerledikçe zaman kaybetmek

ama hep kaybetmektir yaşamanın bedeli.

Tekrarı yok sanki sevinçlerin

bulamazsın o ilk hislerini

ne kadar yerine koysan da

hiç bir şey tutmaz birbirini.

2005

Doğrusu Çok Sevdik Biz Seni Hayat

 

Gözümün önünde her an

gönlümün görmeyi reddettiği

sütunlara manşet çirkinliklerin

inkar etmiyorum az okşamadı ruhumu meltemin.

Fakat sana sınırsız açtığım şu bağrıma

feryadı, figanı ve dahi her şeyi sen öğrettin.

Her kimin ve her neyin kılığına girdinse

şu zamana kadar hayat, şükürler olsun ki

aklımın ermediğine eyvallah demeyi öğretemedin.

 

Kocaman

ve yerinden kıpırdamaz

ruhsuz ve ağır

haykırışlarca sağır

bir o kadar kaçak

kaçamak ve kaypak

acımasız bir çığsın…

yok sayan çığlıkları

ve yok eden

çiğsin, sığsın sen hayat…

 

Mevsim bir başka mevsim

zaman yanlış bir zaman sanki

aslında, ne bileyim değildir belki de

biz biraz eskiyoruz herhalde

biraz da moralsiziz ya işte

ondandır susmamız, pusmamız

çabuk parlamamız bazen de.

 

Doğrusu çok sevdik biz seni hayat

fakat gördük, duyduk, anladık…

bildik, tattık ve hatta sattık

bir tatlı tebessüme, geçtik… biz senden.

Keşke masumu sefil etmesen.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğumuna

 

Bir gün

terk etse de hüzünlerimiz

biliyorum, seveceğiz yine de.

Fotoğraf karelerinden

derin, sebepsiz bir sitemle fakat sıcak

sıcacık gülümsemeyi seveceğiz birbirimize…

Terk edecek hüzünlerimiz bir gün sessizce

bırakarak seni bende, beni sende bu yüzlerimizle

bihaber bir akşamda, özleyeceğiz, çok özleyeceğiz

her fırsatta kaçmayı seveceğiz yine birbirimize…

Yüreklerimizin kırk katına işlemiş sevdalı hallerimiz

akıllarımızı çıkaracak bir gün uyku tutmayan bir

gecede

unutulmuşluğun yangısı düşmüşken içerlerimize

biliyorum, hala birbirimizi düşünüyor, düşlüyor

olacağız…

Bir gün hiç sabah olmayacak, zaman kalmayacak

belki de

baktığın yıldızlardan saçlarını okşadığım

kulaklarına aşkımı fısıldadığım bir gecenin ertesinde

terk edecek hepten hüzünlerimiz, terk edecek gizlice

yeniden doğacağız birbirimize…

2007

Dönüş

 

Kendimden de geçtim

senden de bu gece.

Soğuktu ve üşüdüm

anladım

yalnızlık bana mahsusdu

bu ikilemde.

Öyle üşüdüm ki

kar yağdı gözlerime, tenime

ne kadar tutunmak istesem

tutunamadım ellerine.

Bu gece mevsim döndü

aşk öldü sekteikalpten

mecburcuyum dönülmez

dönülmez artık bu gidişden.

Eve gitmek istiyorum

sıcaktır yatağım ısınmak önce

ve uyumak istiyorum

sarhoşluğumla

yalnızlığımla

yokluğunla

bir daha uyanmadan

uyumak sana ömrümce.

Delilik bu biliyorum

ama anla tükendim işte

feci tükendim bu gece

kendimden de geçtim

senden de. 2008

 

Durmak

 

Duruyorum öylece…

 

Bir ağaç

durdukça yol alan

mevsimler ötesine

göğü tutar gibi şükrediyor

öylece duruyor az ileride

sırlı ve nasırlı elleriyse…

Bir ağaç

henüz yaşanmamış

baharlar saklıyken içinde

öylece durabiliyor

ben neden durmayım

susuyoruz birlikte…

Derken bir kuş gelip

konuyor göz bebeklerime

bağrını gagalıyor ağacın

sonra çekip gidiyor

gülüşüyoruz epeyce.

Karardı yüreği, usandı gün bile

usanacağı yok ağacın

avuçlarında gökyüzü

durmak ona göre…

Ne kadar durabilir bir insan

artık gitmem lazım evime.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Duygu Adamları

 

güzellikler insanları çeker

farkında olmadan

bir tebessümü hisseder

uzaklarda biri

sevgi dolu bir kalbe

koşmak ister

duygu adamları

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düş Yorgunu

 

Aklım yetmiyor yüreğime.

Bir damla yaşsın dokunamadığım

bir avuç deniz uzaklarda

sığdıramadığım gözlerime.

Düşe yazmışım geldiğim yolları

ve rüzgarlara savurdum yönümü

gök nereye düşerdi, sen nereye?

Tutku: karanfil rayihalı bir hüzün

kırıntıları şu eski yeleğimin cebinde

çok gerilerine düştüm zamanın

çok… gerilerine yine.

Bir düş uçurabilseydim sana şimdi

masum ve yürekli bir düş, keşke.

2005

Düşler Şehri

 

Beynim

bastırmaya çalışırken

içten içe ateşler

bir isyanı yüreğim

gözlerim gözlerini ister

dudaklarım dudaklarını

zor tutarım ayaklarımı

dilim haykırmak ister adını

dokunmayı sorar ellerim

bilmiyorum dedikçe

artar baskı, çoğalır saldırı

ayaklanır tüm hücrelerim

şaşar aklım, fikrim

bu bir kaos, başkaldırı.

Yürünür sevdamın başkentine

karadır gözleri, kuşatırlar şehri

daralttıkça daraltırlar çemberi

nefes nefese sürdürürler takibi

ya sen illaki

ya da bulacaklar faili.

Fakat gel gör ki

yoktur bu diyarın ne sahibi

ne de tek bir sakini

sadece aklım seçer

güneşin yedi rengindeki

ve o yedi rengin

her türlü olabilirliğindeki

ışık hünerlerini

ama ifade edemez aklım

izahı yok ki.

Çaresiz terk ederler

düşler şehrini.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düşlerim Düşlerini

 

Şimdi

inceden başlar kar

mevsimler ötesinde…

Ezeli melodisinde

sevişircesine rüzgarla

uçuşur öksüz düşlerim

ıslak hüzünlerin

beyaz iklimlerinde…

 

Depreşir aşk

başlar tipisi delice

üşüyen yüreklerimizin

diz boyu hasrete.

Ve başlar buz dansı

kavilli ruhlarımızın

kavuşma ateşiyle…

Düşlerim düşlerini

mevsimler ötesinde.

2004

 

 

 

 

 

 

Düştü, Kuştu, Uçtu De

 

Sana kuruttuğum

güller ölümsüzler

seni sordular bana

dedim uzaklarda

dediler zorlama

güldüm…

güldüler…

Gülüm

gül geç sende

bize göre değilmiş

dağıldık gerçeklerde

vuslattan geçtik

ömür bitecek hasretle

saçının teline.

Elveda gülüm

elveda bu nedenle

düştü, kuştu, uçtu de

sadece gülümse

aklına geldiğimde.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düşüm Tadı

 

Doyulmaz bir mevsimdi

aklımı fikrime çalan

her mevsimde düşüm tadı.

Tarifsiz bir ruhi figandı

beni cismimden ayıran

kalpten sana göçün hazzı.

Ve gözlerinden bakardım

ve dudağından içerdim aşkı

ve, ve, ve…

Ve fakat o aşk ki

şimdi hazin bir şarkı.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düşümdeki Gibi…

 

Hala adıma titrer mi yüreğin?

Bir kez daha görmek için beni arzulanır mı

son deminde uykulara dalmadan gözlerin?

Hadi o zaman örtün eski zaman tülünü hemen gel.

Ya da düşür omuzlarından çaresizliği anasını satayım

takın saçlarına gülünü sadece, işte tam da böyle gel.

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E Daha Ne?

 

Bir garip zaman sığdı heybemize

delişmen ve her mevsimden dem

çiçekler kuruttuk alacalı ikimize

mayalandı şiirler durdu nağmeye

yıllandı ıtır harmanlandı içinde.

İki yıldız tanıktı s/im/gelendi gize

bir dağ, bir deniz, bir de aşk düştü

gökten hissemize.

 

E daha ne?

2005

El ve dağ

 

Hiç bu kadar dikkatini çekmemişti

avucunun içindeki çizgiler

bir sürü izler, gizler, gizler…

Uzunca bakakaldı onun muydu bu eller?

Dudaklarının kıvrımındaki ürperişi hissetti

kendine yabancılaşmayı ilk kez bu kadar yakından

sezdi

bu ellerle mi sevmişti dağ gibi hayatın her zerresini?

Tebessümlerini düşündü, yüreğinin heyecanlarını,

ağladığı anları

ne varsa acıtan, okşayan hepsi, ama hepsi aklındaydı

fakat bu eller, ya bu eller, ne kadar da el gibiydiler…

Dokunmuştu oysa kaç kez işte ve hiç incitmek

istememişti bile bile.

 

“Yitmek ya da yaşamak, başlangıç veya terk hepsi

her an ve birbirine denk

gelmekle, gitmekle alakası yok, ruhun kadar senden,yalın ve hürdür sevmek…”

 

Hiç mi vakti olmamıştı avuçlarına bakmaya, neyin

nesiydi bu karmaşa.

“Ne kadar alakalı, ne kadar alakasız, ne kadar yakın

ve ne denli uzak

sadece bize bağlıdır, sadece bize, dilediğin gibi

yaşamak”, el ve dağ…

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elde Var Aşk

 

Varsan

elde var insan

hissediyorsan

elde var aşk.

Sev dedi gönlümüz

bu yakışır insana

biz de sevdik

sınırsızca…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elde Var Hüzün

 

Gülleri açılır gönül bahçemin

suya hasret ikliminde ruhumun

adeti veçhile beni ben bilirler

seni sen…

Bu hazanda sana soyunur mevsim

aşk ile içimin hüzünlerinden

lakin utanır ışığından günün

karası gözlerimin

elde yok aşk

utanırım asırlık sensizliğimden.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Erguvani

 

Sensiz geceler boyu

yürüdüğüm şu yollarda

her renkten dem vurur bahar ruhuma.

Sen yakarken gecenin hüzünlerini avucuna

bir tebessüm kadar manidar ama acıtmayan

pembe bir yalnızlıktır giyindiğim yokluğunda.

Bastırırım feveran kırmızısını içimde aşkın

şahidi yok ki suskuya yazdığım beyaz satırların.

Bir yıldız illaki kırılır kayarken düşlerimizden

duvağı olsun diye saçlarının simleri

ve sonsuz heceyi diriltir yüreğin toplayıp güneşi.

Sabahlarıma gelirsin narin çiçeğim bahar gibi

her renkten dem vurur ruhuma gözlerin hani

en bildiğim yanakların, bende erguvani.

2005

 

 

Esaretin Kelebek Dokunuşları Özgürlüğe

 

Ne kadar hayal mahsulüyüm

ve ne kadar gerçekmişsin

üstünde duracağın

ayakların da varmış meğer senin.

Benimse kanatlarım yüreğim

uçarım en fazla içimden kendime

fazla eziyetim olmaz

sığarım en fazla bir güne ve geceye.

 

Ne kadar kederliyim

ve ne kadar şensin

ne de güzel gülermişsin

dudakların da varmış meğer senin.

Benimse pırıltılı düşlerim

düşerim en fazla içimden kendime

bir kavram kargaşasıydı

ikizi çıktı özgürlük esaretin

bu celsede.

 

Delirmek işten değil çok sevince

baktıkça küçülüyor sanki gökyüzü

özledikçe büyüyor kavgam dilimde

bir savaş ki sensizlik kıyasıya içimde

her seferinde sen kalıyorsun elimde

ben delirdiğimle.

2008

 

 

 

 

 

 

 

Eskici

 

Eskiler alırım

buğusunu gözlerinden

özlemini, düşlerini

gizlerini alırım

ve sızısını aşkın

yüreğinden.

Gönülden veririm

eskiler alırım eskiler…

bende hiç eskimeyen…

Az yıldız tozu karışır nefesime

son ışıklarını toplarken şehrin

biraz hüzün sarısı ellerimde.

“İlerleyelim beylerrr…”

arkamdan iter hayat o muzip sesiyle

yepyeni sabahların seherinde.

Katlar koyarken eskilerimi yine yerine

güler gün yüzüme…, bende.

2005

Ey Güzel İnsanım

 

Hep aynı güneşe doğduk

güneş mi bilirdik toyduk

masum değildi yedi renk

kimine karası bulaştı

kimine sarısı geldi denk

tabi ki en kolayıydı olanlara

kader deyivermek.

 

Masum değildi dünya

kayıyordu gökler

denizler kayıyordu

akşamdan sabaha

dört elle sarıldık toprağa

adaleti bulmaya.

 

Gel gör ki

masum değildik bizler de

çok uyanıklar çıktı içimizde

dur diyemezken beyin göçlerine

görmezden gelirken kalan cevherleri de

beyden bey ettik o uyanıkları

selama durduk hatta önlerinde.

İlmi, fenni bir kenara attık

arsızlıklar, hırsızlıklar

inşa edilirken, sorarım, biz ne yaptık?

Çaresiz, baktık, baktık, baktık…

Yakılandık, yıkılandık, yok olandık

bitmedi, bitmiyor çileleri

çaresiz insanım, çaresiziz…

Yazık, yazık, yazık…

 

Ey güzel insanım, bilmeyen mi var?

cennet şu bizim memleketimiz

her şeye yeter gücümüz, kuvvetimiz

kabul etmiyorum, bizler asla çaresiz değiliz

kimsenin elinde oyuncak olmamalı kaderimiz

haydi, bir yerlerden başlayalım

mesela önce kafalarımızı toparlayalım

sonra içimizdeki adili bulalım.

Aşalım kendimizi daha aşalım…

Daha, daha, daha bilinçli birer birey olalım

kolaycılara değil emeğe saygı duyalım

mutluluğu parada değil, manada arayalım

alnımızın teriyle ekmeğimizi taştan çıkaralım

ne bileyim bir iş kuralım, bir çivi çakalım

ağaç dikelim, kitap okuyalım, biz yazalım

iyiye ve güzele daha, daha, daha yaklaşalım

kendimize daha, daha, daha çok inanalım

çalışalım, çalışalım, çalışalım…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Farkı

 

yok sanırız

ne bir kederi

ne de öfkesi

farkı

farkettirmezliği

beklentisizliği

sitemsizliği belki

yok sayarız ya

hani böylelerini

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fısılda

 

Sabah sensiz, gece sensiz

gelir geçer mevsimler

uçar için, uçar gençliğin…

Güneş açsa güldün sanırım

yağmur yağsa, ya ağlıyorsa?

Her şarkı seni söyler bana.

Çıkıp gelecekmişim gibi hani

nasıldı resmin

beni düşünürken aynalarda?

Bir ezgisi mutlaka olmalı sende

sensizliğimin

hadi bana fısılda…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fikrime

 

Gecenin gardiyan zamanları

örüyorlar hızla

hücremin taşlarını

şahiti sen

hakimi sensin

bir boşluk aramamın

manası yok

maddelerinde gecenin.

Artık

aldığım nefesin derinliği

bakışım, duruşum

hatta ölüşüm bile

delil aleyhime

ne duruyorsun

taksana kelepçeyi

fikrime.

Bir suçlu lazım zaten

bu kara gecelere.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Film Olmuşum

 

Bazen

yok dürüst olayım

yani çoğu zaman

bir yerlerde, bir şeyleri

kaçırıyorum ben.

Hani bir film izliyorum da

ya başını, ya ortasını, ya sonunu

ya da çoğunu.

Neden böyleyim ya ben

biliyorum aslında galiba

bende değil, hep sendeyim

aklımda dizi, dizi dizeler

gerçekten çok hayaldeyim.

Hani bir film olmuşum da

bilemem neresindeyim

vah, vah iyi adamdım ya aslında.

2003

Gaip’e Notlar I (Bildiğin Gibi)

 

Sessizce düşünüyor

bakıyorum aleme

dalıyorum bazen

kendi halimde

öylesine sessizce…

İddialaşmıyorum artık

eskisi kadar ne hayatla

ne de kendimle

minik ayrıntılarda

kaybolmuyorum pek

bak bu iyi diyorum

kendi kendime.

Çıkmazlarım da oluyor

sarıyorum sağ olasıca şiire

rahatlıyorum kendimce

yeni dünyalara açılan

bir hava deliği gibi

nefes alıyorum işte.

Hak veriyorum herkese

olamaz demiyorum artık

insan olanın başına gelene

hani sıkı bir şamar inmez de

refleks olarak bir tepki

büyümezse içimde

hep oluruna yürüyorum

ve hazırım her şeyi

olduğu gibi kabule

çoğu öfkesizim, tepkisizim

ne yapayım bu benim

bildiğin gibi

elimde değil işte.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gaip’e Notlar II (Yaşlanıyor muyum Ne?)

 

bayılıyorum artık

eskiden güldüğüm filmlere

rastlamayım çaresiz birine

hele, hele mutsuz bir çocuk

ilişmesin gözüme

dayanamıyorum, bu yüzden

abone oldum bihaberlere

hiç bakamıyorum gazetelere

çok da kolay ağlıyorum artık

eskisine göre

yaşlanıyor muyum ne?

2004

 

 

 

 

 

 

 

Gaip’e Notlar III (Bahar Geldi)

 

 

Her neyse

bahar geldi seversin Mayıs’ı

sıcacık papatya bakışlarını

görmeliydin şu açan leylakları.

Özlüyor insan değil mi?

Kapatıp ışıkları kimi

dalıyorum düşüncelere

uçacak, kaçacak, çalınacak diye

aklım çıkıyor

sıkı, sıkı yumuyorum gözlerimi

bende kalan gizli saklı sevinçlere.

Değişen bir şey yok aslında

her şey bildiğin gibi işte, bende…

Fakat doğrusunu istersen

bazen korkuyorum yitmekten de

çok mu uzak orası memlekete?

2004

 

 

 

 

 

 

Gaip’e Notlar IV (Çok Kar Yağdı Buralara)

 

 

Herkes ne kadar çok şey biliyor

bir bilsen…

Herkes ne kadar çok konuşuyor

bir dinlesen…

Herkes ne güzel anlaşıyor!

Bir görsen…

Keşke ben de yapabilsem

çoğu susuyorum işte bu yüzden.

Sen…, sen, ah sen

ne zaman kar yağsa

düşersin saçlarıma, aklıma

döner yürürüm usul usul anılara…

Yazarım demiştim çocukluğum, güzelliğim

yazarım demiştim ama

ne zaman yazacak olsam

bir damla yaş düşüyor gözlerimden

bir de dua dudağımdan hatırana

yana yazıyorum sana kış ortasında.

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçiyor

 

Geçiyor

bırakıp şarkıları

mevsimi, denizleri

ve aşkları

ne varsa bırakıp

sözüm ona bize

geçiyor…

Nazı bize geçiyor.

Bekle diyor gelmiyor

geldim diyor durmuyor

dalgasını geçiyor…

Çekip sürmeyi gözümüzden

alıp gidiyor bizi bizden

geçiyor, geçiyor zaman

mütemadiyen…

2005

Geçmeyen Bir Mevsimmiş Aşk

 

Geçmeyen bir mevsimmiş aşk

yitimsiz ve direnen zamana…

Gözlerim takılı gökyüzüne

bakardım saatlerce sana

küçülürdü sonsuzluk

sen çoğalırken içimde

şuramda.

 

Kimi şarkı, türküydüm

benden bir ben taşardı sana

kimi hazin bir öyküydüm

benden bir ben düşerdi bana

gökyüzü hep orada dururdu

sense şuramda.

 

Gelip geçiyor mevsimler

yangınım da oluyor

üşüdüğüm de gecelerce

şiir, şiir kaçıyorum sana

ağlasam da, gülsem de.

Yüreğimden yüreğin taşıyor

geçmeyen bir mevsimmiş aşk

direnen zamana ve yaşayan

tam şuramda.

 

Bakamıyorum artık

gökyüzü yasak bana

hala orada duruyor mu acaba?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gel

 

Sırt verdim

arka oldum

arkam yok benim.

Yan durdum

yanın oldum

yanım yok benim.

Can bildim

canım oldun

gittin gideli

yarım yok benim.

Sen şiirsin

sen bilirsin

bu yüzden sana

gel bile diyemedim.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gel Ya da Gelme

 

Başkasın sen

yokluğunla bile

aşkasın

aşkısın sen.

Gel ya da gelme

aşka beş kalansın

ya da

aşkı beş geçe

farkeden ne?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gelincik

 

Eski bir kitabın sayfaları arasında unutacaksın

aklına gelmeyecek bir daha dönüp bakmak

aşkı uyutacaksın…

Büyüyecek çocuklar da, uçup gidecek zaman yine

bir gün beni çok arayacaksın…

2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geliyorum Sana

 

Bekle sevgili geliyorum

söndür ışıkları

yak mumları

kur sofrayı

çorba da yap bana

yorgunum, geliyorum.

Saçlarını aç, düşsün omuzlarına

makyajını sil

üstüne rahat bir şeyler giy

perdeleri de kapat

bekle sevgili, geliyorum sana.

2003

 

 

 

 

 

Gençliğim

 

Gecenin bir vakti

yalnızlığıma sarıp kendimi

dalıp gitmişken uzaklara

çalınır kapım usulca

terütaze gençliğim çıka gelir

haza beyefendi, sıkar elimi kibarca

göreceğim gelmiş, çok da özlemişim

oturur dertleşiriz başbaşa

hazır bulmuşken dökerim içimi ona

o da yavaş yavaş açılır bana

anlatdıkça anlatırız şurdan, burdan

bir kaç dost ve hatıralardan

en çok da benden ve ondan

ve tabi ki bir de çocukluğumuzdan

zaten kimimiz kaldıki evveliyattan

zamanı unutup ayrılamazken

ve birbirimize doyamazken

gün ağarmaya yüz tutar

sarılır, öylece kalakalırız bir süre…

sonra usulca gider geldiği yerlere…

2003

 

 

 

 

 

Gidelim Gönlüm

 

Uçtu gönlüm

uçtu da göçtü gönlüm

bu diyardan geçti

düştü gönlüm.

Ha dayan, ha gayret

kaç da kurtar canını

gülünü, sümbülünü

bu diyarda yanlış var.

Ezelden bilirsin de

adını koyamadıydın

hadi kıpırda vaktin dar.

Ha gayret gönlüm

ey şiir yüreklim

ey, ey, ey…

Neleri yutturdular bize

yutmaya pek hazırmışız biz de

hay bize, hey bize…

hey, hey, hey…

Eller el kalsın, beyler bey

biz çekip gidelim

gidelim gönlüm.

2004

 

 

 

 

 

 

Gölgem

 

Şu sükunetimin tülünü

çekiverse biri hani

sanki dağlar düşecek

denizler dökülecek.

Sen böyle değildin

ne zor bir adam oldun

diye söyleniyordum

tam kendi kendime

baktım sokakta üç köpek

hepsi birbirinden ürkek.

İrkilmişim gayrı ihtiyari

sataşıp, karıştılar karanlıkta

gözlerini seçemediğim

teferruatsız gölgeme.

Öyle korkusuz

ve öyle devasaydı ki

gölgemse

imrendim ona

çoktan kolaylamıştı geceyi

nasıl becerdiyse.

2005

Gönülle Hasbıhaller

 

Serde yiğitlik var dedi

benzemez hiç bir şeye.

 

Sen söyle gönlüm, sen dinle

verme sırrın eller diline

ağlarsan da, içine, içine…

Benzemezsin hiç bir mevsime

biraz delilik de var sen de

sen çal gönlüm, sen oyna

vurma içyüzün hal bilmezlere

gülersen de içine, içine…

 

Serde yiğitlik var dedi

benzemez hiç bir şeye.

 

Tüketme kendini gönlüm

ermez aklın dünya hallerine

senin suçun değil ki

karıştıysa izler birbirine

bu devran böyle gelmiş, gider

çakılın, kumun üstünden

daha çok dereler geçer

amma, dertlenme gönlüm

adam adamı seçer

illaki süreç billura meyleder.

 

Serde yiğitlik olsun

benzemesin de zaten hiç bir şeye

varsa sana, senden birileri

hisseden hani ve okuyan içini

sen tut sözümü, dinle beni

koş birbirinden güzel gönüllere

koyuvermek yok kendini

düşme içine, içine…

 

Ferahlan benim güzel gönlüm

feda olsun sana ömrüm.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözleri Yoktu Gecenin

 

Uzanmıştım

havalandı perde

pınar kokulu bir serinlik

hissettim yüzümde

sonra rüzgarın önünde

su rengi şeffaf bir hare

geldiğini anlamıştım

koşup ışıkları söndürünce

odama doluverdi gece

fakat hüzünlüydü

hani versem içecek şişelerce

bak dedim, açtım perdeleri

bak da gör koskoca şehri

sana yanıp sönen ışıkları

koynunda büyüyen umutları

bak da gör dedim

sende hayat bulan yıldızları

bir kadeh kaldırdım şerefine

sonra bir mum yaktım geceye

ve yaşama sevincime

fark edemedi mumun alevini

anladım, yandım o anda

ağladı gözlerimden o da usulca

manasını bilmiyordu ışığın, rengin

çünkü gözleri yoktu gecenin.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerin

 

Hükümsüzdür karanlık benim için

bir damlacık alev

bebek kadar masum şimdi.

Bilmeden manasını yokluğunun

titrer dudakları mumun

emer memesini katran gecenin.

Ne yapar bensiz gözlerin?

Bir duru yaştır bende ifadesi

ağlar sensizliğime

yiter anlamı usumda

tüm denizlerin.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerinde Ben Olan Kadın

 

Görmesem inanmazdım

kendimi sende

bakışında kaldım

gözlerinde ben olan kadın.

Olura unutursak gün gelir de

aşktı bende adın

ve nerede başladığımı bilemediğim

nerede biteceğimi hiç kestiremeyeceğim

beni aşan bir derinliktim gözlerinde…

 

Aşka inanma gel de.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözüme Görünme

 

Öyle aydınlık ki gece

şans tanımaz faili meçhule

ey karanlık

hangi deliğe girdinse

orada kal

ve bir daha gözüme görünme.

2004

Gri

 

Akla karayı seçmişim bilmeden

ortada griyi bulmak benim vazifem

soluksuzum çoğu, renksizim kimi

bu yüzden.

Geliyorsan doludizgin düşten, şiirden

hele bir de kalmışsan geceden, senden

griyi yakalamak kolay değildir

bir düşün istersen.

Kendimi, dünyayı çok sevmiştim oysa

daha seni bile görmeden.

Ben şansıymışım birilerinin

peki bu benim şanssızlığım mı?

Çıkaramadım birden

enmutlu koymalıydı adımı annem.

Adamın bilgesi dedi ki bir gün bana

“seni bıraksam yılanların mağarasına

bir zaman sonra dönüp varsam yanına

dost olmuş bulurum seni onlarla”

iyimi, kötümü şimdi bakar mısın şu lafa.

Adamın bilgesi kimdir?

Beni neden gül bahçesine bırakmaz?

Neden ben yılan, çıyanla dost olurum?

Ya dost olamaz da post olursam?

Sen olsan gelmez mi bir sürü soru aklına?

Neyse boş ver…

Çok sev beni demek geliyor içimden

baharı, kışın yağan ilk karı

beklediğin, sevdiğin gibi hani

inandığın kadar mesela bana

anlatabildiğim kadar seni sana

çok sev demek geliyor içimden

…ama diyemem.

Ansızın aklına geldiğim kadar sev en iyisi

fazlasını istemem.

2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gül Kokulu Sabahlarda Bir Çift Menekşe

 

Hercai akşamlarda

sevdim seni

janjanlı mavi gecelerde

değdi gözlerim gözlerine

ela karıştı kahverengime

güller örtünür, uyur uyanır

gülerdik birbirimize

gül kurusu şafakların

imbiğinden süzülür

inerdik yeryüzüne.

Gül kokulu sabahlarda

bir çift menekşe açardı

gözlerinde

buğulu, mahmur

biraz çekingen

ziyadesiyle sevecen

ne güzel bakardın

bana sen.

2004

 

Gülüm

 

Birkaç gün önce

bakkala uğradım

hastamız var kapalıyız

yazmış camına.

Bu sabah yine

sigara alacaktım

kapalıyız diyor

cenaze nedeniyle

nasıl olur gencecikti

gülüşü gözümün önünde

ölüm diye bir şey var

herhalde.

Canım çok sıkıldı

moralsiz gittim işe

üç kabadayı gelmiş şirkete

falan da filan asarız, keseriz

üç beş kelam ettim

anlattım güzellikle

gönderdik selametle.

Derken öbürü, beriki

ha şöyle, ha böyle

onları da gönderdik

güle güle.

…bu yapılır mıydı bize be gülüm

böyle bir aşka yakıştı mı ölüm…

adama da yakışmadı hiç.

Akşam uğradım bakkala

başsağlığı dilemeye

nasıl olur, neden diye

kapalıyız diyor

cenaze nedeniyle

ölüm diye bir şey var

herhalde.

2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gülümse

 

Hüznü yazar buğulu camlara nefesin

kıskanır hüznü yağmur gözlerinden

tüm yitik zamanlara isyanıdır bu

yağmurun ve gözlerinin…

Oysa hiç yitik olur mu zaman?

Bilerek ve isteyerek yaşar insan.

Kayarsın veya kayarlar yaşamından…

Yarışır damlacıklar kayar pencerenden

karışır tekrar, tekrar kayar kırık dökük anılar

beyninden ve ellerinden…

Ve yüreğini tutarsın her seferinde

düşecekmiş gibi yüksek bir yerden…

 

Birisi veya birileri

sımsıkı tutun demiş de sanki

bir şeyi ya da bir şeyleri

öyle çok sıkmışız ki

hissizleştirene dek ellerimizi…

Uzak düşmek bu, avucumuzun içine…

 

Dudaklarımızdan dökülmeyip aklımızdan geçen

üç beş hece kırılır, melodisi karışır düşünceme

hissedilmemişliğim kadar hissederim seni yüreğimde

aç avuçlarını, hadi sen de gülümse…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

Gülünce Dudakların…

 

Omuzlarımızda aşk yükü güzün

dudaklarımızda tebessümü

gözlerimizde kardeş payı

iki damla yaşı gülün.

Çocuktum hayal meyal daha dün

seninle çabucak büyüdüm gülüm.

Neye yorayım bilmiyorum

bir yıldız kaydı gökyüzünden

bir dilek tuttum içimden

hiç… bırakmamacasına.

 

Neye yorayım bilmiyorum?

Işığını kazıyarak aklımıza

bir yıldız kaydı gözlerimizden

yoksa sen mi ellerimden?

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gülüşüm

 

Zamanı geldi artık

sessizce gidiyorum

uzaklara…

 

Yine doğacak güneşlerin sabahlarına

yeşerecek, çiçeklenecek dalların ağaçlarında

yağmur da düşecek, kar da yine saçlarına

şiirlerim senin olsun, gülüşüm senin

ve dünya ve sevdiğin neyim varsa…

 

Tek dudağının kıvrımını helal et bana

aklımda, alıp gidiyorum uzaklara…

2010

 

 

 

 

 

 

Güz

 

Güz

her bu safhasında ömrümüzün

aynı cüz.

Veda, kahrolası veda

bir yere gideceğimiz de yok aslında.

Güz

iki ters bir düz

eşittir koca bir sevda

ve daha, daha…

 

Bak ilk kar düşecek yakında

yolda kalacağız, öpüşeceğiz

yürüyeceğiz belki biraz daha

merak edeceğiz birbirimizi

sorgulayacağız kaderimizi

ve daha, daha…

 

Git veya

kalmasın bahara

gündem paranoya.

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güzel

 

Uçarken güzel kuşlar

balıklar yüzerken

koşup, oynarken çocuklar

durduğu yerde ağaçlar

dönerken dünya

insan severken güzel

senin gülüşün ne güzel.

Her şey meşrebinde

zemininde, zamanında güzel

gerisi hariçten gazel

ne olur kırmadan yaşasak güzel güzel.

2006

Güzel Bir Gün

 

Öğleyin

 

Ne güzel bir gün

aydınlık ve umut dolu.

Işık içinde karşımdaki çınar

kuru dallarında güneş eğleşiyor

bunca zaman sonra ilk kez

yüzüyor kuşlar mavisinde

gökyüzü gökyüzüne benziyor.

– Sen de kafanı kaldırıp

biraz baksana dışarıya

– sen bak, sonra anlatırsın bana

benim derdim şu dosyalarla

– ben mi yanlış duydum?

bir kıpırtımı oldu içimde?

hissettin mi sen de?

– ya git kardeşim işine

– bahar ne demekti?

tebessüm ne demek?

– onu bilmem de

işim olmasa hani

sana şu yumruğum gerek

– yok, yok şimdi bana bir ayna gerek

gözlerim ne renkti?

bakışım ne renk?

dağınık mı saçlarım?

yerli yerinde duruyor mu

dudaklarım?

imge ne demekti?

buse ne renk?

– anladım niyetin beni delirtmek

– evet, evet hayır yani sen çalış

benim hemen bir ayna bulmam gerek.

 

Akşam

 

– ne güzel bir gündü

– yok o dündü

– hayır bugündü

– dündü

– bugündü

– dündü

– bugündü

-…

– neyse canım hadi sen çalış

bir gündü işte

ama güzel bir gündü.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güzel Günlere

 

Bir duygu

kaç yürekte

kaç dilde

bir çok nesilde

bugün bu halde

şikayeti bırak Hıdır

kendinle çelişme.

Yolu bulur su

inleme, gül

öfke, kin yakışmıyor

ne güzel oluyorsun

bak aynadaki resmine

ne güzel oluyorsun

bak yüzün gülünce.

Sen mi anlatacaksın

ben mi söyleyeceğim

bir duygu, bir olgu

birikim, oluşum ve netice

eğip, bükme, kırıp, dökme

yaşa be kardeşim efendice

sevdin ve inandın ise

yaşa sadece.

Güzellikten anlar herkes

ve bir gün güzel bir şey ekler

mutlaka ekler yeri gelince.

2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haklısın

 

sevdaların koyu kırmızı

rüzgarların neden bu denli sert

öfken neden bu kadar öfkeli

yanlışa mı bu tahammülsüzlüğün

yoksa doğruluğun mu taşıyamadığın

aslında biliyor musun, haklısın be

hasta olmamak elde değil

işte bu yüzden ben aptallığa vurdum

2003

Halkalar

 

Mesafeler kısıtlı, sözcükler sınırlı

iç içe çoğaltan kendisi insanın yanılsamalarını

bazen bir taş kadar olamıyoruz suya düşen

çoğaltan, çoğaltan, çoğaldıkça çoğaltan halkalarını…

İçsellik ah, uçsuz bucaksız ama daracık bazen

hayata dair ve sıradan bir çember kimi

ki hep ezber, gelmeleri ve gitmeleri

senin için diyorum, senin için kırmalı zincirleri.

 

Hayretlerim kendime, alkışlarım kendime bugün

sen bir şövalyesin dediler, bu da bir oyun

alelacele itildim sahneye… hay ben böyle rolün

üstelik iki numara büyük geldi gömleği dublörün

ben şaşkın, adam çıplak ve tabi alkışlar: şak, şak,

şak…

Böyle mi yaşanır tutkular, kınında paslanmış

suskumla?

Nagalip yüreğim, kazanmak istemem ki,

hırpalanmışım

küçük, büyük savaşlarda…hayatın içinde hep bir

savaş var

hiç anlayamayacağım, benim gönlüm hep

uzlaşmaktan yana oldu

çemberimin içi halkalarla doldu anlayacağın.

Bir çember ki hep ezber, gelmeleri, gitmeleri

ya hayaller?

Onu da ya dizeden aşıracaksın ya da geceden

ah… hayaller, imgeleri insanın, erişilmez düşleri

senin için diyorum, senin için kırmalı zincirleri.

 

Ne kadar çok büyütmüşüm/küçültmüşüm gözümde

kendimi

hayretlerim kendime bugün, hayranlığım evrakı

metrukelerine

bırakmak var çamurunu ruhumun, bırakmak ellerine.

 

 

Dokunabilir miyim düşlerinize?

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayal ve Gerçek

 

Sana bakarken

bir kadın canlandı hayalimden

dimdik ve mağrurdu başı

bakışı sert, çatıktı bir kaşı

sımsıkı toplanmış sonra örülmüş

ama çok uzun değildi saçları.

Sana bakarken ilk kez görüyor gibi

bir kadın canlandı iri gözlerinden

bana bakışındaki hüzünden

senin hayalini kurdum ben sana bakarken

çok güzeldin, güzelsin gerçekten.

Ne kadar çok bana aittin ve ben sana

seni keşfetmek beni anlamak gibi

yeniden.

2009

 

 

 

 

 

 

Hayal ve Perest

 

Büyür

kalp çarpıntılarımın

dalga boyu

bir siren öncesi

sessizlikte…

Büyür

gözümün bebekleri

karanlığa yürür bakışlarım

bir projektör tarayışı

çaresizlikte…

Az sonra içeride

bir koşuşturmaca başlayacak

ve bir fısıltı yayılacak

kulaktan kulağa

mahkumlar arasında

“Hayal ve Perest firar etmiş”

diyecekler

oysa ben salıverdim

bilmeyecekler.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayali Bende Saklı

 

Bir hayalin var bende saklı

ne kadar güzel hiç bilemeyeceksin.

Bakışın var, bende farklı, bunu sen hiç

göremeyeceksin.

Gözlerimin içinde kaldı gözlerin, yüreğimde dokunuşu yüreğinin

sevince yatardık, düşler uçururduk birbirimize,

nerelerdesin?

Bir sevişin, bir sarışın vardı, kimler aldı, şimdi nerede ellerin?

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hazan

 

Erguvana hibe ettim

gözlerimden öptü diye

mor salkımdan aşırdığım aşkı

ve sana en güzel bakışımı…

Buğulanır şimdi gözlerim

morarır dudağımda bir şarkı

böyle vedasız ve apansız

ezer geçer ruhumu leylakların hazanı.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hazan Şarkıları

 

Oldu olanlar

geçti geçenler

takılı kaldı namesi aşka

telde sazın.

Hükmü kalmadı artık

sevda ile tutuşan yazın.

Uslan deli gönlüm

tüketme ömrümü uslan.

Hazin güftesi hazır

bestesi rüzgardan

sararan yaprakların.

Aşk ile karşıla mevsimi yine

söyle gönlüm söyle şevk ile

vakti zamanıdır

hazan şarkılarının.

2004

 

 

Hazır Bu Ateşle

 

Korkma

hadi gel

güneşin battığı yere

yangınına gidelim

bir çift körük yürekle

hepten yakalım denizleri

veya yanalım hepten

hazır… bu ateşle.

 

Ya da kork, gel yine

bir kayık

bir çift yürekli kürekle

geçelim bu denizden

her gün doğacak olsa da

geçelim tunçtan tepelerde

ardında yiten güneşten

hazır… bu ateşle.

 

Bu defa

bir dilek tutmayalım

bir düş de kurmayalım

sarılıp ağlayalım sadece

son kez ve özgürce

hazır bu ateşle.

2004

 

 

 

 

 

Hazin Bir Hikaye

 

Dan, dan, dan…

Dört nala koşuyorken

Tam 12’den, can evinden

Vuruldu zaman

Toz ve dumandan

İbaret kalıverdi

Tüm yaşanan…

Fazla hisli

Fazla yüklü

Fazla düşünceli

Fazla işli, güçlü…

Fazladan fazla biriydi

Fazla, fazla yaşıyorken

Ve aslında gitgide azalıyorken

Kopuverdi pamuk ipliği

İnceldiği yerden

Kim bilir hangi detayda

Takılı kalıverdi birden?

Son kez kurdu saatini

İmkansız zamanlara

Ve kayıtsız, ve dingin

Bıraktı kendini rüzgarlara…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

Hercümerç

 

Okyanusun ortasından

kalkıp da dünyayı yutan

dalga

koynuna düşen dalgıcı

yaşamın pamuk bulutlarına

kaldırıp atan dalga

şaştım da kaldım senin

adalet anlayışına!

Hiç mi acımadın canlara

o canım çocuklara

niyeydi, kimeydi bu öfken

ey anakara?

Anladık ‘hercümerç’

genlerinde var da

bundan böyle

ben nasıl ana diyebilirim sana?

2004

 

 

 

 

 

 

 

Hiç

 

Böyle durumlarda nedense

bir noktada hiçsin işte.

Hani çok yalnız hissedince

hep zamansız bir kar tozar ya içimde…

Çocukmuşuz önceleri

iyi niyetli ve hayalci

uzak mevsimler gibi

hem bahar yürekli

hem deli.

Geçiverir gözümün önünden

hep aynı film şeridi

ve eski tebessümlerim karışır

yeni hüzünlerime

soğur, üşür ellerim fikrimce…

Haykırıveririm filmin bir yerinde

yok canım hiç de bile

her şeye rağmen ne güzeldir

avuçlarını ısıtmak nefesinle.

2005

 

 

 

 

 

 

 

Hiç Değişmediler

 

Bebektiler

ağladılar önce

sonra güldüler

emekle, sebatla

kıpır, kıpır yürüdüler

ve görmeyi öğrendiler

göre, göre bitiremediler.

Bir gün

bakmayı keşfettiler

baktıkça hissettiler

hissettikçe

aşka geldiler

başka, başka gördüler

bazen bakakaldılar

bazen görmezden geldiler

ama hiç değişmediler

onlar gözümde hep

bebektiler.

2004

 

Hikaye

 

geçmiş bitmiş midir?

yaşananlar beyhude?

gerçek değiliz

hilafsız hikayeyiz o halde.

 

bakırdan gök, sarı biraz belki

yok yok turuncu ateşi ayrılığın

kahretsin ne fark eder ki.

kızıl bir sancı da denilebilir

yuvarlanıp karşı tepeden

düşer en uzak evlerin üstüne

yangını yüreklerimize.

tabi ya bu son gurup

bakakalırız durup.

 

sönerken hayallerimiz ufuk çizgisinde

birer ikişer çoğalır ışıkları şehrin

yıldızlar çoğalır gökyüzünde.

evet evet kızıl bir sancı

yittiğimi bilmek yüreğinde

ve turuncu ateşi ayrılığın

içime işler, kanına gecenin

silinmez saatlerce.

tabi ya bu son gurup

öylece… bakakaldığım durup.

 

tenimde tuzu dudaklarının

bir yanım güneşten kalma

çıplak ayaklarım ve sıcak

duvarlar kadar hissizim hala.

gözlerimizin pırıltıları gelir aklıma

çocuksu ve teri gibi denizin hani

sevişir ışıltıları bakışmalarımızın

ruhlarımız sevişir

uzak, çok uzak… bir koyda.

bizi böyle hatırla…

gecenin bir vaktiyim

sabahın dördü belki

kahretsin ne fark eder

hiç kıymeti yok ki.

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hikayemiz

 

Ben

sevgi ekerken

sen

sevgi biçiyordun

aynı toprağın işçileriydik

farklı mevsimlere

düştü hikayemiz

hani bir somun ekmekti

düşlerimiz?

Benim ellerim yeşil

senin ellerinde güze meyil

kırağı çaldı ikimizi de

zamansız tükendik biz.

2005

 

 

 

 

 

 

 

Irmaklar

 

Irmaklar bilmez akıbetini

alır götürür hayat

yazgısıdır takip etmek

alnının çizgisini.

Bu yüzden taşar ya

kimi kaçar ya yatağından

hani değiştirmeye çabalar

kaderini.

 

Sen… içinden

ırmağım geçen kadınım

sen… içimden

ırmaklarca akanım

sır kalalım ki

sonsuz olalım

biz seninle

denizlerde buluşalım.

2004

 

 

 

 

İkimizin Düşleri

 

Bildiğim her şeyi unutmak

ya da hiçbir şey bilmediğimi anlamak gibi

çok farklı birbirinden veya aynı her ikisi

bir sürü yol varmış yürünecek meğer

ve aynı yere çıkıyormuş hepsi.

Bir an geliyor, karışıyor ayak izleri

çok fark ediyor ya da hiç fark etmiyor

bir sürü insan ve yol hikayeleri…

Yanılmak gibi, yanılmak da değil usanmak belki

evet usanmak gibi doğrulamaktan kendimi

böyle bir mecburiyetim varmış gibi.

 

Bildiğim her şeyi unutmak

ya da bir seni hatırlamak istiyorum

gökle çayırın birleştiği yerdesin

alnımın yazısı, ufkumun çizgisi

heybemde biraz azık var ve ikimizin düşleri…

Eskiden kalma bir sevinç şu taze bahar

mavi ve yeşilin her tonunda sızar mevsim içime

ve içimden her yol sana çıkar

geliyorum bekle sevgili.

2005

 

 

İnanılmazsın Benim İçin Hala

 

Bir mucizeydi

sanki birlikteliğimiz

hep bir ağaca dayanmış

bekliyordu beni kaçışımıza

süslediği rüyalarımda.

Küçük dünyalar bulmaktı

özlemimiz, düşlerimiz…

Özgürlüğüydüm onun

fiziğe karşı koyan

ve özgürlüğümdü

beni benden uzaklaştıran

çocuktum oysa…

 

Ne de çok istemiştim

fakat bir bisikletim

hiç olmadı benim.

Şimdi karşımda duran

kimsenin yüzüne bakmadığı

şu iki tekerlekli güzelim

ben büyüdüm, küçüldü dünya

sen hep çocuksun oysa.

Seninle kaçmak vardı şimdi aslında

çocukluğuma

inanılmazsın benim için hala.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul

 

Sene 1969

Harem, sabah saat 9

deniz de bilmezdim, martı da görmemiştim ömrümde

çocuktum tanıştığımda şehrin ile

nereden bilebilirdim ki ip atlıyordun mahallende.

Çayla, beyaz bir simit tutuşturdular elime

işte İstanbul dediler

doyur karnını çocuk, çabuk ye.

Bir sürü arabayı, kamyonu, ne varsa yuttu vapur

yerinden fırladı çocuk gözlerim

masallarımdaki diyarlardan, rüyalarımdan

Ayşen ablamdan bile daha güzeldi

nasıl bir şehirdi bu İstanbul?

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İster misin?

 

Gidelim

götüreyim seni buralardan

küçük bir sahil kasabasında

küçük bir evimiz

güneşli bir bahçemiz

bahçemizde bir salkım söğüt

gözlerimizde biraz deniz

ve uzaktan geçen gemilerimiz

olsun…

 

İster misin?

2004

İyidir Evlat

 

Selamı sabahı biliyorsan

doğruyu eğriden ayırıp

sağlam basıp yürüyorsan

iyidir evlat.

 

Doğru birdir, yanlış çok

aklını dinç tut, bak karnın tok

kıymetini anlıyorsan

iyidir evlat.

 

Karışık adamın karışık işleri olur

barışık adamı doğası korur

haddini, hukukunu sorguluyorsan

iyidir evlat.

 

Hiç bilenle bilmeyen olur mu bir?

Okumayı, öğrenmeyi seviyorsan

saçmalıklara gülüp geçiyorsan

iyidir evlat iyidir…

 

Daima emek ister her zerre

emek demek iyi niyet ve gayret

çalışmalısın, gerisi ya nasip, ya kısmet

mazbut bir yaşamı özlüyorsan

iyidir iyi evlat…

 

Kolay olmadı bu zamanlara gelmek

çıplak ayak, yamalı pantolon ve gömlek

bu millet var ya bu millet; mucizevidir

ve karıncayı bile ezmez asla hiç unutma

böyle bir Vatan da bulunmaz dünyada

hissediyor ve anlıyorsan iyidir evlat.

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadın Yılma

 

Zamanın bir yerinden durdum bakıyorum

haykırış mı bu seninki, öfke mi hayata?

Kılıç ne?

Ya kılıcı hiç almayacaksın eline

ya da veryansın edeceksin taktıysan beline.

Bırak…

Güller topladım bak saçının her teline.

 

Sen

dizlerinde bitmez dermanı yüreğimin

dizelerinde savrulurum kimi doğrulurum yerimden

acıları büyütme koynunda kadın

büyütme ki küçülsün acı insana ettiğinden.

Değişsin bu yazgı artık, unutalım

unutalım ki uyutalım…

Sen baharı getir bana

sen umudunu savur yaz kanıma

ki kaynasın sevgi damarlarımda

kadın kokunla…

 

Sen

biliyorum çok ağladın yazgına

yedi yerinden vuruldun

her seferinde

sözüm ona adamlığa

kırkı tutmaz yerini bilirim

herkes bilir

yılma…

 

Bugün ne kadar da güzelsin

öfken bile bir başka yakışır dudağına

hadi, hadi baharı getir sen bana.

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadınım

 

uzaktı kendini seherlerine adadığın şehirlerin hep bana

dilinde ezgisi acı aşkın, alnının çizgisi yakındı yazgıma.

gecenin bir vakti kadınlığın sana soyunduğunda geldin

kırık dökük anılarınla, dudaklarımı bastım yaralarına.

acımadı hiç canım, bir öpücük düştü yüreğimden

alnına

duaydın ruhumda, bitmeyen umutlarınla yitmeyen

asla

yeniden hissettim sanki, sevdim her şeyi seni

anlayınca…

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kar

 

Gözlerinde sonbahar kokusu

Gözlerimde alabildiğince kar

Kederi hüzne, hüznü sevince

Geceyi heceye, heceyi dizeye

Seni bana kar…

Kim bilir?

İçinden belki bahar çıkar

2005

Karartma Geceleri

 

I

Ağlama gülüm

ağlama

yüzüne vurur harı

bilirim kendimden

yüreğin dağlanışını

dalın, yaprağın bile aymaz

okşadığım dikenlerin bilmez

sana kanadığımı.

Sırra kadem

bir denizsin içimde

bir olmazdan…

bir bilinmeze…

bir damla su

olmak isterdim oysa

gül teninde seninle.

 

II

Sen ağlama diye

kuruttum pınarlarını

gözlerimin

kabarışına yüreğimin

köpürüp, delirişine

iç denizimin

sen ağlama diye

kararttım ışıklarını

gecemin.

Uçsuz bucaksız

ıssız bozkırlarca

uzanır kimi

yalnızlığın iki kişilik

kavuşmaz coğrafyası

kavurucu çöl sıcakları

ya da buz kesen

ekstrem iklimlerce

işler iliklerine

yakınsanır aşk böyle kimi.

Sen ağlama diye

sakladım kanayan ellerimi.

Yükledikçe hasreti

hüzün işçileri

zincire vurdum

kasvet gemilerimi

sen ağlama

görme diye bu hallerimi

bekledikçe seherleri

geçmedi zaman

uzadıkça uzadı, bitmedi

ruhumun karartma geceleri…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kelebek

 

En karanlık sokağında şehrin

kaybetti izini dün gece

en karanlık köşe başında

ve en sessiz bir anda

bırakmadan yüreğini oracığa

düşündü, hayat bir gündü o da bugündü.

Son bir gayretle bakındı

meyletmek istedi gördüğü ilk ışığa

olmadı.

2005

 

Kendimden Biliyorum

 

Biliyorum canım

kendimden biliyorum.

Düşünüyorsun

bakıyorsun aleme

gördüğün gibi işte

herkes kendi aleminde.

Peşinden koşulanları

izliyorsun hayretle

ben masal mıyım acaba?

diyorsun kendi kendine

kaçıyorsun içine

ve içinde senden birine

özlüyorsun sessizce.

Çağlayanlar patlasa da

ruhunda kimi gecelerde

ama dışından bakınca

hep sessizce

ve diyorsun ki

değer, aşka değer

böyle iliklerinde hissedince.

 

Mevsimler dokunup

geçerken yüreğine

sende yer eden çizgileriyle

her mevsimsin sen

aşkın mutedil ikliminde

ve sevgi dolu bir bakışın

nefis döngüsünde…

 

Biliyorum canım

kendimden biliyorum

buğusunu gözlerinin

dudaklarımla siliyorum.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kendini Tamamlar İnsan

 

Bu gece

ne kadar masum olabilir?

Deniz sinmiş üzerime

fırlatıp ayakkabılarımı sabahında

yürümüşüm… kum, taş ve tuzdan

ayaklarım acımış… yürümüşüm

içimde bir yangı…

Dudaklarımda öfkesi, küfrü denizin

aklımda bir balık sürüsü yanılgı

peşim sıra martılar, tıka basa doydular.

Yürümüşüm… zaman, mekan, yalan

yürümüşüm… uzaklara

çok uzaklara aşktan

araya sora buldum kendimi

ne kadar da öteymişim buradan.

 

Bu gece benim kadar masum olabilir mi?

2006

Kırmızı Balık

 

Seneler önce

bir deniz mevsiminde

balığa heveslendim

bir keresinde

doğru kayalıklara

salladım oltayı suya

hemen yetişti

kırmızı bir balık ucuna

özenle çektim yukarıya

bilmem kimdi, kimlerdendi?

Ama güzel mi güzeldi

alıp attım geriye

attım ama

hep aynı balık

tekrar, tekrar geldi

belki beş kere

salıverdim her seferinde

ben balık, o balık

bakıştık alık, alık

dedim sığamadın mı

koca deryaya a balık

kimden kaçarsın

burası oradan kalabalık.

Dedi kısmetinim.

Düşündüm

pervasız iğneyi

ucundaki çaresiz yemi

bir de kendimi

fırlatıp denize oltayı

istemem dedim istemem

ben böyle kısmeti.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kırmızı ışıkta cama yüzünü yapıştıran küçük kız

 

Kırmızı ışıkta cama yüzünü yapıştıran küçük kız

kocamanmış burnun, dudakların da kocaman.

Minik ellerinin arasından bana bakıyorsun gülerek

sen baktıkça donuyor adamlığım kırmızı ışıkta

duruyor sanki zaman sen baktıkça öyle öfkesiz

eriyor adamlığım gitgide eriyor oracıkta…

Derken kornalar çalıyor arkamda, kızıyor insanlar

hızla basıyorum gaza, kara gözlerin çakılıyor aklıma

cama çıkmış yüzünün izi, benim içim dışıma.

Nihayet varıyorum işyerimin kapısına

biraz öksürüyorum önce, ses kontrol, evet iyi

ciddiyet yerinde, biraz tebessüm

selamlaşmalar, naber Cafer?

günaydın Fatma Hanım nasılsın?

İyi günler Yusuf…

Başladı oyunumuz, önce şirketi

sonra Vatanı kurtaracağız bugün de.

Odama geçip oturuyorum

iyice sıkmışım, kasmışım kendimi

mendilin düşüyor buruşmuş avucumda iyice

ben hiçbir şeyi kurtarmak istemiyorum bugün

seni düşündükçe.

2007

Kriz

 

Pespembe duyguların

yumuşacık kıvrımlarından

su gibi kayarken

türlü edayla

üleşip bulutları, güneşi

yıldızları ve düşleri

mavimsi süzülüp

yeşilimsi gülüşüp

öpüşe, koklaşa

doyarken aşka

kitabını yazmış gibi

pek emin ve bilmiş

tavırlarla

nasıl oldu anlayamadan

irkildim sana benden maada

bir gülüş, bir bakışla

faraza hani olur ya…

Sarsıldım çiğ bir kuşkuyla

düştüm bu dipsiz kuyuya

yandı yüzüm, albastı

sıçradı içime

kırmızısı kıvılcımın

bir ateş tohumu kalmış ki

hala küllerimde

kımıldayıp parladı

ben üşüyüp, buz kestikçe

yangını sardı da sardı…

Hani nesli tükenmişti

bu vesvese kuşlarının içimde

alayı havalandı, çarpındı

çırpındı alevler içinde

yüreğim hırpalandı

kıskançlık krizleriyle.

Haklısın

olmadı vallahi bence de

yakıştıramadım kendime.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Krizantem Ayrılıklar

 

Onca öfkeyi, küfrü

yedin, sustun, pustun.

Sihirli bir ömrü yuttun

mutlu musun ihanet?

Nükseder daima

bu öyle bir illet.

 

Sana ateşten sözcükler

sana şehvetli öpücükler

yalandan gülücükler…

Krizantemler sana

kan ağlayan içimden

sana teessüfler…

2010

 

 

 

 

 

Kukla (cı)

 

Küsmekle küsmemek arasında

aklını veremiyor ellerine

gülmekle ağlamak

koşmakla durmak ortasında

hükmedemiyor elleri iplerine.

Kıpır, kıpır kıpırdamalı

taklalar atmalı oysa

gülmeli olur olmaz

saçmalamalı hatta

ve güldürmeli illaki

hani bir kukla(cı) dan beklenen ne varsa…

Fakat tutulmuş ellerine

kasılmış, yaşlanmış, yorgun elleriyse

haykırmakla susmak arasında

düşmekle düşmemek ortasında

bıraktı bırakacak iplerini

yığılıverecek olduğu yere

bir varmış bir yokmuş diyecek

belki son bir gayretle

uçurumlarından şimdiki zamanların

kayıverecek mişli geçmişlere…

2004

Leylaklar

 

Şu karşımda duran leylaklar

bence çok mutlular

daha yeni doğdular

hep izledim

doğarken hiç ağlamadılar

biraz rüzgardan

biraz yağmurdan oldular.

Böyle pembeden erguvani

çocuksu sevinçleri

ve aşkı tetikleyen gizemi

acep kimden aldılar?

Galiba

menekşelerimle de akrabalar

bakıyorum da

şu karşımda duran leylaklar

ne kadar da kaygısız ve doğallar

yaşama ne de çabuk

adapte olmuşlar

hayatı hiç sorgulamamaktalar.

Kimi kıpırtısız

kimi rüzgarla rüzgarlar…

Dünya yalanmış, zaman darmış

aşkmış, riyaymış, paraymış

falanmış, filanmış…

Ne kadar da yabancılar.

Şu karşımda duran leylaklar

bence çok mutlular

bilmem ne kadar farkındalar.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meddücezir

 

Zormuş, gece zor…

 

Bir sihirli sözcükmüş

aralayan kapısını düşlerinin

gel… ve ver elini mendirek

alesta bir kayık, şiirden, iki de kürek

o yıldız benim, şu yıldız senin

sevişirdi ruhlarımız sabahlara dek…

 

Yorgun düşüp çekilince yürek

zormuş gece zor, hece zor…

Bir sihirli sözcükmüş

kilit vuran kapısına düşlerimin

git… bir an gelip aklına düşecek

yükselip, dirilirken deniz bedeninde

haykırışlarına karışacak adım nefesinde

bir kayık, şiirden, iki de kürek

ver elini mendirek

 

geleceğim…, yine geleceğim sesine…

2006

Merhaba Meleğim

 

Çok zaman geçti

iki satır yazmayalı

halini hatırını sormayalı.

Merhaba meleğim

nasılsın iyi misin?

Caminin demir kapısına

dolanmış hanımelleri

duruyor mu acaba?

Bir damla balı olurdu

seni beklerken

nerden geldiyse aklıma.

Çabucak geçti bu yıl da kış

çocuklar büyüdü epeyce

anam babam yaşlandı iyice

zaman öyle hızlı geçiyor ki

hala çocuk sanıyorum kendimi

çocukluk mu kaldı be kızım

yaş dayandı elliye, gülme.

Senin kiraz dudakların var tabi

çatık kaşların, örgülü saçların

kırmızı çiçekli askılı elbisenle

sen gelince

hep çocuk ve masumum.

Zaman durur, erir gider hatta

senelerce…

Ne saftım en iyi sen bilirsin

ah hayat kötü edemiyor iyi adamı

balı diyorum hanımellerinin

kapısı hani caminin

yorgunum, çok yorgun meleğim

hala çocuk ama ve sıcacık ellerim.

2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mihrap

 

Daha çabuk ağlayabilirler

çünkü daha önce anlayabilirler.

 

Durur dinler sen söyleyince hırçın sular

tıyneti senden akmanın ve güzel bakmanın hayata

canıma can analar, canım feda olasıcalar…

 

Hep bir adım öndeydi bence kadınlar

mihrabımsınız, ellerinizde şekilleniyor yarınlar…

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mutlu musun?

 

oysa

karşıydık savaşa

peki neden

savaştık yıllarca?

ben kazanacakken

aydım mutsuzluğa

kaybettim ve bittim

kurtuldum

sen kazandın

mutlu musun?

2004

Mutluluğun Tarifi

 

bir tülün ardından seçiyor gözlerimi gözlerin

hakkımda bilmediğim her şeyi bilir gibisin…

 

kederlerimiz buluşuyor aramızda bir yerlerde

toz duman hava, toprak karışıyor rüzgara üryan

dönüyor, gözümün önünde hızla dönüyor zaman

kokusundan biliyorum yağmuru

seni ruhuma dokunuşundan…

 

geçmişe dönük yüzüm yine

…kronik, ironik bir tutku…

doyumsuz güzellikler de vardı hüzünler de

en çok da ben

gizlerim gizli içinde…

bir saçak altı, belki bir sırt dayanacağım

kalmış mıydı acaba bir yerlerinde?

peki ya sen, sen nerelerindeydin hikayemin?

geçtiğim yollarda hiç yok muydu ayak izin?

tuttuğum dileklerde tütsüsü dualarının?

hiç öpmedin mi sen beni düşlerinde?

kim bilir kaç hazana soyunurken gizli bahçende

hüzünleri giyiniyordum ben defalarca köşemde

nerden bilebilirdim ki?

sormaz mıydım saçına düşen kar tanesinden

mutluluğun tarifini…

 

gizli ve hareli bende gözlerin

çok derinsin

zamanın çok gerisinden

çocukluğum kokulu

ve çok ilerisinden aklımın ermediği kadar

mucizevisin…

 

kederlerimiz buluşuyor aramızda bir yerlerde

toz duman hava, toprak karışıyor rüzgara

bir tülün ardından seçiyor gözlerimi gözlerin ıslak

gözlerin yarı çıplak…

sana koşuyor satırlarım düşünmeden çabucak

sana koşuyor yüreğim üryan…

utanmıyorum çığlığımdan…

sığlığımdan…

2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mutlusun

 

Sonu yok sevmelerin de

sevmeler gelmek değil ki gidesin.

Gecelerin olur hani karışıp karanlığına

kendini kaybediverdiğin

geceler senin değil ki ölesin…

Hiç denizin oldu mu senin?

Hani aklında sonsuz

ve dudaklarında biraz nem

içmekle bitiremediğin…

 

Nereye gidersen git, gözüm arkada değil

bendeki kadar mutlusun…

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mutluyum, Mutsuzsun, Mutsuz

 

uyuyamıyorum

mutsuzluk kol geziyor

dört bir yanımda…

yok öyle değil

ben mutluyum

yani öyle biliyorum

yıllar yılı.

mutsuzluk dediğim

seninki…

onunki…

ötekilerin, diğerlerininki…

hem içimde

hem dışımda

gibi…

yoruyor beni, çok yoruyor

gülmeyi ben unutturdum

dünyaya sanki.

2010

 

 

 

Naçizane

 

Geç gülüm geç

pişmanlıkları geç

pişmanlık balçığa benzer

içinde vahlar, tühler yüzer

takılma keşkelere fazla

kocaman bir adımla geç

dilinden anlamazı

kadrini, kıymetini bilmezi

geç gülüm geç

bir kalemde geç.

Yol uzun, bazen sarpa sarar

dostunu, adamını iyi seç

seç gülüm seç

çok fazla ciddiye de alma

ne hayatı, ne kendini

ne de kimseyi

bazen kendinle de dalganı geç.

Ben söyledim, naçizane

kafana uymadıysa

geç gülüm geç

beni de geç

tek kendinden geçme de

neden geçersen geç.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nasılsın İyi misin?

 

Bir yıldız gözler beni

yüzümü, ellerimi

bir yıldız saatlerdir

bekler onu fark etmemi.

Sonu gelmez ışıkların

bitiremem geceyi

birleştiremem iki heceyi.

Nice sonra göz göze geliriz

orada bir yıldız, yapayalnız

sorar halimi.

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne Anladık

 

Aklımın irili ufaklı çakıl taşları

yundu, yıkandı deli yağmurlarda

denizi de içtik, susuz da kaldık

kimi beydik, kimi hırpalandık.

Diyorsun ki, iyi de baba ne anladık?

Hem hiç bir şey, hem çok şey

galiba sadece insan olmalıydık

işte bunu anladık.

2003

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne Oldu O Irmaklara?

 

Irmakların vardı

sürükleyen peşinden ruhunu

kopup giden usundan

yıkmadan yıkayan gecelerimi

ırmakların vardı dupduru…

Ya deniz olurdun bulup bir yolunu

ya da dudağımda duası yağmurun kupkuru

her ne olursa olsun sırılsıklam ve hep umut dolu.

Mayıs çiçeklerim özlerdi kokunu dünden gönüllüydük

aşka

yüz kere solar, bin kere açardık akşamdan sabaha

balık olmak da güzeldi seninle aynı oltada

hasretine asırlarca yaklaşmak da gecelerin ortasında

zira sonsuza açılırdı asırlar, sonsuz avuçlarıma…

Şimdi ses etmeyen ve kendini dinleyen küçük bir göl kıyısında

düşünüyorum da, ne oldu o ırmaklara?

2005

O Gün

 

günlerdir yolunu gözledim

her sabah giyinip kuşandım sana

güller aldım, şarkılarımızı dinledim

etrafı topladım, ekmek ısladım kuşlara

güvercinler geldi üşüştü, sen gelmedin

ne kadar özledim, bekledim bilemezsin…

bir gün görmesen duramazdın

ne oldu sana?

 

günlerdir uyku yok gözlerimde

öleceğim kederimden

aklım almaz bitti desen de

bir gün anlayacağım

ve inanacağım

ben de…

 

o gün

ben yine ben olacağım

herkesle güzel güzel konuşup

anlaşacağım.

güleceğim hatta

umutla bakacağım hayata

yakalayacağım bir ucundan

kaçırdığım ne varsa.

 

o gün

ben yine ben olacağım

sen olmayacaksın yanımda.

2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ölümsüz Aşk

 

Adı gündüz

huzurlu, tebessümlü

biraz çapkınca

aydınlık, hoş bir yüz.

Akşam kızılı cazibesiyle

neye uğradığını anlayamadan

ayartıverir ak pak geceyi

gün batımında alıverir koynuna.

Gözleri yıldız yıldızdır gecenin

gerdanında mehtaba çıkar sevgililer

o ise çoktan kaybolup gitmiştir

adı gündüz

görünüşe bakılırsa, biraz vefasız.

Ha geldi ha gelecek bekler

saatler ilerledikçe ilerler

bir de çekip gidince son sevgililer

yanar içi, kararır gecenin

yer, gök, tüm alemi alır koynuna uyur.

Tan vakti sevgilisinin öpücüğü ile uyanır

fakat şimdi de artık onun gitme zamanıdır

adı gündüz kim demiş ona vefasız

her kısacık buluşma doyumsuz bir sevişme

her sevişmeleri bir vedadır

ayrı zamanlarda yaşarlar

sabah akşam birbirlerine koşarlar.

İşte onların hikayesi, ‘gece ile gündüz’

gerçek bir aşk bu, ölümsüz. 2003

Öz-gül-lük

 

Bu doğuşum benim yaşama sevincine

öylesine çok ve biteviye…

Bu gözlerim, bu ellerim, bu yüreğim

ve bu fikrim, ne bir halel gele, ne bir zarar vere

ki adı aşk, adı sevgi, ezeli, kimseye has değil ve

ebedi

sadece ve sadece insan olabilmek üzere.

Bu denli basit, bir o kadar zor

bir tüy kadar hafif, kimi sığmaz kelimelere…

Bitmez insan, bitmez inan

özlemek, düşlemek, sevmekle…

 

Alay eder aklı sıra

şu fukara şehrin ışıkları benimle

bilmezler, bilemezler

ne kadar mutluyum hayalinle

yürürüm, yuvarlanırım

aklımın yasaksız çimenlerinde

kendime geçer sözüm bilmezler.

 

Ağlar, güler, uyur tutuksuz

bir çocuk her daim içimde…

Ve uyanır zamanı geldikçe

aldırmadan uyu demelere

sadece kendi özümsedikleri

ve tüm yanlışlarına karşın yaşamın

en somut fakat masum sevinçleriyle…

Bu seni sevişim benim işte

öylesine çok ve biteviye

doğuşu kadar insanın

doğal ve ölümüne…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat Beşyüze Dokuz Var

 

Ruhumda yağmurun sesi

alıp götüren düşsel bir ezgi…

Beşyüze dokuz var şiirimin saati

başka zaman yok sanki şimdi.

Yaşandı ne varsa ve yazıldı hatta

söylesin yağmur ben dinleyim

vakit kalmadı aşka.

24/09/2005

Salıver Tutsaklığını

 

Benim olsun günahları

gözlerinin.

Koyu bir denizde

yakamoz kırılmaları misali

pırıltıları bakışlarının

bulutlarda yağmur arayışı

dokunuşları ellerinin

benim olsun.

Ayaz gecelerde

güneşe özlemle

yandığın üşümüşlüğün

uykusuzluğun

geciken baharlarda

suya hasret nehirlerince

susuzluğun

benim olsun.

Mevsimlerce özleyişin

yollarımı gözleyişin

gözlerinden bana süzülüşün

benim olsun.

Dudağımdaki gülüşün

türkülerim, şiirlerim

hatta özgürlüğüm

senin olsun

salıver tutsaklığını

zindanların benim olsun.

2004

Sana Yaz Yüreğim

 

Nisan

havada yağmur kokusu

serin bir akşam

içimde sen buram, buram

kor ateşten bir gül

sana yaz yüreğim

şu taze bahardan…

 

Susadım

dök tepemden aşağı

denizlerini avuçlarından

aşkın okyanus

sana az bu yüreğim

süzül semalarımdan

yağ bana bulutlarından

koynuma dol, benden taş

ak, ak… dudaklarımdan

bir tatlı huzur sevdan…

 

Bana yaz diyorsun

güvercinler uçurdum

haber saldım kanatlarından

almadıysan

sana yaz yüreğim

şu taze bahardan…

 

Serin bir akşam, Nisan

sevmeye görsün insan.

2004

 

 

 

 

Sana Yükselişi Yüreğimin

 

Günebakanım ben

güneşine doymayan

dönüp, dönüp sesine

aşkına havalanan.

Sana yükselişi bu

gülücükler arasında

uğurlanışı yüreğimin

aşka mümbit

kalabalık bir tarladan…

 

Gecene koşanım

ben aya bakan

tılsımlı bir aşkı fısıldayan

hilal dudaklarından

karışıp sözcüklerinin

yakamoz kırıntılarına

savrulan adam…

Ben…

tutunduğum ışıltılarında

gözlerinin

bakışına sevdalanan…

Yüreğinde yüreğimi bulan.

2004

Sen Bir Melektin

 

Yıllar, yıllar önce

beraber yürüdük mevsimlerce

ilk kez gördüğümde seni ben

omuzları askılı, kırmızıydı elbisen

dün gibi geçiyorsun gözümün önünden

o gün öyle güzeldin ki sen

birde yüreğimin atışı unutamadığım…

 

Hatırlıyor musun o ilk görüşmemizi

utanıp kaçırmıştık gözlerimizi

hatırlıyor musun bahar yüreklerimizi

tanıdık, dost yüzleri, karlı geceleri

birer fincan salebi yudumlamanın keyfini

o sevgi dolu sokağı ve parkımızı

ve o tertemiz aşkımızı…

Hatırlıyor musun o yaz gecelerinde

tepeden bakardık semtimize

ışıl, ışıl önümüzden akardı cadde

son tren düdüğüne kadar saatlerce

en masum hatıraları bıraktık o yerlerde

öyle mert, öyle güzel insandın ki sen

yaşanan tüm bu karelerde…

 

Yıllar, yıllar sonra bir gün karşılaştık

kısacık bir yolu uzun, uzun paylaştık

“o yaşımda iyi ki sana rastlamışım” dedin

beni ancak bu kadar mutlu edebilirdin

yağmur başladı, şemsiyeni açtın

koluma girip “kıyamam, ıslanma” dedin.

öyle güzeldin ki, bence sen bir melektin.

 

Şimdi anlıyorum bu son kareymiş

bir daha hiç göremedim seni

duymuştum evlenip Ankara’dan gittiğini

ta ki aldığımda bu son haberini

ilk ve son kez yıktın beni

artık geçemem ben o semtten

dilim varmaz, saklarım şiirlerimizden

sorarlarsa, çok mutluymuş derim

ben de buna inanmak isterim…

 

Meleğim

sakın aklın kalmasın buralarda

tüm sevdiklerinle nasıl olsa

bir gün buluşacaksın oralarda

bak sana şiir yazdım işte

eski günlerdeki gibi

hani çok severdin ya

yine yazarım…

…tamam ağlamıyorum

kıyamazsın biliyorum.

2003

 

 

 

 

 

 

Sen, Beyazlar İçinde

 

Sen…

beni titreten

beyazlar içinde

yalın kalem

iniyorsun

erişilmez tepelerinden

dayanıp yüreğime

meydan okuyorsun gözlerime

bastığı yeri aydınlatan

beyaz bir atın üstünden…

Öfkelisin biraz

biraz kırgın bana

gecenin yanağımdaki

dudak izlerinden

oysa o geceki

tüketir sana kendini

yüreğimle

ve sana adanmıştır

niceden…

 

Kocaman bir ateş yakıyorum

gelişine

oturuyorsun dizlerimin dibine

ve ilk kez bakıyorum yüzüne

ele veriyorsun kendini

titreyişinle

al diyorum al işte

hüzün karası

akı, sabah alacası gözlerimi

al diyorum ellerine…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sensizlik Ötesi

 

Lâl bir akşamdan indim geceye

kenarı hani denizin

artık denizim

geceyim

veya hiçbir şey…

Geçmişi yutan uğultusunda

kaybolur iç sesim, takatsizim

sensizliğin de ötesinde bir yer

düşlerimdekine benzemez kokusu

dokunuşu denizin

oysa ilk kez bu kadar denizim

kararsız, belirsiz, ümitsizim…

Son kez seni düşünmek istiyorum

her şeyi unutmama az kala

yalnız seni veya hiçbir şey…

 

…sevmiyorum bu ruh hallerimi…

 

bir balık sıçrasın yalnızlığımın ortasına

şiirsiz ben kadar, sahipsiz ve uydurma

ıslak ve kaygan, öyle çaresiz avuçlarımda

önce sıkıca tutayım, nasıl da pişman

bir gidişi var ki yeniden suyu bulunca…

 

…şimdi daha iyiyim…

2007

 

Servi

 

on dokuz yıl geri kalmışsın dünyaya

herkes her şeyleri anlamış

sen tam on dokuz yıl sonra.

çok da kötü değil aslında

anlayıp da ne olacaktı?

ömür geçiyor her halükarda.

duygusaldın ve zararsız

malum biraz da kararsız

yürüdün sevgiye saltanatla

e daha ne olsun.

 

ama görüyorum ki

sarılmış, kuşatılmışsın

içerine kapatılmışsın

bu kadarı yoktu değil mi?

hesapsızlığında.

bir güvercini ağırlayamıyorsun

bir yaprak bile tutunamıyor

şimdi kupkuru pınarlarına

ve bir ağacı düşleyememek

sarpa saran satır aralarında

adamakıllı koyuyorsa sana

ben bir serviyim

yasla sırtını, gözlerini kapa

ve ağla doyasıya

ağla yüreğimin kuytusunda…

 

yollar yürüdük bir başımıza güle oynaya

baharlar tattık işler açan başımıza

bir dünyamız vardı çocuksu, masum

mutlu, mesut yaşardık orada

ve düşlerimiz vardı en çok da

hayalden gerçek olduk

çok olduk…

şok olduk…

on dokuz yıl sonra.

2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sızı

 

mabedinde suskunun

rüzgârı dinliyorum…

bir yan, galeyan

farklı muhteviyattan

tek bir ses ama nafile

dışarıdan…

 

tüm sorularım anlamsız

ve hepsi cevapsız…

içim, bir içim yansız

yalansız rüzgârdan bile

mabedinde tutkunun

kendimi dinliyorum

sonu yok bile bile…

 

yüksekçe bir pencereden

gökyüzü düşüyor gözlerime

utanıyorum, ışığına bakamıyorum

gözlerim yığılıveriyor önüme.

ölüyor muyum, oluyor muyum

bilmiyorum…

kaçıncı hazırlığıdır bu

yüreğimin seni terke…

 

dışarıda rüzgar

çiviye çivi, kurşuna kalay

çığlık çığlığa üç beş kuşun itirazı var

hatıralar… hatıralar…

vazgeçemediğimsin dünya döndükçe

anladım bitmeyecek bu sızı

senle de sensiz de…

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Siyah Beyaz

 

bir rengi yazmak isterdim

bir rengi yazmak, kendiliğimden

yazdıkça koyulaşıp, kabarmalıydı gölgeleri

sağanak bulutları gibi toplamalı, içmeliydi kederleri

yüzmeliydi sonra, yüzmeli dilediğince kendi içinde,

isterse feri kesilene dek

ya da isyan etmeliydi, ne bileyim, kendini feda

etmeliydi ama kararlı ve gülerek…

son verip tutsaklığına, fışkırtmak, kaynağı olmak

isterdim, yaşamak deli dolu bir rengi

bir bakışın, sevginin, mutluluğun, bir dokunuşun

rengi, en son yansımalarına kadar ta ki…

ben o renk olmalıydım, geçtiğim her yer o renk

olmalıydı, yazdıklarım da lebalep o renk

bir sürü şiirler boyamalıydım rengarenk ve kendimce, basit,

karmaşık, rasgele, her neyse…

2006

 

 

 

 

 

Soru

 

Yol geçiyor önümden

hızlı araçlar, yorgun kamyonlar

yolcu dolu otobüsler akıyor

kimi gidiyor…, kimi geliyor…

Açık penceremden

Nisan vuruyor yüzüme

gece gece

kimi esiyor…, kimi duruyor…

Silah sıkıyor birileri

hüzünsüzüm hayli

ve acımıyor içim

diyeceğim ama

acaba bu hissetmemek mi?

Neden içiyorum durmadan

bilmiyorum

o kadar da sevmem aslında

kulaklarımda çınlıyor

“neyi başardın sen baba? ”

hiçbir şeyi kızım galiba.

2010

 

 

 

 

 

 

Su Yanar, Ateş Ağlar

 

Su yanar mı?

Ateş ağlar mı?

Düşününce seni

aklımın icatları

aklıma sığar mı?

Düşer düşlerim yollarına

sınır tanımaz

sorgusuz, sualsiz

dayanır kapılarına

sevdam deniz

sarar çepeçevre ateşini

yangının düşer

sevdamın tam ortasına

bir olunca akıllar

yakın olunca uzaklar

ve yıkılınca duvarlar

işte o zaman sevdiğim

su yanar, ateş ağlar…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sus

 

Artık ne desen düşer bir hecesi

kırılır dalları, dizeleri birer ikişer

sana yazdığım şiirlerin

artık ne desem boş.

Ne ellerin ne gözlerin

hayalini de alıp gittin

benim zavallı sensizliğim

sen de mi beni terk ettin?

2006

 

 

 

Şiir Aklımca

 

Yazısı aşkın

alnımın.

İçime işledi

keder kıvamı

bakışlarının.

Kızma sakın

suçu yok

aynaların.

Sen ki adısın

sevdanın ve baharın

ben de hala

çilek kokar yanağın…

Kalmadıysa takadın

el ayak çekilince

medet ya şiir der

düşerim yollara

şu yarım aklımla

alıp getiririm

İstanbul’unu sana

bir şiirlikte olsa

çaldığım yılların

hesabını öderim

sabaha…

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiir Gözlerin

 

Yazgısı yüreğimi dağlar aşkın

sözcüklerine soyunur

çırılçıplak gözlerim

utanmam ağlamaktan…

Ya ellerim

ellerim dokunur kırıklarına

hecelerinin.

Kanamaz biliyormusun

usanmam okşamaktan

harfiyen seni

umudu eker yüreğime

ağlasa bile

şiir gözlerin…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiircik

 

Yuvarlanırken

sarınıp suskunluğu

bir zırh gibi bedenime

ağlamıştım bazı kendi kendime.

Ne zaman bıraksam ellerimi

hep bir şiircik oldu

tutun diyen ipime.

Nasıl inkar ederim?

Bir dizeyi, bir heceyi

tek bir harfi bile.

Olura yiterim diye

korktu bir şiircik

çırpındı hep yüreğimde.

2005

 

 

 

 

 

 

Şiirimsi

 

Ne yapardım sensiz?

Güneş çekilince

kuşlar çekilince

el ayak çekilince

böyle sessiz… ve kimsesiz…

Kime dökerdim içimi?

Kim tutardı ellerimi?

Ekmekle su gibi

paylaştık kağıtla kalemi

ne bir aşk, ne bir sevgili

özgürlüğün böylesi

yok senden gayrisinde esamesi

oysa sen çoktan aşmıştın

benim tüm suallerimi

bu yüzden sen şiirdin

hislerimin en doğru ifadesi

bense yanıp sönen ateş böceği misali

bir şiirimsi.

2005

 

 

 

 

 

Şu Fotoğraflara Bakıyorum da

 

Ne güzel insanlarmış

siyah, beyaz zamanlarda

bin yıldız pırıltısı taşmış da

gözlerden

bin tebessüm sığmış

adeta dudaklara.

Özenli saçlar

en güzel giysileriyle

ne de güzel gülmüşler

hayata

insan olmanın tadında.

Mutlu oluyorum, ruh buluyorum

siyah, beyaz zamanların

gencecik insanlarında

şu fotoğraflara bakıyorum da…

Eller, yüzler öpesim

kahve içesim geliyor

bir sevinç kaplıyor içimi

çocukluğumdan kalma

bayram sabahları tadında…

2004

 

 

 

 

Tarafımdan

 

Tam kırk yılda

öğrendim sandığım

ey pek mühim adamlık

iyisin, hoşsun, güzelsin de

yoruyorsun

elimi yakıyorsun bu gece

sanki kandırıldım

avutuldum, unutuldum

ve hatta uyutuldum

tarafımdan.

Zerre kadar bir ayrıntıyken

şu koskoca dünyada

şaşakalmış bakarken olanlara

sus, gül, okşa, öp, sar

tart, düşün, çöz, dengele

çalış, çabala, koş, tut, yakala

ben neymişim ya!

Ne kadar da abartıldım

ne kadar da yanıltıldım

tarafımdan

nerdeyse istifa edeceğim

bu adamlıktan.

2003

 

 

Taşlar

 

Ve yorgundu adam

titiz işçiliğinden.

Dönüp şöyle bir baktı

ne kadar da uzaklaşmıştı

başladığı yerden.

 

Nasıl da taşımıştı sebatla

nasıl da dizmişti

iyi niyet taşlarını

birer, birer aşkla.

Her taş biraz o adamdı

o adam biraz her taştı

hepsinin bir hikayesi vardı…

 

Pişman değildi adam asla

hoyrata taş dayanmaz

uysala ayak, baş dayanmaz

misali yorgundu sadece.

 

Örüp öreceğim

görüp göreceğim bu işte

dedi adam

dönüp gitmeden önce.

Tekrar şöyle bir baktı

elindeki taşları oracığa bıraktı.

2005

Tek Gerçek

 

Ah bizler

ilahi bizler

çok yaşayalım emi

ama bu bir döngü

hoş tutalım gönülleri…

 

Özlüyordu

bekliyordu

bizi dünya

boşaldık

bulutlarca

akıştık

ırmaklarca

karıştık

dünyaya

can bulduk

çoğaldık

paylaştık

can olduk

yarıştık

savaştık

candan olduk

dayandık

barıştık

sonunda

alıştık

yaşamaya

hayat olduk

bizatihi.

Gördük ki

mutluluklar izafi

ve dönerken

geldiğimiz bulutlara

anladık ki

tek gerçek

SEVGİ.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tutan mı Var Kardeşim

 

kızsan, kızsan

ne kadar kızarsın?

dedi parladı

hırçın, başıboş bir al at

 

çoşsan, coşsan

ne kadar coşarsın?

benden demi fazla suyun?

diye haber yolladı fırat

 

olsan, olsan

ne kadar olabilirsin?

elin ermez, dilin varmaz ateşe

deyip gülümsedi kainat

 

bir an boş geldi hayat

söz birliği edilmişçesine şu alemde

yüzümüze vurulur biçareliğimiz

sanki her an, her saat…

 

sen misin tutmaz mı deli damarım

(e tutar, tutan mı var kardeşim…)

al atı çayırda yakalarım

(e yakalamam mı iki dudağımın arasında)

bindiğim gibi üstüne

(binerim hiç dinlemem valla)

doğruca inerim akarsuyun düzüne

(inerim şiir bu ya…)

sessiz sedasız akar fırat başı önünde

titrer korkudan beni görünce…

at zaten hiç bakamaz gözüme

bir de ateş yakarım ellerim içinde

başlarım beklemeye kainat gelsin diye

iner gece alelacele saklanır alem eteğine

oldu olacak bir de nara atarım yürüsün namım

boş ovadan yankımın peşince…

tabi gelen de yok, giden de

ne kahraman adamımdır ben kimse bilmez

kendimce…

 

bir kalem vardı elimde

(ki çok tehlikelidir kalem deyip geçme

bir ucunda gül açar, diğer ucu ateş saçar

dileyen dilediği yerden tutar

neyse ki akıl var, izan var…)

bir kalem vardı elimde

dünyayı küçülten beynimde

salıverdim bende yüreğimi elleme…

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tükenir Yağmurlar da…

 

Bir deli rüzgar esmez bazen

tükenir yağmurlar da…

Gece susar, sen susarsın

bir yaprak kıpırdamaz kimi

tek bir köpek bile havlamaz

yorgun düşer koca şehir

tüm ışıklarını açık bırakıp

yığılıverir sanki kucağına.

İş başa düşer aşkım

sabah da sabah iş başa

birer birer söndür ışıkları

şimdi işin yoksa.

2005

 

 

 

 

U/mutluluk

 

Hadi bir iyilik yap da

bana acıma sakın ha

çoluk çocuk mutluyuz burada

şu perdesiz pencere var ya

oradadır en güzel geceler

yattığın yerden yıldızlara bakınca

yoksulluk mu kalır?

Radyodaki şarkılar şarkıya

uykular uykuya benzer

soğan, ekmek bir tasta çorba

karnımız doyup da uyuyunca

yoksulluk mu kalır?

Çoğunlukla bulunmaz ama

olunca da zeytinin en zeytini

peynirin en peyniri kahvaltıda

ya da çaya kuru ekmek

ne varsa artık şansımıza…

Şu gördüğün kapı var ya

umuda açılır her sabah

hem de en umutlu umutlara

o kapıdan çıkınca

yoksulluk mu kalır?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

Umut

 

Her şey başka bir şey aslında

doğru ama

başka bir şeyler arandıkça

başlıyor paranoya.

Denizi hapsetmek bir tabloya

ne kolay

ya gökyüzü bu kadar mı

yok mu daha?

Yoğrulmak içinde

doğrulmak içinde

ne güzel bir tat

fasittir ama basittir

içten yaşanırsa bir hayat.

Çukurlarına kaçmış yorgun

ve kederli gözlerimin ardındaki

umudu çizebilir misin üstat?

2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ustam

 

Şunca zaman…

Bunca yaşanan…

Diyorsun ustam.

Görüyorum ki

suskudur layığın

ve dudağına en yaraşan.

Ben de bu heyecan

sen durağan

gülüyor ve hep susuyorsan

var var, senin bir bildiğin

var ustam.

Hani diyorum ki

azcık anlatsan.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve

 

Ve nokta

gecesini tatmadığım

şafaklara…

Sokağını arşınlamadığım

adresini bilmediğim

sapaklara…

Ve nokta

bakışına, yanışıma, aşka…

Pişmanlık mı?

Hayır asla.

Yaşanmamış ne varsa

ve nokta, nokta, nokta…

2005

Yağmur Öncesi

 

Görebilir misin bilmem yüzümü

karanlığındayım gecenin

ten yok, dokunuş yok

rüzgarın sesi tek yağmura yakaran…

Yiten telaşlarımın umursamazlığında

yeni yetme bahar kıpırtıları bir de

belli belirsiz ruhumu uyaran…

 

Zamanın kör kuyularında yutulmuş

haykırışlarca sesi rüzgarın

yok olmuşlara ağıt gibi…

Ten yok, dokunuş yok

onca bahardan eser yok

karanlığındayım gözlerimin

yağmur öncesi.

 

Dönümü mevsimin

bilmem kaçıncı dönemeci ömrümün

içime sinmiyor nedense bu bahar

abartısız, yalansız, adil bir dünyaya

koşmalıydık çocuklar.

Lakin çürüsem mahzenlerinde

şu olmaz olası sessizliğimin

yine de haykıracak yüreğim

sevgi diye

bir yudum sevgi için

yaşayacağım ölesiye…

 

Elimden başka bir şey gelmiyor. 2007

Yarın Bahar

 

Makinelerin motor sesleri…

Deliyorlar karanlığı bir ucundan

zamanın kristal yansımalarında

manaları sözcüklerine kırılgan

sizlik bir şey yok, bu ses sizlik

bir ney soluğu kadar içsel

ve uzaklaştırır dünyadan…

 

Makinelerin motor sesleri…

Deliyorlar karanlığı bir ucundan

hangi kelime dokunabilir ki yüreğime

hangi dize getirebilir düşlerimi geriye

sizlik bir şey yok, bu şiir sizlik

bir tünelin orta yeri kadar ışıksız

ve uzaklaştırır insanı gökyüzüne…

 

Makinelerin motor sesleri…

Deliyorlar karanlığı bir ucundan

bir mumun aleviyle söyleştim

gece boyu hiç konuşmadan

nerden icap etti bilmiyorum

yarın bahar diyecektim tam ona

tükeniverdi inanamadım…

Sizlik bir şey yok, bu sevgi sizlik

zamanın kristal yansımalarında

hep bir şeyler eksik. 2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeniden

 

Bakışlarıma tutundu karanlık

ben izine ışıkların sıkı sıkıya

çıplak ağaçlara sığındı gölgeler

azı yitti, çoğu kaçıştılar kuytuya…

Bir deli yağmur bir de fırtına

gök yüzüme baktı, ben göğe

başladık nefeslerimizi tutmaya

bozuldu bozulacak dengeler hepten

sakın ola bir yıldız daha kaymaya…

İpi gözlerimdeydi sanki gecenin

benmişim gibi suçlusu her şeyin

tuzla buz olacaktı ki kırılgan ışıkları

akıp kirpiklerimden üzerine şehrin

ne oldu biliyor musunuz?

Kar beyazı bir sabah indi karşı tepeden

bir selam gibi, yeniden, yitenlerden…

2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yetişemedim

 

Kardan adamın gözyaşlarını siliyordum

bir bahar düştü kabanımın iç cebinden

geceydi, karanlıktı mısır gibi patladı çiçekler

nisan yıldızları yağıyordu gökyüzünden

az gittim uz gittim dere tepe düz gittim

bir de baktım yazmış ben baharı ararken

şiir mi yazsam, hayal mi kursam bir bilsem

yoksa şöyle bir mehtaba mı çıksam derken

gül yüzünde güzler açmış beni beklerken.

2005

Yok Artık O Dağ

 

Şu dağ yok mu

şu dağ…

aklım sensizlikle vuruşurken

akşamların ateş dansında

kaç güneşi yuttu

ıışığımı çaldı o dağ

umutlar adadın mı

sen hiç karanlığa?

 

Şu dağ yok mu

şu dağ…

gün geceye kavuşurken

ve vuslat günbegün

imkansızlaşırken

kadeh, kadeh itti

yalnızlığa

beni de uyuttu yıllarca

gözlerimi çaldı o dağ

kendini aradın mı

sen hiç aynalarda?

 

Şu dağ yok mu

şu dağ…

yürüyüp gidiverecektim

hani olmasa.

Ben o dağı bu yüzden

hiç sevmedim aslında

esiri oldum, hep baktım

sen varsın diye arkasında

seni çaldı o dağ

bilir misin sensizliği

senden ayrı kaldın mı hiç

uzaklarda?

 

Şu dağ yok mu

şu dağ…

yoruldum

ben bu gece onu vurdum

yok artık o dağ.

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yoksun

 

Bir devrandır

dönüp duruyor işte

binalar yerli yerinde

insanlar yorgun, dalgın

koşuyorlar evlerine

bir parça sükûnete.

 

Hızla süzülüyor bulutlar

gökyüzü duruyor geceye

bitiyor oyunları çocukların

son kuşlar da günü terkte.

 

Gidecek yeri yok ağaçların

baharları var görecek en çok

ve kökleri var zamana direnecek

duruyorlar tükenmez bir ümitle.

 

Ben seni kuruyorum

sana duruyorum fikrimde

ağaçlar kadar kök salmışsın içime

sarı, sarı, ışık, ışık yanmış

bak lambaları sokağın

vakitler uçup gitmekte

bildiğin akşam, bir devran

dönüyor…, dönüyor… işte.

2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yol

 

Eskiyen bendim

eskiyen yüreğim

yaşlarıydı gözlerimin

gecelere hibe ettiğim

ki o geceler, sorsanız

çıkaramazlardı beni

sabahlara dek

şiir, şiir, hüzün, hüzün

susuzluğundan içmeseydim.

 

Yürüdüm dün gece yine

incitmeden kaldırımlarını

şehrin…

Farkında değildim

tek bir fark edenin

bir yol ki içimde

iyi bildiğim

yürümekle eskitemediğim…

2004

Yürüyorum Öylesine

 

Havada gri bir hüzün

aklımda duru mavisi

gökyüzünün.

 

Tutkunu, tutsağıydım

içimde hüküm süren

sınırsız özgürlüğün.

 

Bu yüzden kabulümdü

dokunulmazlığı ellerinin

kabulümdü

çileleri mevsimin

ışıksızlığı, ürpertileri

yokluğun bile

hepsi kabulüm.

 

Omuzlarımda

saman sarısı

kırıntıları kalmış

güneşin

bilmem hangi günden

sanırım üşümeyişim

bu yüzden…

 

Yürüyorum öylesine…

Yağmur öncesi

burnumda denizlerin kokusu

hiçbir şey düşünmeden…

Acaba öfkelerimi kimler aldı?

Gülüşlerim kimden?

2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zaman, aşk o zaman

 

Yol bilecek

usulünce yürüyüşünden

ağaç hissedecek gelişini

ayağının tedirginliğinden

hava nefesinden

toprak incitmek istemeyişinden

bilecek.

Ben bileceğim seni

gülüşünden

sevişimden

hasretimden.

Kimse bilmeyecek

zaman sezecek ikimizi

vazgeçemeyişimizden.

2007

Zor

 

lâl akşamlarını içtim

kaybolana dek göklerce

kör karanlığında gecelerin

kandım dudağından suskuya

tam çözecekken sırrını alemin

başkalaştım kendime, sana

başkalaştım da, yandım yıllara…

 

hayalini taşıyamaz fikrim

dermanı yok ki şiirimin

hep seni istemişim

seni özlemişim hep ne yazar

beklemeye sabrı tükettim.

alacağın olsun

bir çıkıp gelivermedin…

 

vazgeçtim dese yüreğim

inkar etse seni dilim ne yazar

tövbem olmalıydın içince içimde

her şeyim ve hiçbir şeyim yerine

aslında biliyor musun, zorum

seninle değil derdim, kendimle

ne severmişim be ben de sevince…

2007

Beklerken

 

bir adam geçiyor yanımdan

ağzına piyano kaçmış da

dudaklarının arasında

bir varmış bir yokmuş dişleri

gözleri mızıka çalıyor muzip

serseri mi serseri

pencereyi kapattı bir kadın hışımla

kocaman bakıyor bir şey görmüş gibi

bildiğin yağmur yok bi şey abla

karşımda bir minare

üstü var altı yok gibi

sonrası bir deniz havası

o kadar oluyor buralarda anca

bir otobüs dar sokakta

ardını toparlamaya çalışıyor

ıkına kıvrıla

genç biri öfkeyle bağırıyor

birine anlayamadım niye

aklımdan bir balık tutayım dedim

ıslak kediye

dönüp arkasını gidiyor

kadın pencerede yine

göz göze geliyoruz

otobüs diyorum

pencereyi vuruyor yüzüme

 

Mart 2017

 

 

 

 

 

Şakir

 

mart ayında menekşeler çiçek açmıyor

sardunya da

göğüm

güneşsiz ve yağmursuz

mavisiz

soluksuz kurşuni içim

içim geçiyor

çıplak kirli ayaklı bir akşam

yürüyor karların üstüne

yitiyor günüm

rüzgar uzaklarda bir dost

gözlerimden marmarada bir mevsim

geçiyor

kayaları pataklıyor köpükleri

tuzum, buzum geliyor

“limonu, maydonozu bol

çoban salatası alayım bir de

şakir nerde?”

 

Mart 2017

(Not: Martın 30’u itibariyle çiçek açan sardunyadan özür dilerim.)

Akdeniz Mavisi

 

akdeniz yüzüm, giysim, bedenim

gözlerim en çok

akdeniz baktığım her şey biraz.

kavanozda turuncu bir esaretin

voltası yelkovan.

akdeniz

doğrudan içine içine yine

içime oradan

yüreğime

esmeleri, sızmaları

mavişin.

baktığım her yer onun biraz

biraz diyorum, zaman çünkü

gerçek bir zaman, azaltan.

eskimiş ışıklı bir gecenin

turunç saçlarını örmüştüm hayallerimle

aynı bakışlar için

ve yalanlarının içtenliğine tavdım

hatırlıyorum.

turuncu bir esaretin

tıkırtısı camda

kafası kocaman

gözleri de

ve bomboş bakar

tutkusuz.

yürek aynı yürek

ama

boş verdim

kapadım gözlerimi

duygusuz.

 

içim akdeniz.

 

Mart 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Öznesi Aşk

 

bir kuş uçumu yol karşı uzak tepeler

eteklerinde yeşile devinim

aklımdan geçen baharın kıpırtısı.

yıldızlara bakmazsan hiç yıldızın olmaz

sevmezsen ayrılığın da.

derin bir uykuya dalmak

birbirine hiç uyanmamacasına

ayrılık

ki konu o değil

öznesi aşk.

bir kuş uçumu yol

akşam kızılı tepelerde

yürüyor, koşuyor, sevişiyor…

ayak izleri dudak izlerine karışıyor

antika sokaklarında zamanın

asırlanmış deniz kokusu nefesler

çınaraltı taburelerinde çay, susku

kimi görsen neye baksan

aşk hepsi

yok olmak birbirinde

aşk bu.

 

Mart 2017

Yitik Kadınlar

 

İsli bir balığa çatal atılırken

göz göze gelinince mahçup olunur

bir tuhaf olunur bir an

sisli bir hatıra canlanır

eski zaman meyhanesinde.

Gülüşü midye karnında inci

dudağında aşk, lirik

neye dokunsa bir ceylanı sever

elleri uzak ve narin.

Öpülmez mi, sevilmez mi

bir kadeh de ona

içilmez mi

şimdi?

İçilir.

Sarhoşlar ayılır

daha bir güzelleşir iyiler

kötüler iyileşir

yürekler onun yüreği

öyle gelir hala bana.

Sandalyesi boştu mutat

yalnız gözleri geldi bir vakit

tanıdık bildik sürmeli

lakin eskisi gibi bakmaz

iyi bilirim ben o gözleri.

Mahçup oldum, bir tuhaf oldum

geçenlerden ve aklımdan geçenlerden

dünya değişmiştir artık anlaşıldı

zaten burası da oraya hiç benzemez

mekan, zaman, kadın tekmil yitik

adam apayık şimdi.

Değişmeyen, bitmeyen bir ben

bir de şu kedi, kuruldu sandalyeye

galiba aynı sülaleden

dikkat kesilmiş yüzüme

çıkaracak gibi beni bir yerlerden

aman dur çıkarma, hey garson hesap canım

bekliyorum, çok sıkılıyorum

hesap bile gelmiyor

bir yüzlük bıraktım masaya

bir göz kırptım kediye

çıkıp gittim.

 

Mart 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günlerden Pazar

 

Unutmadan yazıyorum.

 

Usulca geldim beşyüzseksensekizle.

 

Fakat inişim sonra koşuşum inanamazsınız beni de şaşırttı, yolcular da belki anlam verememişlerdir böyle tatil gününde, belki de kimse farkında değil içimdeki telaşların.

 

Şimdi en iyisi baştan anlatayım.

 

Günlerden Pazar hasta ziyaretine gitmeye yeltendim, içime ukde olup duruyor durumu kötü, gitti gidiyor dedikçe, eski mahalleme arkadaşımın annesine, çocukluğuma bu bahaneyle. Sokağımı, parkımı, çarkımı göresim kabardıkça kabarıyor içimde bir dağ oldu.

 

Otomobil kullanmıyorum böyle daha özgürüm, daha çok geziyorum oysa özgürlük sandım bir arabaya atlayıp her yere onunla gitmeyi, esaretmiş, dünyalarımızı küçülten, yeni anladım.

Aradım arkadaşımı İstanbul’a dönmüş, dedi iki gün sonra geleceğim o zaman gel hem de görüşürüz.

 

Çok işim vardı anlayacağınız bir anda hiç işim kalmadı.

 

Zaten babam öleli işlerimin dörtte üçü bitmişti, ah babam işli güçlüydü benimle, neredesin, ne yapıyorsun, gelsene…

 

Sonra çarşıya gidecek kitapçıyı gezecek vaktim oldu, bakıyorum hazine dairesinde pırıltılı elmaslar, altınlar, pırlantalar, birini bırakıp birini alıyorum, bıraktığımı tekrar alıyorum, hepsini yutasım var.

 

Orada şeye rastladım, şeye ya adı gelmiyor aklıma. İçten gülümseyip selam verdim, o da aynı şekilde fakat tanımadı beni, bozuntuya vermedim ama nasıl tanımaz acaba çok mu değiştim diye bir kaygıya kapıldım, fazla da görüşmedik ki aslında isimlerimiz daha çok dolanan ortada bak onu da, ismini yani, hatırlayamıyorum bile, gelir aklıma neyse.

 

Uzatmayalım epeyce vakit geçmiş elimde bir şiir kitabı altı liraya, atladım metroya başladım okumaya bir durak sonra Artvin’de indim aklım kitapta kaldı.

 

Bu sefer yolum uzun ringe bindim rahatça okuyabilirim epeyce, tekrar baştan başladım, güzel şeyler olacak gibi. Okuyorum, tanıdık duygular bazen benimkilere benziyor, şaşırtıcı sonra. Ne güzel diyorum kimsenin yüzünde manalar aramıyorum kitabımdayım. Kimse benim yüzümü gözlemiyor, tabi canım kitap okuyan biri saygındır sonra.

 

Bir durakta duruyoruz, Gaziantep. Entepliyim derdi eskilerden yaşlı bir amca, kimi Ayıntap dediğini de anımsıyor gibiyim. “Işıltılı kaynak” demekmiş, her şey olup bittikten sonra baktım anlamına. Her neyse, nerede kaldığımı unutmamak için bir işaret kendimce, işte o sayfadayım.

 

Bir ağlama nöbeti, tutamıyorum kendimi, yanımdakine baktım genç bir delikanlı kulaklığı kulağında, telefonuyla alakalı iyi dedim farkında değil durumumun fakat benim sinirlerim mi bozuk bu halim ne? Sağ elimle ağzımı kapatıyorum, yalandan öksürüyorum, gözlerimden yaşlar süzülüyor, gözlüğüm var görmezler diyorum niyeyse, gören görsün benim elimde mi ağlamak, ağlamamak. Sonra, o durakta göğe bakıyorum istemsiz, istemsiz değil aslında o sayfadaki şiir bak dediği için. Öyle bir şey oluyor ki mucize gibi bir şey yani,  çocuklar göğü boyamışlar adeta, apaydınlık ve bir uçurtma öyle yüksek, öyle süzüm süzüm süzülüyor, korkusuz ve titriyor sevinçten, buradayım beni gör der gibi.

 

Bir şey görmek için bir yere bakıp görmek ya da görememek başka, bir yere bakıp ummadığınız bir şeyi görmek çok başka, seviniyorum, güçleniyorum birden, bu iyi bir işaret, her şey yerli yerine oturuyor.

 

Uyar, uymaz mı hiç, bunların hepsi aklıma, fikrime çok güzel uyar. Neden okumadım bugüne kadar beyefendiyi, benim ayıbım ne kadar çok şey yaptım sanıyorum, ne kadar çok şeyi yapmadım aslında ama pişmanlığa vaktim yok.

 

İçimi kaplayan sevinç, içimi dolduran dizeler, bir fikir sağanağı taşıyorum her şey geliyor aklıma, aklımın alamayacağı kadar çok şey, adını da hatırladım, mürüvvet, “insaniyet, mertlik, cömertlik, iyilikseverlik” demek.

 

Yarım kalmış tüm şiirleri bitirebilirim

işte öyle koşarak iniyorum

unutmadan yazıyorum.

Şimdi bir mesaj geliyor telefonuma aynen şöyle

– Akşam üstü pazara gitsek mi uygun olursan beş gibi dedim?

– Yok canım bugün pas geç

– Yaaaaa

– Ya kalmadı yoğurt var

– İnince ekmek alır mısın?

– Aluruğk

– Yunis’den bide zeytin al canım o aldığından

– Ok.

 

Bu arada çayı unuttum ocakta, suyu bitmiş kaynaya kaynaya, su koydum yeniden, iyi bir çay çekiyor şimdi canım, içerim birazdan.

 

Kaldığım yerdeyim, tekrar okuyorum, yalnızım, haykırarak ağlıyorum, öyle böyle değil zırıl zırıl,  doya doya ağlıyorum, yine ağlıyorsam bir şey var bunda ama ne var? Bilmiyorum.

 

Sayfalarını kıvıramıyorum, ayraçları da sevmiyorum ayrılığı çağrıştırıyor, günlerden Pazar, Ayıntap.

 

Mart 2017

 

Işıltılı Yol

 

üşümüyorum bugün

günlerden sonra

bir ağacın, kocaman bir ağacın

çırılçıplak dallarını uyandırıyor

bahar

ve yüreğimi

içimdeki divaneye.

suskuya varmadan mevsim

söylemediği ne kalmış?

cevaplamadığı hatta kendince?

okuyorum tekrar tekrar

gözlerim, hafızam bahar…

aklıma yatıyor

uzanıp göğe bakıyorum

içime siniyor nefesim

aynı fikirdeyim hala

değişen hiç bir şey yok.

bilinmezliğin esaretinden değil bu geliş

bir yok oluşa hiç değil bu gidiş

sonsuza uzanan bir söylem

ışıltılı bir yolda yüzbinler; dizeler

tam da anladıkları gibi

hiç unutmayan çocuklar gibi

sevecen, demir gibiler

ve tek bir ses içten

‘sevgi ve dürüstlük’

gerisi lafügüzaf…

korkmuyoruz

üşümüyoruz

biliyoruz çünkü

iksler iks değil

ye’ler apaçık, ze zaman

  • anlaşılmayan bir şey?
  • yok hocam.

 

Nisan 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gitme Bu Akşam

 

batan güneş

gitmeyiver bu akşam kal benimle

kara üzümle buz gibi rakı var

biraz da sızı yüreğimde.

yıldızlar uyanmasın varsın

gece olmasın ölüvermesin kimse

ezberini bozalım zamanın

takılsın ağımıza duruversin bi gece.

 

kenetlenip, kavrulmuş başaklar kadar çok

aydınlık ve candan anlatacaklarım var, çok sana

bir rüzgar kadar gelişigüzel ve tekilim oysa

binbir yöne binbir fikir eser hiç… incitmeden

senden; ışığından olma buğday tarlasında.

herşeysin sen, hayatsın, cansın, adın ekmek

ve hep yetmeksin hiç bitmemek

hakça üleştirerek…

 

kara üzümle rakı var buz gibi

ve hayli sızı yüreğimde

gitme bu akşam gitme kal benimle.

 

Ağustos 2017

O Mahalle

 

bugün senin doğum günün

doğum günün kutlu olsun gülüm.

hala o mahallede oturuyorsunuz

anne, baba, ablalar, senin küçüğün

bir de ufaklık, kalabalıksınız

gülüşüyorsunuz öy..le mutlu.

sonra bir vakit beni özlüyorsun

öğlene doğru her sabah

bizim evin önünden geçiyorsun

ben yolunu gözlerken balkonda

elbisenin çiçekleri etrafa saçılıyor

saçlarının savruluşunu çok seviyorum

kafanı çevirip bakarken bana.

gözlerini bende bırakıp

aşağıdaki bakkala geçiyorsun

bakkal bahane.

sonra tekrar bizim evin önünden

gözlerini alıp, savurup saçlarını

dönüp gidiyorsun

çok seviyorum gözlerini

gözlerin şahane.

öldü dediler senin için

ben hiç inanmadım ki gülüm

sana leylaklar, güller, hanımelleri

horoz şekeri, son trenin düdüğünün sesi

o mahallede oturuyorsunuz hala aklımda

yanakların kırmızı, elbisen kırmızı

hepsi aklımda.

 

12.Eylül.2017

 

(Yitenlerin ve yitmeyen masum sevgilerin anısına)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Teşrinisani

 

ayın biriydi

kasıntı biraz irice

oralı olmadım görmezden geldim önce

kırk yıllık kani, teşrinisani.

sonraları sabah akşam bizim mahellede

sokağı tırmanır telaşlı, sevgiliye koşar gibi

güneş açar.

eli boş, umarsız gözleri, süklüm püklüm inişi

yağmur yağar.

pat diye çarpışırız köşede nefesi yüzümde

bir havalar, bir fiyaka birbirimize niyeyse?

toplasan, çıkarsan iki hayalperest fani hani.

ıssız ve ıslak sokaklar, yapraklar savrulur

ihtiyar ağaçlar kederli, pek bir düşünceli

kim bilir neyi kurarlar? manidar yani.

vakit de dar ama

soğuk bir ıslığı uzatarak ümitle

yürürüz kolkola biz iki kafadar

ve gayet bahtiyar niyeyse?

kar atıştırmaya başlar.

 

28/11/2017

Sonra Yağmur Yağsın

 

aç gözlerini beni düşün

ya da yum ağlama

ölümsün, ölümsüzlük hem de

düşüm, özgürlüğümsün, düşün…

masmavi bir membağın içinden

köpüren sular gibi

bulutlar boya bana aklından

yuvarlak, gelişigüzel ve ak

alla, morla parmaklarının ucuyla

usulca dokunarak

griler kat, siyah at biraz

sonra yağmur yağsın.

beyazlar, kırlar ve dahi kapkaralar

alı, al, moru morlar, sırtları ıslak

koşuyor, uçuyorlar gaibe

tozu dumana katarak.

post modern, aşk eski; sır değil ikimize

bakışın yankılanır içimde

lakin dimdik duran ne varsa devrilmekte

yılkı bir yalnızlığa evrilmekte zaman

-soğuk ve karanlık-

çığlık çığlığa susku, dinle…

bulutlar boya bana aklından bembeyaz

hemen gitme dur biraz

şimdi nokta kadar mavi bir ışık yak

mayası olsun sabahın

anlamayan kalmasın

yolcu kalmasın.

 

20.01.2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne Zaman Kızılay’a Çıksam

 

Gün yok ki rastlamayım

Güven Park’ta, Kumrular’da

yahut patapat patika yolda

o beni göremez telaşlı

koşar Bakanlığa.

Sonra çocuk oluveririm hemen

yetişir peşinden çekiştiririm ceketini

sımsıkı tutar minicik elimden

meydana doğru yürürüz…

Emin olmak ister gibi orada mı?

Kaldırıp kafamı bakarım ikidebir

bir dağ gibi durur ve beni gözler

bilir her şeyi gözlerimden hisseder

karşıya geçmeden bir simiti böler ikimize

dünyalar mı bizim bilmem?

Öyle mutlu, öyle güçlü yürürüz

yürürüz işte…

Bizim sokak, yokuştu, uzundu Maltepe’de

çocuk aklım koyverdim bir gün aşağıya

kocaman bir ayak bastı tornetimin ucuna

durduruverdi, durmam imkânsız uçuyordum oysa

tuttuğu gibi kulağımdan tornistan.

Büyüdüm az biraz, kız arkadaşımla buluşacağım

Karamürsel’in önünde görüverdi beni

‘ne işin var buralarda’ haydi doğru okula.

Ah çocuk ne zaman Kızılay’a çıksam

imkânsız bir buluşma gerçekleşir

sen, ben ve babam.

Nereye kayboldun çocuk, konuşuyorduk?

Esmer, bıyıklı, heyecanlı biraz, gözlükleri iri

kırklı yaşlarda güzel bir adam

-olur mutlaka her zaman-

ah babam ne zaman Kızılay’a çıksam.

 

18.02.2018

 

Bekir Mutlu Gökcesu

Bu kitabın her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir